TEDAVİNİN CEVAZI
3949 - Ebu'd Derda radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Allah Teâla Hazretleri hastalığı da ilacı da
indirmiştir. Ve her hastalığa bir ilaç vermiştir. Öyleyse tedavi olun. Ancak
haram olan şeyle tedavi olmayın."
Ebu Davud, Tıbb 11, 3874.
3950 - Ebu Hüreyre'nin Buhari'de gelen bir rivayetinde Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurmaktadır: "Şafi-i Kerim Allah Teâla
Hazretleri, her ne hastalık indirmişse onun devasını da indirmiştir." Ebu Davud
ve Tirmizi'de şu ziyade var: "Tek bir hastalığın ilacı yoktur" dedi. Kendisine:
"O hangi hastalıktır?" diye soruldu da: "İhtiyarlık!" cevabını verdi."
Buhari, Tıbb 1, Ebu Davud, Tıbb 1, (3855); Tirmizi, Tıbb 2, (2039); İbnu
Mace, Tıbb 1, (3436).
3951 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Her hastalığın bir devası vardır. Hastalığın ilacına
rastlanırsa Allah Teâla'nın izniyle hastalıktan şifa bulur."
TEDAVİNİN MEKRUHLUĞU
3952 - Ukbe İbnu Amir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Hastalarınızı yeyip içmeye zorlamayın. Zira Allah Teâla
hazretleri onlara yedirir içirir."
Tirmizi, Tıb 4, (2041); İbnu Mace, Tıbb 4, (3444).
3953 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'a hastalığı sırasında ağzından ilaç içirdik. Bize içirmememizi işaret
etti. Ancak biz (itirazını) hastalarda ilaca karşı görülen nefret (diye)
değerlendirmiş (ve içirmiştik). Kendine gelince: "Bana ilaç vermeyin demedim
mi?" diye bizi payladı. Biz, davranışınızın sebebini: "(Herhalde) hastaların
ilaca gösterdikleri nefret olarak değerlendirdik" diye açıkladık. (Resûlullah,
buna rağmen öfke izhar edip, herkesi cezalandırmak üzere): "İlaçtan içmedik
kimse kalmayacak!" emretti ve: "Abbas hariç hepinizi göreceğim, zira o (bana
zorla ilaç içirirken) yanınızda değildi" buyurdu."
Buhari, Tıbb 21, Megazi 83; Müslim, Selam 83, (2213).
3954 - Abdullah İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Benim tiryak içmem, temime (muska)
katınmam, içimden gelen şiiri okumam aldırmazlık olur."
Ebu Davud, Tıbb 10, (3869).
3955 - Muğire İbnu Şu'be radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Kim vücudunu dağlatır veya rukye yaptırırsa tevekkülü
terketmiş olur."
Tirmizi, Tıbb 14, (2056); İbnu Mace, Tıbb 23, (3489).
RESULULLAH'IN VASFETTİĞİ İLAÇLAR
3956 - Ebu Sa'idi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: "Bir adam Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'a gelerek: "Kardeşim ishal oldu (ne yapayım?)" diye
sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Ona bal (şerbeti) içir!" ferman buyurdu. Adam
içirdi. Bilahare aynı şahıs tekrar gelip: "Ben bal (şerbeti) içirdim. Ancak, bu
onun ishalini artırmadan başka bir şeye yaramadı" dedi. (Adam bu gidip
gelmeleri) üç kere tekrar etti. Sonunda Aleyhissalatu vesselam: "Allah doğru
söyledi. Kardeşinin karnı yalan söyledi (hata etti)" buyurdu. Sonra bir kere
daha içirdi. Bu sefer kardeşi iyileşti."
Buhari, Tıbb 4, 24; Müslim, Selam 91, (2217); Tirmizi, Tıbb 31, (2083).
3957 - Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Ölüm dışında hiçbir hastalık yoktur ki çörek otunda
onun için bir deva bulunmasın."
Buhari, Tıbb 7; Müslim, Selam 89, (2215); Tirmizi, Tıbb 5, (2042); 22,
(2071).
3958 - Sa'd İbnu Ebi Vakkas radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim her sabah acve hurmasından yedi tane
yerse o gün geceye kadar ona ne zehir ne de sihir zarar verir."
Buhari, Tıbb 52, 56, Et'ime 43; Müslim, Eşribe 154, (2047); Ebu Davud, Tıbb
12, (3875, 3876).
3959 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "(Medine'nin Necd cihetinde yer alan) Aliye acvesinde
şifa vardır. O sabahın ilk vaktinde (yenirse) panzehirdir."
Müslim, Eşribe 156, (2048).
3960 - Said İbnu Zeyd radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Mantar kudret helvası cinsindendir. Suyu göze
şifalıdır."
Buhari, Tıbb 20, Tefsir, Bakara 3; Müslim, Eşribe 157, (2049); Tirmizi, Tıbb
22, (2068).
3961 - Tirmizi'de Ebu Hüreyre radıyallahu anh'tan gelen bir rivayete göre,
Halk: "Mantar toprağın çiçek hastalığıdır" demiştir. Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm şöyle söylediler: "Mantar (Allah'ın Beni İsrail'e in'am ettiği kudret
helvası denen) menn'dendir. Suyu göz için şifadır. Acve (denen hurma cinsi)
cennettendir ve zehire karşı şifadır." Ebu Hüreyre ilave eder: "Ben üç veya beş
veya yedi mantar aldım, onları sıkıp suyunu bir şişeye koydum. Gözü hasta olan
bir cariyeme tatbik ettim. İyileşti."
Tirmizi, Tıbb 22, (2068, 2069, 2070).
3962 - Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın zevcelerinden birine hizmet eden
Selma adında bir kadın anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a bir yara
veya bir bere gelecek olsa, bana emrederdi, onun üzerine kına koyardım."
Tirmizi, Tıbb 13, (2055).
3963 - Esma Bintu Ümeys radıyallahu anha anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm bana: "Ne ile (barsaklarını) yumuşatıyorsun?" diye sordu. Ben: "Şübrüm
ile!" dedim.
"Hararet de hararet!" buyurdu. Bunun üzerine ben, sonra sena otunu müshil
olarak kullandım. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bunu öğrenince):
"Eğer ölüme karşı şifa taşıyan bir şey olsaydı bu, mutlaka sena'da olurdu"
buyurdu"
Tirmizi, Tıbb 30, (2082).
3964 - Ümmü Kays Bintu Mihsan radıyallahu anha anlatıyor: "Ben küçük bir
oğlumla birlikte Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın huzuruna girdim. (O sırada
boğazındaki hastalığı sebebiyle çocuğa (i'lâk denen) tedavi uygulamıştım.
"Çocuklarınızın boğaz hastalığını niye i'lak usulüyle (elle sıkarak) tedavi
ediyorsunuz? Size şu ûd-u Hindi'yi (Kust-u Hindi) tavsiye ederim. Zira onda yedi
türlü şifa vardır. Zatü'l-cenb'in ilacı ondadır. Boğaz hastalığına karşı burna
damlatılır. Zatü'l-cenb'e karşı ağızdan verilir."
Zühri merhum der ki: "(Resulullah) bize (ilacın fayda vereceği) iki şeyi
açıkladı, ama beşini açıklamadı."
Buhari, Tıbb 10, 21, 26; Müslim, Selam 139, (1214); Ebu Davud, Tıbb 13,
(3877).
3965 - İbun Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "İsmid'i kullanmaya devam edin. Zira o, sürmelerinizin
en hayırlısıdır. Görmeyi parlatır, saçı bitirir." Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm sürme çekince önce üç kere sağ gözüne çekerdi, onunla başlar, onunla
bitirirdi. Sol gözüne de iki kere çekerdi."
3966 - Bir başka rivayette şöyle gelmiştir: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'ın bir sürmedanı vardı. Her gece şu gözüne üç, öbür gözüne de üç kere
sürme çekerdi."
Tirmizi, Libas 23, (1757); Tıbb 9, (2049); Nesai, Zinet 28, (8, 150); İbnu
Mace, Tıbb 25, (3497); Ebu Davud, Libas 16, (4061).
3967 - Rafi İbnu Hadic radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Hararet, cehennemden bir kabarmadır. Hararetinizi
(soğuk) su ile soğutunuz."
Buhari, Tıbb 28, Bed'ü'l-halk 10; Müslim, Selam 83, (2212); Tirmizi, Tıbb 25,
(2074).
3968 - Tirmizi'nin Sevban radıyallahu anh'tan yaptığı bir rivayet şöyledir:
"(Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Size humma isabet ederse,
humma ateşten bir parça olduğu için, derhal su ile söndürsün. (Şöyle ki:)
Akmakta olan bir nehrin içine girsin Akıntıyı karşısına alıp dursun ve sabah
namazından sonra ve güneşin doğuşundan önce şu duayı yapsın: "Allah'ın adıyla!
Ey Allah'ım, kuluna şifa ver ve Resûlün Hz. Muhammed'in sözünü doğrula!"
Nehre üç gün, üç kere bansın. Üçte şifa bulamazsa, beş, yedi, dokuz (gün)e
kadar çıksın. Zira humma Allah'ın izniyle dokuz (gün)ü tecavüz etmez (şifa hasıl
olur)."
Tirmizi, Tıbb 33, (2085).
3969 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Cibril aleyhisselam bana, bir ilaç öğretti. Bu bütün
hastalıklara devadır. Ayrıca dedi ki: "Ben bu ilacı Levh-i Mahvuz'dan istinsah
edip yazdım." (İlacı şöyle tarif etti:) "Dam üzerinden akmayan yağmur suyundan
temiz bir kaba alırsın. Üzerine Fatiha suresini yetmiş kere okursun. Bir o kadar
da Ayetü'l-Kürsi'yi, bir o kadar kul eûzü bi-Rabbi'n-Nas'ı, Lâ-ilâhe İllallâhu
vahdehu lâ şerike leh. Lehül mülkü ve Lehül hamdü yuhyi ve yümit ve hüve hayyun
lâ yemutu bi-yedikel hayr ve hüve ala külli şey'in kadır'i okur. Sonra yedi gün
oruç tutar ve her gün bu su ile orucunu açar."
Rezin ilavesidir. Kaynağı bulunamamıştır. Cami'u'l-Usûl muhakkakki Abdulkâdir
el-Arnavud: "Zayıflık veya mevzuluk alameti gözükmektedir" der.
3970 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Telbine (denen sütlü çorba) hastanın kalbini
dinlendirir, hüznün bir kısmını götürür."
Buhari, Tıbb 8, Et'ime 24; Müslim, Selam 90, (2216).
3971 - Yine Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm, aile halkından birine humma (rahatsızlığı) gelince hamurdan çorba
yapılmasını emrederdi ve çorba yapılırdı. Sonra hastalara emrederdi ve onlar da
ondan ağır ağır içerlerdi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm der di ki:
"Çorba hüzünlü kimsenin kalbini takviye eder, hastanın kalbinden elemi
çıkarır, tıpkı birinizin, su ile yüzünden kiri çıkarması gibi."
Tirmizi, Tıbb 3, (2040).
3972 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Ureyne kabilesinden bir grup
insan Medine'ye gelmişti. Burası sıhhatlerine iyi gelmedi, hastalandılar.
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm da onları sadaka develerinin bulunduğu yere
gönderdi ve:
"Sütlerinden ve bevillerinden için!" emir buyurdu. Onlar da içtiler ve
iyileştiler."
Tirmizi, Tıbb 6, (2043).
3973 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Şifa üç şeydedir:
- Bal şerbeti.
- Kan aldırma.
- Ateşle dağlama.
Ancak ümmetimi dağlamaktan menediyorum."
Bir rivayette: "Balda, hacamat olmada şifa vardır." denmiştir."
Buhari, Tıbb 3.
3974 - Yine İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kendisiyle tedavi olduğunuz şeylerin en
hayırlısı sa'ut (burun damlası), hacamat (kan aldırma), ledûd (ağızdan damlatma)
ve meşiyy (müshil içmedir.)"
Tirmizi, Tıbb 9, (2048, 2049).
3975 - Zeyd İbnu Erkam radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm, zâtülcenb hastalığının tedavisinde zeytinyağı ve vers'i methederdi."
Katâde derdi ki: "Zeytinyağı ağzın, hastalık hissedilen tarafından
içirilirdi." Bir rivayette: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize,
zâtülcenbten kustu'l-bahri ve zeytinyağı ile tedavi olmamızı emrederdi"
denmiştir.
Tirmizi, Tıbb 25, (2079, 2080); İbnu Mace, Tıbb 17, (3467).
3976 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "İki şeyde ne çok şifa vardır: Sabır ve süfâ."
Rezin tahric etmiştir.
3977 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm hacamat oldu ve hacamatı yapan doktora ücretini ödedi ve ayrıca burun
damlası da kullandı."
Buhari, Tıbb 9; Müslim, Selam 76, (1202); Ebu Davud, Tıbb 8, (3867); Tirmizi,
Tıbb 9, (2048).
3978 - Ümmü'l-Münzir Bintu Kays radıyallahu anha anlatıyor: "Beraberinde Ali
radıyallahu anh olduğu halde Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm yanıma girdi. Ali
bu sırada (geçirdiği bir hastalığın) nekâhet devresinde idi. Evimizde busr
(hurma çağlası) salkımları asılı idi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ondan
yemeye başladı. Ali de yemek üzere kalktı. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
Ali'ye yönelerek:
"Ağır ol, ağır ol! Sen daha nekâhet dönemindesin!" dedi ve Ali bırakıncaya
kadar tekrarladı."
Ümmü'l-Münzir, anlatmaya devam ederek: "Ben arpa ve çöğender otundan yemek
pişirip getirdim. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
"Ey Ali, buyurdular, bundan al, bu sana daha faydalı!"
Ebu Davud, Tıbb 2, (3856); Tirmizi, Tıbb 1, (2038).
3979 - Sehl İbnu Sa'd radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm Uhud savaşı sırasında yaralanınca, Hz. Fatıma radıyallahu anha, mübarek
yüzlerinden kanı yıkamaya başladılar. Ali de Fatıma radıyallahu anhüma'ya su
döküyordu. Fatıma radıyallahu anha suyun kanı gittikçe artırdığını görünce bir
parça hasır aldı. Onu yakıp iyice kül haline gelince yaraya bastı. Böylece kan
da durdu."
Buhari, Cihad 80, 85, 163, Vudû 72, Megazi, 24, Nikah 123, Tıbb 27; Müslim,
Cihad 101, (1790); Tirmizi, Tıbb 34 (2086); İbnu Mace, Tıbb 15 (3464).
3980 - Vail İbnu Hucr radıyallahu anh anlatıyor: "Târık İbnu Süveyd el-Cu'fi
radıyallahu anh, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a hamr (alkollüler) ile
tedavi hususunda sordu. Aleyhissalatu vesselam onu bundan men etti ve:
"Hayır! O, deva değil, derttir!" buyurdu."
Müslim, Eşribe 12, (1984); Ebu Davud, Tıbb 11, (3873); Tirmizi, Tıbb 8,
(2047).
3981 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm zehir ve benzeri her çeşit habis ilaçtan yasakladı."
Ebu Davud, Tıbb 11, (3870); Tirmizi, Tıbb 7, (2046).
3982 - Abdurrahman İbnu Osman et-Teymi radıyallahu anh anlatıyor: "Bir tabib
gelerek Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a ilaç yapımında kurbağayı
kullanmaktan sordu. Resûlullah adamı kurbağayı öldürmekten nehyetti."
Ebu Davud, Tıbb 11, (3871); Nesai, Sayd 36, (7, 210).
3983 - Ebu Keşbe el-Enmâri radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm başından ve iki omuzu arasından hacamat olur ve:
"Kim bu kandan akıtırsa, herhangi bir hastalık için, bir başka ilaçla tedavi
olmasa da zarar görmez!" buyururdu."
Ebu Davud, Tıbb 4, (3859); İbnu Mace, Tıbb 21, (3484).
3984 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm,
boynunun iki tarafındaki damarları ile iki omuzun arasındaki damardan hacamat
olurdu."
Ebu Davud, Tıbb 4, (3860); Tirmizi, Tıbb 12, (2052); İbnu Mace, Tıbb 21,
(3483).
3985 - Tirmizi şu ziyadede bulunur: "(Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm) ayın
onyedisinde, ondokuzunda ve yirmi birinde hacamat olurdu."
Tirmizi, Tıbb 12, (2052).
3986 - Sahiheyn'de gelen bir rivayette şöyle denir: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm hacamat olur, kimseye ücretinde zulmetmezdi."
Buhari, İcare 18; Müslim, Selam 77, (1577).
3987 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Haccm ne iyi kuldur; (fazla) kanı giderir, beli
hafifletir, gözü parlatır."
İbnu Abbas der ki: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Miraç gecesinde,
meleklerden mürekkeb bir cemaate her uğrayışında: "Hacamat olmaya devam et!
Ümmetine de hacamat olmalarını emret!" derlerdi."
Tirmizi, Tıbb 12, (2054).
3988 - Ebu Bekre radıyallahu anh'tan anlatıldığına göre, bu muhterem sahabi,
ailesini salı günü hacamat olmaktan men ederdi. Derdi ki: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Salı günü kan günüdür. O günde bir saat
vardır, kan durmaz."
Ebu Davud, Tıbb 5, (3862).
3989 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Sa'd İbnu Mu'az radıyallahu anh
kolundaki (can) damarından isabet aldığı zaman Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
onu elindeki uzunca bir demir çubukla bizzat dağladı. Ancak yarası tekrar şişti.
Resûlullah da ikinci sefer dağladı."
Müslim, Selam 75, (2208); Ebu Davud, Tıbb 7, (3866).
3990 - Tirmizi'nin Hz. Enes'ten yaptığı bir rivayette, Enes radıyallahu anh
der ki: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, Sa'd İbnu Zürare'yi sivilce
sebebiyle dağladı."
Tirmizi, Tıbb 11, (2051).
3991 - İmran İbnu Husayn radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm bizi dağlama yapmaktan nehyetti. Ancak biz, (ona
başvurmaya zorlayan) durumlarla karşılaştık. Birçok defalar dağlama yaptık.
(Sünnete muhalefetimiz sebebiyle) rahatsızlığımızdan kurtuluş bulamadık."
Tirmizi, Tıbb 10, (2050); Ebu Davud, Tıbb 7, (3865).