Kâdılık yapan sahâbîlerden:
EBÜDDERDÂ
Ebüdderdâ hazretleri, Bedir seferi
sırasında Müslüman oldu. Önceleri puta tapardı. Bir gün Ebüdderdâ’nın
ana bir kardeşi Abdullah bin Revâha ile Muhammed bin Mesleme,
Ebüdderdâ’nın bulunmadığı bir sırada evine girerek putunu kırdılar.
Niye mâni olamadın?
Ebüdderdâ, eve dönünce, hem putun kırıklarını topluyor, hem de diyordu
ki:
- Yazıklar olsun sana! Ne diye seni kıranlara mâni olmadın? Onları ne
diye üzerinden defedemedin?
Zevcesi Ümmüdderdâ dedi ki:
- Eğer o, bir kimseye fayda verebilse veya gelecek bir zararı
önleyebilse idi, kendisine gelen zararı önlerdi!
Ebüdderdâ, bunun üzerine, “Gusletmek için bana su hazırla!” dedi.
Yıkandı. Elbisesini giydikten sonra, Peygamberimizin yanına gitmek üzere
yola çıktı.
Ebüdderdâ gelirken, Abdullah bin Revâha Peygamberimizin yanında
bulunuyordu. Dedi ki:
- Yâ Resûlallah! Bu gelen Ebüdderdâ’dır. Ben onun, bizi görmek için
geldiğini sanıyorum!
- O, Müslüman olmak için geliyor. Çünkü, Rabbim, Ebüdderdâ’nın
Müslüman olacağını bana va’detti!
Ebüdderdâ Resûlullah efendimizin huzûrunda Müslüman oldu. Ebüdderdâ’nın
ev halkı ise kendisinden önce Müslüman olmuşlardı.
O Müslüman olmadan önce Bedir savaşı yapılmıştı. Uhud savaşında ve diğer
savaşların hepsinde bulundu. Uhud savaşında gösterdiği cesâret ve
kahramanlığı çok dikkati çekmiş, Peygamberimiz onun için, “Ne
mükemmel süvâridir” buyurarak methetmiştir.
Ebüdderdâ, Peygamberimizin zamanında Kur’ân-ı kerîmi tamamen
ezberlemiştir. Âyet-i kerîmelerin çoğunun tefsîrini bizzat Peygamber
efendimize sorarak öğrenmiştir.
İlim öğretmekle meşgul oldu
Ebüdderdâ, Peygamberimizin vefâtından sonra Medîne’de kalmaya tahammül
edememiştir. Hz. Ebû Bekir zamanında, Yermük savaşında, ordu kâdısı
olarak bulunmuştur. İslâm tarihinde ilk defa ordu kâdılığı yapan o
olmuştur. Hz. Ömer devrinde izin istiyerek Şam’a gitmiş, orada Kur’ân-ı
kerîm ve ilim öğretmekle meşgul olmuştur.
Şam’da Câmi-i Kebîr’de verdiği bu derslerine pek çok sayıda talebe
katılırdı. Talebelerine onar kişilik halkalar halinde ders verirdi. Her
ders halkasını ayrı ayrı kontrol ederdi. Bir defasında talebeleri
sayıldığında binaltıyüz civârında oldukları görülmüştür. Bu derslere
Eshâb-ı kirâmdan da katılanlar olmuştur. Ebüdderdâ ayrıca tabâbet ilmini
de bilirdi. Hastalarını tedâvi eder, gerekli ilâçları yapardı.
Şam’a vâli tâyin edilen Hz. Muâviye, halîfeden bir kâdî istemişti. Hz.
Ömer de, “Bu vazîfeyi en iyi Ebüdderdâ yapar” buyurarak, vazîfenin ona
verilmesini emretti. Bu vazîfesi sırasında da ilim yaymaya devam etti.
Birgün, Ebüdderdâ hazretlerine bir kişi gelerek dedi ki:
- Yâ Ebüdderdâ! Benim büyük bir hastalığım var. Bunun tedâvisinde bana
yardımcı ol!
- Hastalığın nedir?
- Benim kalbimde dünyaya karşı aşırı sevgi var. Dünya, âdetâ kalbimi
işgâl etmiş. Kıldığım namazlarda nûr göremiyorum. İbâdetlerimden bir
tat, lezzet alamıyorum.
- Ey kişi, senin hastalığın hastalıkların en büyüğüdür. Bunu,
hemen tedâvi etmelisin! Yoksa, Allah korusun îmânını da kaybedebilirsin!
- Yâ Ebüdderdâ, ne olur beni bu hastalıktan kurtar!
Hasta ziyâretine git
Ebüdderdâ hazretleri bu kişiye şu nasîhatı yaptı:
- Sık sık hasta ziyâretlerine git! Cenâze namazlarında bulun!
Kabirleri ziyâret et! Bu üç şeyi muntazam yaparsan bu hastalıktan
kurtulursun. Sendeki dünya sevgisi yok olur, kalbin nûrlanır, basîret
gözün açılır.
Bu kişi bildirilen üç şeye bir müddet devam etti, fakat kendi hâlinde
herhangi bir değişiklik hissetmedi. Üzüntülü bir şekilde tekrar
Ebüdderdâ hazretlerine gidip dedi ki:
- Ey Ebüdderdâ! tavsiyelerini aynen yerine getirdim. Fakat kendimde
hiçbir değişiklik görmüyorum. Ne olur beni bu hastalıktan kurtar!
Ebüdderdâ hazretleri şöyle buyurdu:
- Öyle ise sen, cenâzeye bir hayvan ölüsüne gider gibi gitmişsin! Şimdi
söyliyeceklerimi iyi dinle! Hasta ziyâretlerine gittiğin vakit, birgün
senin de onun gibi zayıf, hâlsiz, yatağa uzanmış olacağını düşün! Bir
yudum suyu bile eline alıp içemiyecek, başkalarının yardımı ile
içebileceksin!
Bütün bu gerçeklere rağmen hâlâ dünyaya bağlanmaktaki maksadın ne?
Görüyorsun ki, dünya zenginliği, insanın bu hâle gelmesine mâni
olamamaktadır. Bunları, hastanın yanında düşün ve nefsine şöyle de:
“Şunun hâline bak, ibret al! Senin de sonun budur! O hâlde dünya
muhabbetinden elini çek!”
Cenâze namazına gittiğin zaman düşün ki, bu kimseyi, bütün dünya
ni’metlerinden ayırmışlar, tabutun içine koyup musalla taşının üzerine
bırakmışlar. Yakınları, çok sevdiği ve bütün ömrünü onlar için harcadığı
çocukları onu geriden seyrediyorlar.
Hastalıktan kurtuldu
Mezarlığa vardığında, kabirde yatanların hâlini düşün! Birgün sen de
onlar gibi olacaksın. Nâzik bedenin çürüyüp böceklere yem olacaktır.
Ey kişi, işte üç şeyi yaparken bunları düşünüp, kendini bunların yerine
koyarsan, kısa zamanda bu tehlikeli hastalıktan kurtulursun.
O kişi, bu nasîhatlara aynen uydu. Kısa zamanda bu hastalıktan kurtuldu.
Dünyadan tiksinmeye başladı. Kalbi nûrlandı. Basîret gözü açıldı. Hakkı
bâtıldan ayırdı. Bundan sonra bütün ömrünü, âhıreti düşünerek, ona
hazırlanmakla geçirdi.
Ebüdderdâ hazretlerini gördüğünde dedi ki:
- Allah senden râzı olsun! Kalb gözümün açılmasına, gerçekleri görmeme
vesîle oldun.
Ebüdderdâ hazretleri, hastalandığı zaman, dostları ziyâretine gelerek
dediler ki:
- Hastalığın nedir?
- Günâhımdır!
- Arzûn nedir?
- Cennettir!
- Sana bir tabîb çağırmayalım mı?
- Beni tabîb hasta yaptı.
Halka ilân et
Abdullah bin Selâm’ın oğlu Yûsüf şöyle anlatmıştır:
“Ebüdderdâ vefât edeceği sırada ben yanında idim. Bana dedi ki:
- Kalk benim vefât etmek üzere olduğumu halka ilân et!
Ben kalkıp insanlara durumu bildirdim. İşitenler evine geldiler. Evin
içi-dışı insanlarla doldu. Sonra, “Beni dışarı çıkarınız” demesi üzerine
dışarı çıkardık. “Beni oturtunuz” dedi. Oturttuk. Evinde toplanan büyük
kalabalığa karşı şöyle dedi:
- Ey insanlar Resûl-i ekremden işittim ki, şöyle buyurdu:
(Kim kusûrsuz ve noksansız bir abdest alır, sonra da tam bir
ihlâs ile namaz kılarsa, Allahü teâlâ onun istediklerini ona ihsân
eder.)
Ebüdderdâ, bundan sonra gelenlere namazla ilgili bir miktar daha
nasîhatta bulundu. Son sözleri bunlar oldu.”
Peygamber efendimiz Ebüdderdâ’nın ilimdeki gayretini övmüş ve;
- Her ümmetin bir hakîmi vardır. Bu ümmetin hakîmi de
Ebüdderdâ’dır, buyurmuştur.
Mu’âz bin Cebel de vefât ederken, talebesi Amr bin Meymûn’a,
Ebüdderdâ’nın ilminden istifâde edilmesini vasiyet ederek buyurmuştur
ki:
- Yeryüzü ondan daha âlim bir kimse taşımadı.
Ebüdderdâ, herkese iyilikle muâmelede bulunurdu. Kızgınlıkları ve
kırgınlıkları yatıştırır, hep güleryüz gösterirdi. Kimseyi incitmez,
kimseden incinmezdi. Çok tok gönüllü ve cömert idi. Kendisini ziyârete
gelen her misâfire çok ikrâmda bulunur, bizzat kendisi hizmet ederdi.
İlmi, takvâsı, üstün ahlâkıyla ve daha birçok vasıflarıyla çok sevilmiş,
hürmet gösterilmiştir.
Onu kötülemeyiniz!
Ebüdderdâ hazretleri; bir şahsın işlemiş olduğu bir kötülükten dolayı,
insanlar tarafından sövülüp, kötülendiğine tesâdüf etti. Oradakilere
dedi ki:
- Bu adam bir kuyuya düşmüş olsaydı, siz onu çıkarmak istemez miydiniz?
- Evet çıkarmak isterdik.
- Öyle ise, onu kötülemeyiniz, dil uzatmayınız, onun işlemiş
olduğu kötülükten sizi korumuş olan Allahü teâlâya şükrediniz.
- Sen ona buğzetmez misin?
- Ben onun kendisine değil, yaptığı fenâlığa buğzederim.
Ebüdderdâ’nın hanımlarından Hayre binti Hadred, Ümmüd Derdâ el-Kübrâ
lâkabıyla meşhûr olup, kadın sahâbîlerdendir. Fıkıh ve hadîs ilminde
âlim bir kadındı. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîfler altı meşhûr hadîs
kitabında yer almıştır. Bilâl, Yezîd, Derdâ ve Nesîbe adlarında dört
çocuğu vardı.
Hanımı Ümmüd Derdâ şöyle anlatmıştır:
“Ebüdderdâ birşey anlatırken ve bir hadîs-i şerîf naklederken dâimâ
tebessüm ederdi. Bir gün sebebini sordum. Dedi ki:
- Resûl-i ekrem efendimiz her hadîs-i şerîf söyledikçe tebessüm ederdi.”
Hadîs dinlemek için geldim
Bir gün Medîne’den, Ebüdderdâ hazretlerini ziyâret için bir zât geldi.
Ebüdderdâ hazretleri o zâta, niçin geldiğini sordu. O da, “Sizin
Resûlullahtan işittiğiniz hadîs-i şerîfleri rivâyet ettiğinizi duydum.
Onun için geldim” dedi. Ebüdderdâ hazretleri tekrar sordu:
- Ticâret için falan gelmedin mi?
- Hayır.
- Başka bir işin veya ihtiyacın için mi geldin?
- Sadece hadîs-i şerîf almak üzere geldim.
Bunun üzerine Ebüdderdâ hazretleri buyurdu ki:
- Pekiyi, o hâlde dinle! Resûl-i ekrem efendimizin şu sözleri
söylediğini duydum:
(Bir insan ilim kazanmak için bir yola giderse, Allahü teâlâ ona
Cennete doğru bir yol açar. Melekler, ilim talebesinden memnun oldukları
için kanatlarını onların üzerine gererler. İlim sahipleri için,
yerdekiler ve göktekiler magfiret niyâz ederler. Denizin diplerindeki
balıklar bile ona duâ ederler.)
(Âlimin âbid üzerindeki üstünlüğü, ayın yıldızlara üstünlüğü gibidir.
Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Bunlar para peşinde koşmazlar. İlme
koşarlar. Onun için, onlar ilimden ne kadar fazla pay almak mümkünse o
kadar alırlar.)
Yolcuyum gideceğim
Bir defasında Ebüdderdâ hazretlerinin evine bir zât uğradı. O zâta dedi
ki:
- Eğer burada kalacaksan sana bir yer hazırlayayım, yolcu isen, geçip
gideceksen sana azık hazırlayayım.
- Yolcuyum, gideceğim.
- Öyle ise sana en güzel azığı hazırlayayım. Bundan daha kıymetli azık
olsa idi, onu da sana verirdim.
Ebüdderdâ hazretleri sonra şöyle devam etti:
- Bir gün Resûlullah efendimizin huzûruna gitmiştim. “Yâ Resûlallah!
Zenginler dünyayı da âhıreti de kazandılar. Onlar hem namaz kılıyor, hem
oruç tutuyor, hem de sadaka verebiliyorlar. Fakat biz fakîr olduğumuz
için sadaka veremiyoruz” dedim.
Bunun üzerine Resûl-i ekrem efendimiz şöyle buyurdu:
- Sana bir şey söyleyeyim mi? Sen onu yapınca kavuştuğun şeye,
ancak onu yapanlar kavuşabilirler. Yapmayanlardan hiçbiri ona
yetişemezler. Her namazdan sonra 33 kere Sübhanallah, 33 kere
Elhamdülillah, 33 kere Allahü ekber söyle!
Bir defasında Kureyşten bir zât ile Ensârdan bir zâtın aralarında bir
mesele olmuştu. Ensârdan olan zât, Hz. Muâviye’ye gidip şikâyet etti.
Hz. Muâviye helâllaşmalarını tavsiye etti. Fakat şikâyet eden kabûl
etmedi. Hz. Muâviye, o zâta Hz. Ebüdderdâ’yı göstererek dedi ki:
- Bu zâta sor!
O kimsenin sorusu üzerine Ebüdderdâ şöyle dedi:
- Resûl-i ekremden işittim. “Bir Müslümanın bedenine bir zarar
gelir de, buna sebep olanı, affeder, hakkını helâl ederse, Allahü teâlâ
onu bir derece yükseltir. Onun bir hatâsını affeder” buyurdu.
Kalbimle kavradım
Bunu dinleyen zât, Ebüdderdâ’ya bakarak sordu:
- Sen bunu bizzat Resûl-i ekrem efendimizden duydun mu?
- Evet, kulaklarımla işittim. Kalbimle kavradım.
- O hâlde ben şikâyetimden vazgeçiyorum, hakkımı da helâl ediyorum.
Ebüdderdâ hazretleri bir gün Şam’da mescidde oturuyordu. Bir kişi
mescide girdi ve şöyle duâ etti:
- Yâ Rabbî! Yalnızlıkta bana yardımcı ol, garipliğimde bana acı, bana
azîz ve sevimli bir dost ihsân et!
Ebüdderdâ bu sözlerini duyunca, o zâta dönüp şöyle dedi:
- Resûlullah efendimizden işittim. Buyurdu ki: “İnsanlar içinde
kendine zulmedenler var, bunlar gam ve keder içindedirler. İnsanlar
arasında isrâftan sakınanlar var, bunlar iktisatlı ve mutedil hareket
ederler. Bunların hesâbı kolaydır. Ayrıca, insanlar arasında hayır
işlemek için yarışanlar var. Bunlar hesapsız Cennete girerler.”
Peygamberimiz; Selmân-ı Fârisî ile Ebüdderdâ’yı kardeş yapmıştı.
Selmân-ı Fârisî, bir gün, Ebüdderdâ’yı ziyârete gitti. Ebüdderdâ,
Selmân-ı Fârisî’ye yemek getirterek dedi ki:
- Ben, oruçluyum. Buyur, sen ye!
Selmân-ı Fârisî de dedi ki:
- Sen yemedikçe, ben de, yemem!
Şimdi kalk artık!
Ebüdderdâ da, onunla birlikte yemek zorunda kaldı. Geceleyin namaza
kalkmaya davranınca, Selmân-ı Fârisî, ona, “Yat, uyu!” dedi. O da, yatıp
uyudu. Bir müddet sonra, yine namaza kalkmaya davrandı. Selmân-ı Fârisî
tekrar, “Yat, uyu!” dedi. O da yatıp uyudu. Sabah namazı vakti girince,
Selmân-ı Fârisî, ona, “Şimdi, kalk artık!” dedi. Kalktılar. Sonra
Selmân-ı Fârisî, ona dedi ki:
- Senin üzerinde bedenin hakkı var! Rabbinin hakkı var! Misâfirinin
hakkı var! Âilenin de, hakkı var! Oruç tut, iftâr da, et! Namaz kıl!
Âilenin yanına da, git! Sen, her hak sahibine hakkını ver!
Abdest alıp sabah namazının sünnetini kıldıktan sonra farzını kılmak
üzere mescide gittiler. Namazdan sonra, durumu Peygamberimize
anlattılar. Peygamberimiz buyurdu ki:
- Selmân, ilimle doldurulmuştur, doğru söylemiş, doğru yapmış!
Ebüdderdâ’nın bildirdiği hadîs-i şerîflerden bir kısmı da şunlardır:
(Cömertlik, îmânın sağlamlığından gelir. Îmânı sağlam olan
Cehenneme girmez. Cimrilik de şek ve şüpheden gelir. Şüphe içinde olan
Cennete giremez.)
Birgün Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
- Cum’a günleri bana çok salevât getirin! Okunan salevât bana
hemen bildirilir.
Öldükten sonra da bildirilir
Bunun üzerine, “Öldükten sonra da bildirilir mi?” diye sorulunca,
Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
- Evet, ben öldükten sonra da bildirilir. Çünkü, toprağın
peygamberleri çürütmesi harâm kılındı. Onlar kabirlerinde diridirler,
rızıklandırılırlar.
Bir gün Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
- Ey Ebüdderdâ! Cehennem ehlinin kimler olduğunu sana bildireyim
mi? Her böbürlenen, kaba, büyüklük taslıyan, iyiliğe mâni olan kimsedir.
Cennet ehlinin kimler olduğunu sana bildireyim mi? Her fakîr kimse ki,
Allaha yemîn etse, Allah onu doğru çıkarır.
Yine buyurdu ki:
(Din kardeşinin arzû ettiği yemeği ona yediren kimsenin
günâhları bağışlanır. Din kardeşini sevindiren, Allahı sevindirmiş
olur.)
Peygamber efendimiz, günâhkârlara şefâ’at edeceğini bildirince, “Îmânı
olan hırsız ve zânîler de şefâ’ate kavuşacak mı?” diye suâl ettim.
Buyurdu ki:
- Evet, onlara da şefâ’at edeceğim.
Yine buyurdular ki:
(Sizler kıyâmet günü kendinizin ve babanızın adları ile
çağırılacaksınız. Öyle ise çocuklarınıza güzel isimler veriniz.)
(Mîzâna konacak amellerden en ağır geleni, güzel ahlâktır.)
(Bir kimse, kardeşine arkasından duâ ettiği zaman, bir melek, “Allah,
sana da o duâ ettiğin gibi versin” der.)
(Şikâyetinize sebep olan şeyler, amellerinizin bozukluğundandır.)
(Her kim Kehf sûresinin başından on âyet-i kerîme ezberlerse, Deccâlın
ve aldatıcıların şerrinden korunmuş olur.)
(Her hastalığın başı çok yemektir.)
(Dertli mü’minin duâsını ganîmet bilin! Sübhânallahi velhamdülillahi
velâ ilâhe illallahü vallahü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billah,
çok söyleyiniz. Zîrâ onlar sâlih amellerdendir. Ağaçların yaprakları
döktükleri gibi bunlar da hatâları dökerler. Bunlar Cennet
hazînelerindendir.
Kötülüklerin anahtarı
Ebüdderdâ dedi ki:
- Çok sevdiğim bana dedi ki:
(Parça parça parçalansan, ateşte yakılsan bile, Allahü teâlâya
hiçbir şeyi ortak koşma! Farz namazları terketme! Farz namazları bile
bile terkeden Müslümanlıktan çıkar. İçki içme! İçki, bütün kötülüklerin
anahtarıdır.)
Ebüdderdâ hazretleri buyurdu ki:
- Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutmalı, çok sadaka vermeli ve çok duâ ve
istigfâr etmelidir! Çünkü Muhammed aleyhisselâm, (Bu on günün
hayır ve bereketinden mahrûm kalana yazıklar olsun) buyurdu.
Günâh unutulmaz
Ebüdderdâ hazretleri buyurdu ki:
- Dünyada, üç şey için yaşamak isterim: Uzun gecelerde namaz kılmak
için, uzun günlerde oruç tutmak için ve sâlih kimselerin yanında oturmak
için.
- Kötü kimselerle çok düşüp kalkan kimsenin kalbi harâb olur.
- Allahü teâlâyı görür gibi ibâdet ediniz! Kendinizi ölmüş
biliniz! İyilik zâyi olmaz, günâh unutulmaz.
- Hayır, mal ve evlâdı çoğaltmakta değildir. Hayır, kulluk yükünün
büyüklüğünü anlamak, ameli çoğaltmak, insanlarla oyalanmayı bırakıp
Allahü teâlâya ibâdete yönelmektir. Eğer iyilik yaparsan Allahü teâlâya
hamdet, günâh işlemişsen istigfâr et.
- Ardından insanların gelmesinden hoşlanan, Allahtan uzaklaşır.
- Aklında eksiklik olmayan hiç kimse yoktur. Çünkü dünyalıktan eline
birşey geçtiği vakit sevinir, fakat ömrünün azaldığına üzülmez.
- Ölümden sonra neler göreceğinizi, başınıza gelecekleri bilseydiniz,
isteyerek ne yemek yiyebilir, ne de su içebilirdiniz.
- İlminden faydalanmayan, ilmiyle amel etmeyen âlimler, mahşer
günü şiddetli azâba düşeceklerdir.
- Ölümü çok hatırlayan taşkınlıktan ve hasedden kurtulur.
- Bir âlim ilmiyle amel etmedikçe âlim sayılmaz.
- Rabbime karşı tevâzu’ için yokluğu, yoksulluğu severim. Rabbimi
arzûladığım için ölümü severim! Günâhıma keffâret olacağı için hastalığı
severim!
- Kul Allahü teâlâya ibâdetle meşgul olunca, Allahü teâlâ onu sever,
mahlûkâtına da sevdirir.
- Bilmeyene bir kere, bilip de yapmıyana yedi kere yazıklar olsun!
- Îmânın kemâli, başa gelene sabır, kadere rızâ, tam bir tevekkül, ve
Allahü teâlâya teslim olmaktır.
İlmi yaydı
Ebüdderdâ hazretlerinin ismi Uveymir bin Zeyd el-Ensârî el-Hazrecî’dir.
Ebüdderdâ künyesidir. Doğum tarihi bilinmemektedir. Tefsîr, hadîs, fıkıh
ilimlerinde meşhûr sahâbîdir. Bilhassa Kur’ân-ı kerîmi ezberlemiş
olmasıyla ve kırâat ilmini pek çok kimseye öğretmesiyle meşhûrdur.
Şam’da bulunduğu sırada Kûfe’den ve diğer yerlerden çok kimse, Ona fıkhî
mes’eleler sormak üzere gelir, fetvâsını alırdı. Ba’zı sahâbîlerle
birlikte Kıbrıs’ın fethine de katıldı. Ebüdderdâ hazretleri, ömrünü dîne
hizmet etmekle geçirdi. Nübüvvet kaynağından aldığı ilmi yaydı. Hz.
Osman’ın halîfeliğinin son yıllarında, 652 yılında vefât etti.
Geri Dön |