408 - Cündeb (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki: "Kim Kitabullah hakkında şehsî re'yi ile söz ederse,
isâbet bile etse hatâdadır.
Ebu Dâvud, İlm, 5 (3652);Tirmizî, Tefsir 1, (2953).
Rezîn şu ilâvede bulunmuştur: "Kim re'yi ile söz eder de hata ederse
küfre düşer."
409 - İbnu Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki: "Kim Kur'ân hakkında ilme dayanmadan söz ederse
ateşteki yerini hazırlasın."
Tirmizî, Tefsir 1, (2951).
410 - Yine Tirmizi'nin bir rivayetinde şöyle buyrulmuştur: "Benim
hakkımda da bildiğiniz dışında sözden kaçının. Kim bana bile bile yalan nisbet
ederse ateşteki yerini hazırlasın. Kim de Kur'ân hakkında re'yi ile söz ederse
ateşteki yerini hazırlasın."
Tirmizi, Tefsir 1, (2952).
KUR'ÂN'IN FAZİLETİNE DAİR
411 - Hâris el-A'ver anlatıyor: "Mescide uğramıştım, gördüm ki halk,
zikri terkedip malâyanî konulara dalmış, konuşuyor. Hz. Ali (radıyallahu anh)'ye
çıkıp durumdan haberdâr ettim. Bana:
-"Doğru mu söylüyorsun, öyle mi yapıyorlar?" dedi, Ben:
-"Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle söylediğini
işittim:
-"Haberiniz olsun bir fitne çıkacak!" Ben hemen sordum:
-"Bundan kurtuluş yolu nedir Ey Allah'ın Resûlü?" Buyurdu ki:
-"Allah'ın Kitabı (na uymak)dır. O'nda sizden önceki (milletlerin
ahvâliyle ilgili) haber, sizden sonra (kıyamete kadar) gelecek fitneler ve
kıyâmet ahvâli ile ilgili haberler mevcut. Ayrıca sizin aranızda (iman-küfür,
taat-isyân, haram-helâl vs. nevinden) cereyân edecek ahvâlin de hükmü var. O,
hak ile batılı ayırdeden ölçüdür. O'nda herşey ciddîdir, gâyesiz bir kelâm
yoktur. Kim akılsızlık edip, O'na inanmaz ve O'nunla amel etmezse, Allah onu
helâk eder. Kim O'nun dışında hidâyet ararsa Allah onu saptırır. O Allah'ın
sağlam ipidir. O, hikmetli olan zikirdir, O dosdoğru yoldur. O, kendine uyan
hevaları koymaktan, kendisini (kıraat eden) delilleri iltibastan korur. Alimler
ona doyamazlar. Onun çokca tekrarı usanç vermez, tadını eksiltmez. İnsanı
hayretlere düşüren mümtaz yönleri son bulmaz, tükenmez, O öyle bir kitaptır ki,
cinler işittikleri zaman şöyle demekten kendilerini alamadılar: "Biz, hiç
duyulmadık bir tilâvet dinledik. Bu doğruya götürmektedir, biz onun (Allah
kelâmı olduğuna) inandık" (Cin 1). Kim ondan haber getirirse doğru söyler. Kim
onunla amel ederse ücrete mazhar olur. Kim onunla hüküm verirse adaletle
hükmeder. Kim ona çağrılırsa, doğru yola çağrılmış olur. Ey A'ver, bu güzel
kelimeleri öğren."
Tirmizî, Sevâbu'l-Kur'ân 14, 2908.
412 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Bir grup, Kitâbullah'ı okuyup ondan
ders almak üzere Allah'ın evlerinden birinde bir araya gelecek olsalar, mutlaka
üzerlerine sekinet iner ve onları Allah'ın rahmeti bürür. Melekler de
kanatlarıyla sararlar. Allah, onları, yanında bulunan yüce cemaatte anar"
Ebu Dâvud, Salât 349, 1455. H; Tirmizî, Kırâ'at 3, 2946 H.; Müslim,
Zikir 38, 2699 H; İbnu Mâce, Mukkaddime 17, 225. H.
413 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm): "Sizden kim evine döndüğü zaman üç adet gebe, iri,
semiz deve bulmayı istemez?" diye sordu. "Hepimiz isteriz" diye cevap verdik.
"Öyle ise, buyurdu, kim namazda üç âyet okusa bu ona, üç iri ve semiz deveden
daha hayırlıdır"
Müslim, Salâtu'l-Müsâfirin, 250 (802).
414 - Ukbetu'bnu Âmir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Biz Suffa'da iken
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (dışarı) çıkarak: "Hanginiz hergün hiç günah
işlemeden ve akrabalık bağlarını da bozmadan Buthân'a veya Akik'e gidip oradan
(zahmete ve masrafa girmeden) iki adet iri hörgüçlü dişi deve tutup getirmeyi
ister?" diye sordu. Biz: "Ey Allah'ın Resûlü bunu hepimiz isteriz" dedik. Hz.
Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "-O halde birinizin mescide gidip orada
Allah'ın kitabından iki âyeti öğrenmesi veya okuması, kendisi için iki deveden
daha hayırlıdır. Üç âyet onun için üç deveden, dört âyet onun için dört deveden
ve okunacak âyetler kendi sayılarınca deveden daha hayırlıdır" buyurdular."
Müslim, Salatû'l-Müsâfirin 251; Ebu Dâvud, Salat 349, 1456 H.
415 - İbnu Mes'ûd (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu
vesselâm)'i dinledim, şöyle diyordu: "Kur'ân-ı Kerîm'den tek harf okuyana bile
bir sevab vardır. Her hasene on misliyle (kayde geçer). Elif-Lâm-Mim bir harftir
demiyorum. Aksine elif bir harf, lâm bir harf ve mim de bir harftir."
Tirmizi, Sevâbu'l-Kur'ân 16, 2912. H.
416 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Cenâb-ı Hakk, Kur'ân-ı Kerim'i (güzel
bir sesle açıktan okuyan bir peygambere kulak ver(ip sevabı bol kıl)diği kadar
hiçbir şeye kulak ver(ip mükâfaat ihsan et)memiştir."
Buhârî, Tevhid 32, 52, Fedailu'l-Kur'ân 19; Müslim, Müsâfirin 232,
233, 234, Ebu Dâvud, Vitr 20; Tirmizi, Sevâbu'l Kur'ân 17; Nesâî, İftitâh 83;
İbnu Mâce, İkâmet 176, (1340).
417 - Buhârî'nin bir rivâyetinde Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)
şöyle buyurmaktadır: "Kur'ân'ı tegannî etmeyen bizden değildir." (Sahabeden
biri, bununla) açıktan okumayı kastediyor demiştir."
Buhârî, Tevhid, 32, 44.
Tegannî: "kıraatın hüzünlü ve dokunaklı kılınmasıdır."
418 - Ebû Umâme (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber
(aleyhissalâtu vesselâm)'in şöyle söylediğini işittim: "Allah, geceleyin Kur'ân
okuyan bir kula kulak verdiği kadar hiçbir şeye kulak verip dinlemez. Allah'ın
rahmeti namazda olduğu müddetçe kulun başı üstüne saçılır. Kullar, ondan çıktığı
andaki kadar hiçbir zaman Allah'a yaklaşmış olmaz."
Ebu'n Nadr der ki: "Ondan" tâbiriyle "Kur'ân'dan" denmek
istenmiştir."
Tirmizî, Sevâbu'l- Kur'ân, 17, 2913 (13).
419 - Ukbe İbnu Âmir (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm)'ı dinledim şöyle diyordu: "Kur'ân'ı cehren (açıktan) okuyan, sadakayı
açıktan veren gibidir. Kur'ân'ı gizlice okuyan, sadakayı gizlice veren gibidir."
Tirmizî, Sevâbu'l-Kur'ân 20, 2920; Ebu Dâvud, Salât 315, 1333; Nesâî,
Zekât 68.
420 - İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Bir adam: "Ey
Allah'ın Resûlü, Allah'a hangi amel daha sevimlidir?" diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm): "Yolculuğu bitirince tekrar yola başlıyan" cevabını verdi. "Yolculuğu
bitirip tekrar başlamak nedir?" diye ikinci sefer sorunca: "Kur'ân'ı başından
sonuna okur, bitirdikçe yeniden başlar" cevabını verdi."
Tirmizî, Kırâat 4, 2949. H.
421 - Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki: "Aziz ve celîl olan Allah diyor ki: "Kim, Kur'ân-ı
Kerîm'i okuma meşguliyeti sebebiyle benden istemekten geri kalırsa, ben ona,
isteyenlere verdiğimden fazlasını veririm."
Tirmizi, Sevâbu'l-Kur'ân 25, 2927.H.
422 - Sehl İbnu Muâz el-Cuhenî (radıyallahu anh) anlatıyor:
"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kim Kur'ân'ı okur ve onunla
amel ederse, kıyamet günü babasına bir tâç giydirilir. Bu tâcın ışığı, güneş
dünyadaki herhangi bir evde bulunduğu takdirde onun vereceği ışıktan daha
güzeldir. Öyleyse, Kur'ân'la bizzat amel edenin ışığı nasıl olacak,
düşünebiliyor musunuz?"
Ebu Dâvud, Salât, 349, 1453.H.
423 - Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki: "Kim Kur'ân'ı okur, ezberler, helâl kıldığı şeyi helâl
kabul eder, haram kıldığı şeyi de haram kabûl ederse Allah, o kimseyi cennete
koyar. Ayrıca hepsine cehennem şart olmuş bulunan ailesinden on kişiye şefaatçi
kılınır."
Tirmizi, Sevâbu'l-Kur'ân 13, 2907 H.
424 - Abdullah İbnu Amr İbni'l-Âs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor:
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kur'ân'ı okuyup ona sâhip
çıkan kimseye (âhirette): "Oku ve (cennetin derecelerine) yüksel, dünyada nasıl
ağır ağır okuyor idiysen öyle oku. Zirâ senin makamın, okuduğun en son âyetin
seviyesindedir" denir."
Ebu Dâvud, Vitr, 20, 1464; Tirmizî, Sevâbu'l-Kur'ân 18, 2915, H; İbnu
Mâce, Edeb 52, 3780 H.
425 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) şöyle buyurdu: "Kur'ân'da mâhir olan (hıfzını ve okuyuşunu güzel
yapan), Sefere denilen kerîm ve mutî meleklerle berâber olacaktır. Kur'ân'ı
kekeleyerek zorlukla okuyana iki sevap vardır."
Buhârî, Tevhid 52; Müslim, Müsafirin 244; Ebu Dâvud, Vitr 14, (1454);
Tirmizî, Sevâbu'l-Kurân 13 (2906); İbnu Mâce, Edeb 52, (2779).
426 - Üseyd İbnu Hudayr (radıyallahu anh)'ın anlattığına göre:
"Geceleyin, (hurma harmanında iken) Kur'ân'dan Bakara suresini okuyordu. Hemen
yakınında da atı bağlı idi. Birden bire atı şahlandı. Bunun üzerine sükût ederek
okumayı bıraktı. At da sükûnete geldi. Üseyd tekrar okumaya başlayınca at yine
şahlandı. Üseyd yine sükût edince at da sükûnete erdi. Az sonra yine okumaya
başlayınca at da şahlanmaya başladı. Oğlu Yahya, ata yakındı. Ona bir zarar
vermesin diye attan uzaklaştırmak için yanına gitti. Bir ara başını göğe
kaldırınca bir de ne görsün! Gökte şemsiye gibi bir şey ve içerisinde kandilimsi
nesneler var.
Sabah olunca koşup gördüklerini Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a
anlattı. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) kendisine: "O gördüklerin neydi
bilir misin?" diye sordu. "Hayır!" cevabı üzerine açıkladı: "Onlar melâike idi.
Senin sesine gelmişlerdi. Öyle ki, sabahleyin herkes onları seyredebilecekti,
çünkü halktan gizlenmiyeceklerdi."
Buhârî, Fedailu'l-Kur'ân 15; Müslim, Müsâfirîn 242, (796).
427 - el-Berâ (radıyallahu anh) anlatıyor: "Bir zat Kehf suresini
okuyordu. Yanında da iki uzun iple bağlı olan atı duruyordu. Derken etrafını bir
bulut kapladı. Ve bu bulut ona yaklaşmaya başladı. At da bu durumdan
huysuzlanmaya, ürkmeye koyuldu. Sabah olunca adam Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm)'a gelip vak'ayı anlattı. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) ona şu
açıklamada bulundu: "Bu sekinet idi, Kur'ân için inmişti."
Buhârî, Fedailu'l-Kur'ân 11; Müslim, Müsafirin 240, 241, (795);
Tirmizi, Sevâbu'l-Kur'ân 6, 2887.H.
428 - Ebu Musa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kur'ân okuyan mü'minin misâli portakal
gibidir. Kokusu güzel tadı hoştur. Kur'ân okumayan mü'minin misâli hurma
gibidir. Tadı hoştur fakat kokusu yoktur. Kur'ân-ı okuyan fâcir misâli reyhan
otu gibidir. Kokusu güzeldir, tadı acıdır. Kur'ân okumayan fâcirin misali Ebu
Cehil karpuzu gibidir, tadı acıdır, kokusu da yoktur."
Buhârî, Et'ime 30, Fedailu'l-Kur'ân 17, 36, Tevhid 57; Müslim,
Müsafirin 243; Ebu Dâvud, Edeb 19, 4329; Tirmizî, Edeb 79; Nesâî, İman 32; İbnu
Mâce, Mukaddime 16, 214 H.
429 - Hz. Osman (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı Kerim'i
öğrenen ve öğretendir."
Buhârî, Fedailu'l-Kur'ân 21; Tirmizî, Fedailu'l-Kur'ân 15, 2909; Ebu
Dâvud, Salat 349, 1452 H.; İbnu Mâce, Mukaddime 16, 211.H.
430 - İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Hâfızasında Kur'ân'dan hiç bir ezber
bulunmayan kişi harab olmuş bir ev gibidir."
Tirmizî, Sevâbu'l-Kur'ân 18, 2914. H. Tirmizi bu hadisin sâhih
olduğunu söylemiştir.
431 - Sa'd İbnu Ubâde (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) Buyurdular ki: "Kur'ân-ı Kerîm'i okuyan bir kimse
sonradan (terkeder ve okumayı) unutursa kıyâmet günü cüzzamlı olarak Allah'a
kavuşur."
Ebu Dâvud, Vitr 21, 1474. H.
432 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Ümmetime verilen ücretler bana
arzedildi. Bunlar arasında bir kimsenin mescidden kaldırıp attığı bir çöp için
verilmiş olanı da vardı. Keza ümmetimin işlediği günahlar da bana arzedildi.
Bunlar arasında, bir kimsenin lütf-i İlâhî olarak öğrenip de sonradan unuttuğu
bir sûre veya âyet sebebiyle kazandığından daha büyüğünü görmedim."
Ebu Dâvud, Salât 16, 461. H; Tirmizî, Sevâbu'l-Kur'ân 19, 2917.H.
433 - İmrân İbnu Husayn (radıyallahu anhümâ)'ın anlattığına göre,
İmrân, Kur'ân okuyan, arkasından da buna mukabil halktan dünyalık taleb eden
birisine rastlamıştı. "İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci'un, deyip arkasından şu
açıklamayı yaptı: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in şöyle söylediğini
işittim: "Kim Kur'ân okursa (isteyeceğini) Allah'tan istesin. Zira bir takım
insanlar zuhur edecek, onlar Kur'ân okuyup, okudukları mukabilinde halktan
(dünyalık) isteyecekler."
Tirmizî, Sevabu'l-Kur'ân 20, 2918.
434 - Süheyb (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki: "Kur'ân'ın haram kıldığı şeyleri helâl addeden kimse
Kur'ân'a inanmamıştır."
Tirmizî, Sevâbu'l-Kur'ân 20, 2919. H.
435 - İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) düşman arazisine Kur'ân-ı Kerîm'le birlikte askeri
seferi yasakladı."
Buhârî, Cihâd 129; Müslim, İmâmet 92, 93, 94, (1869); Ebu Dâvud,
Cihâd 88, (2610); İbnu
Mâce, Cihâd 45, (2879); Muvatta, Cihad 7, (2, 446).
FATİHA SÛRESİ
436 - Ebu Saîd İbnu'l-Muallâ (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ben
Mescid-i Nebevî'de namaz kılıyordum. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) beni
çağırdı. Fakat (namazda olduğum için) icabet edemedim. Sonra yanına gelerek: Ey
Allah'ın Resûlü namaz kılıyordum (bu sebeple cevap veremedim diye özür beyan
ettim). Bana: "Allahu Teâla Kitab'ında "Ey iman edenler, Allah ve Resûlü sizi
çağırdıkları zaman hemen icâbet edin" buyurmuyor mu?" (Enfal, 24) dedi ve
arkasından ilave etti: "Sen mescidden çıkmazdan önce , sana Kur'ân-ı Kerîm'in
(sevapca) en büyük sûresini öğreteyim mi?" dedi ve elimden tuttu. Mescidden
çıkacağı sırada ben: "Sana en büyük sureyi öğreteceğim" dememiş miydiniz? dedim.
Bana: "O sure Elhamdü lillâhi Rabbi'l âlemin dir ki(namazlarda tekrar tekrar
okunan) yedi âyet (es-Seb'u'l-Mesânî) ve bana verilen yüce Kur'ân'dır" buyurdu.
Buhârî, Tefsir 1; Nesâî, İftitah 26; Ebû Dâvud, Vitr 15.
437 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber
(aleyhissalâtu vesselâm), Ubey İbnu Ka'b (radıyallahu anh)'a uğradı. O namaz
kılıyordu... devamını yukarıdaki gibi aynen kaydetti. Ancak şu ziyade var:
"Nefsimi kudret elinde tutan Zât-ı Zü'l-Celâl'e yemin ederim ki, Allah,
Fâtiha'ının bir mislini ne Tevrat'ta, ne İncil'de ne Zebur'da, ne de Furkân'da
indirmemiştir. O (namazlarda) tekrarla okunan yedi âyet ve bana ihsân edilen
yüce Kur'ân'dır."
Tirmizi, Sevâbu'l-Kur'ân 1, (2878).
Tirmizi hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Nesâî'nin yine Ebu
Hüreyre'den yaptığı bir rivayette: "O (Fatiha süresi) benimle kulum arasında
taksim edilmiştir. Kuluma istediği verilmiştir" ziyadesi vardır.
438 - İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Cibril
(aleyhisselam), Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in yanında otururken
yukarıda kapı sesine benzer bir ses işitti. Başını göğe doğru kaldırdı. Cibril
(aleyhisselâm) dedi ki: "İşte gökten bir kapı açıldı, bugüne kadar böyle bir
kapı asla açılmamıştı." Derken oradan bir melek indi. Cibril (aleyhissalâm)
tekrar konuştu: "İşte arza bir melek indi, şimdiye kadar bu melek hiç
inmemişti." Melek selam verdi ve Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e :
"Sana verilen iki nuru müjdeliyorum. Bunlar, senden önce başka hiçbir peygambere
verilmemişlerdi: Onların biri Fatihâ Sûresi, diğeri de Bakara Sûresi'nin son
kısmı. Onlardan okuduğun her harfe mukabil sana mutlaka büyük sevap
verilecektir. dedi.
Müslim, Müsâfirin 254; Nesâî, İiftihah 25.
439 - Adiyy İbnu Hâtim (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber
(aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "(Fatiha'da geçen) el-mağdûb aleyhim
(Allah'ın gazabına uğrayanlar) Yahudilerdir, ed-dâllîn (sapıtanlar) da
Hıristiyanlar'dır".
Tirmizi, Tefsir 2, (2957).
BAKARA SÛRESİ
440 - Ebu Ümâme (radıyallahu anh) buyurdu ki: "Hz. Peygamber
(aleyhissalâtu vesselâm)'i işittim, diyordu ki: "Kur'ân-ı Kerîm'i okuyun. Zira
Kur'ân, kendini okuyanlara kıyamet günü şefaatçi olarak gelecektir. Zehrâveyn'i
yani Bakara ve Âl-i İmrân surelerini okuyun! Çünkü onlar kıyamet günü, iki bulut
veya iki gölge veya saf tutmuş iki grup kuş gibi gelecek, okuyucularını müdâfaa
edeceklerdir. Bakara suresini okuyun! Zira onu okumak berekettir. Terki ise
pişmanlıktır. Onu tahsil etmeye sihirbazlar muktedir olamazlar."
Müslim, Müsâfirin, 252, (804).
Bir rivayette şu ziyade mevcuttur: Bir rekatta, secdeden önce, bir
kul onu okur, sonra da Allah'tan birşey isterse Allah istediğini mutlaka verir."
441 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) kalabalık bir askerin katıldığı orduyu sefere çıkardı.
Askerlere Kur'ân okumalarını tenbihledi. Ayrıca teker teker görerek herbirine
Kur'ân'dan bildikleri yerleri okumalarını tenbihliyordu. Derken sıra yaşça en
genç birisine gelmişti. Ona: "Kur'ân'dan sen ne biliyorsun ey falanca? diye
sordu. Genç: "Ben , dedi, falan falan sureleri ve bir de Bakara suresini
biliyorum." Resûlullah(aleyhissalâtu vesselâm): "Yani sen Bakara'yı biliyor
musun?" diye sordu. "Evet!" cevabı üzerine: "Haydi yürü, seni askerlere komutan
tayin ettim" dedi. Askerlerin ileri gelenlerinden biri atılıp: "Yemin olsun,
Bakara'yı ezberlememe mâni olan şey, hükümleriyle amel edememek korkusundan
başka birşey değildir? dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şu tenbihte
bulundu: "Kur'ân'ı öğrenin ve onu okuyun. Kur'ân-ı Kerîm'in onu öğrenip okuyan
ve onunla amel eden kimse için durumunu, içi ağzına kadar misk dolu bir kutuya
benzetebiliriz. Bu her tarafa koku neşreder. Kur'ân'ı öğrendiği halde, ezberinde
olmasına rağmen okumayıp yatan kimse de ağzı sıkıca bağlanmış, hiç koku
neşretmeyen misk kabı gibidir."
Tirmizi, Sevabu'l-Kur'ân 2, 2879.H.
442 - Nevvâs İbnu Sem'an anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm)'ın şöyle söylediğini işittim: "Kıyâmet günü Kur'ân-ı Kerîm ve ona
dünyada iken sahip çıkıp onunla amel edenler getirilirler. Bu gelişte, Bakara ve
Âl-i İmrân sureleri Kur'ân-ı Kerîm'in önünde yer alırlar." Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) bu iki sure için üç teşbihte bulundu ki, bir daha
onları unutmadım. Şöyle demişti: "Onlar sanki iki bulut veya aralarında nur ve
aydınlık olan iki siyah gölgelik veya sahiplerini müdafaa vaziyeti almış saflar
halinde iki kuş sürüsü gibidirler."
Müslim, Müsafirin 253, (305); Tirmizi, Sevâbu'l-Kur'ân 5, (2886).
443 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "Evlerinizi kabirlere çevirmeyin,
içerisinde Bakara suresi okunan evden şeytan kaçar."
Müslim, Müsâfirin, 212, (780); Tirmizi, Sevabu'l-Kur'ân 2, (2780).
444 - Müslim'in bir rivayetinde yukarıdaki hadise şu ziyade
yapılmıştır: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "Sizden biri
mescidde namazı bitirdi mi, namazından evine de bir pay ayırsın. Zira Cenab-ı
Hakk, namazlarından evine de hayır yaratacaktır"
Müslim, Misâfirin 210, (778).
445 - İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: "Bakara Suresi'nin sonundaki iki
âyeti geceleyin kim okursa o iki âyet ona kâfi gelir."
Buhârî, Megâzi 12, Fedâilu'l-Kur'ân 10, 17, 37; Müslim, Müsâfirin
255, 256, (807-808); Ebu Dâvud, Salât 326, (1397); İbnu Mâce 183, (1369);
Tirmizi, Sevabu'l-Kur'ân 4, (2884).
446 - Nu'mân İbnu Beşîr (radıyallahu anhüma) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah, arz ve semâvatı yaratmazdan iki
bin yıl önce bir kitap yazdı. O kitaptan iki âyet indirip onlarla Bakara
suresini sona erdirdi. Bu iki âyet bir evde üç gece okundu mu artık şeytan ona
yaklaşamaz."
Tirmizi, Sevabu'l-Kur'ân 4, 2885.
447 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Benî İsrail'e: "Kapıdan secde ederek
girin ve (dileğimiz günahlarımızın) dökülmesidir deyin, ta ki hatalarınız
bağışlansın" (Bakara 58) denildi. Ama onlar (emri değiştirdiler de kapıdan
kıçları üzerine sürünerek girdiler ve "kılın içinde bir tâne" dediler."
Müslim, Tefsir 1, (3015); Buhârî, Enbiya 28, Tefsir, Sure 2, 5, 4, 7;
Tirmizi, Tefsir Bakara (2959).
448 - Âmir İbnu Rebi'a (radıyallahu anh) anlatıyor: "Biz karanlık bir
gecede Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte bir seferde idik. Kıble
istikametini bilemedik. Herkes kendi istikametine yönelerek namazını kıldı.
Sabah olunca durumu Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a açtık. Bunun üzerine
şu âyet indi. "...Nereye yönelirseniz Allah'ın yönü orasıdır (Bakara, 115)."
Tirmizi, Tefsir, Bakara (2960), Salat 354, (345).
449 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: Ömer İbnu'l-Hattâb
(radıyallahu anh) Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e hitab ederek: "Ey
Allah'ın Resûlü (tavaftan sonra kılınan iki rek'atı) Makam'ın gerisinde kılsak
(daha iyi olmaz mı?)" diye bir temennide bulunmuştu, hemen şu âyet nâzil oldu:
"İbrahim'in makamını namazgâh yapın..." (Bakara, 125).
Buhârî, Tefsir, Bakara 9. Ahzab 8; Müslim, Fezâilu's Sahabe 2,
(2339); Tirmizi, Tefsir, Bakara (2963).
450 - el-Berâ İbnu'l-Âzib (radıyallahu anh) buyurdular ki: Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) Medine'ye gelince, önce Ensar'dan olan ecdâdının -veya
dayılarının- yanına indi: O zaman namazlarını onaltı veya onyedi ay boyunca
Beytu'l-Makdîs'e doğru kıldı. Ancak kıblenin Kâbe'ye doğru olmasını arzuluyordu.
(Kâbe'ye doğru) kıldığı ilk namaz da ikindi namazı idi. Bu namazı Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm)'la birlikte ashabtan bir grup kimse kılmıştı. Bu namazı
kılanlardan biri, oradan ayrılınca bir mescide rastladı. Cemaati namaz kılıyordu
ve tam rükû halinde idiler. Adam onlara: "Şehâdet ederim ki Hz. Peygamber
(aleyhissalâtu vesselâm)'le Kâbe'ye doğru namaz kıldık" dedi. Cemaat oldukları
yerde Kâbe'ye yöneldiler.
Müslümanların Beytu'l-Makdis'e doğru namaz kılmaları Yahudiler'i
memnun ediyordu. Yüzler Kâbe'ye doğru yönelince Yahudiler bundan hiç memnun
kalmadılar. Arkadan hemen şu mealdeki ayet nâzil oldu: "Yüzünü göğe çevirip
durduğunu görüyoruz..." (Bakara, 144). Beyinsiz Yahudiler dedikoduya başladılar:
"Uyageldikleri kıbleyi niye değiştirdiler? De ki: "Doğu da batı da Allah'ındır.
Allah dilediğini doğru yola hidâyet eder" (Bakara, 144).
Buhârî, İman 30, Tefsir, Bakara 12, 18, Salat 31; Müslim, Mesâcid 11,
(525); Tirmizi, Bakara (2966), Salat 252, 339; Nesai, Kıble 1 (2, 60) Salat 22,
(1, 242).
451 - Müslim ve Ebu Dâvud'un Enes' (radıyallahu anh)'ten rivayet
ettikleri bir diğer hadis şöyledir: "Onlar Beytu'l-Makdis'e doğru yönelmiş
halde, sabah namazının rükûunda iken, Benî Seleme'den bir adam kendilerine
uğradı ve: "Kıble istikameti Kâbe'ye çevrildi" dedi. Bu sözünü iki kere tekrar
ettil. Cemaat rükûda iken Kâbe'ye yöneldiler."
Müslim, Mesâcid 15, (527); Ebu Davud, Salat 206, (1045).
452 - İbnu Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: "Âyet-i kerimenin
emriyle Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) kıbleyi Kâbe'ye yöneltince
Müslümanlar sordular: "Ey Allah'ın Resûlü, Beytü'l-Makdis'e yönelerek namaz
kılmış ve şimdi ölmüş olan kardeşlerimizin namazları ne olacak?" Bunun üzerine
Cenâb-ı Hakk şu ayeti indirdi: "Senin yöneldiğin istikameti, peygambere
uyanları, cayanlardan ayırd etmek için kıble yaptık. Doğrusu Allah'ın yola
koyduğu kimselerden başkasına bu ağır bir şeydir. Allah imanlarınızı
(ibâdetlerinizi) boşa çıkaracak değildir" (Bakara, 143).
Ebu Davud, Salat 16 (4680); Tirmizi, Tefsir, Bakara (2968).
453 - Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki: "(Kıyâmet günü) Hz. Nuh (aleyhisselam) ve ümmeti gelir.
Cenab-ı Hakk ona:
-"Tebliğ ettin, dinimi duyurdun mu? diye sorar. Nuh (aleyhisselam):
-"Evet, ey Rabbim" diye cevap verir. Rabb Teâla bu sefer ümmetine
sorar:
-"Nuh (aleyhissalâtu vesselâm) size tebliğ etmiş miydi?"
-"Hayır!" bize peygamber gelmedi" derler. Rabb Teâla Hz. Nuh (aleyhissalâtu
vesselâm)'a yönelerek:
-"Söylediğin şey hususunda sana kim şahidlik edecek?" diye sorar. Nuh
(aleyhisselâm):
-" Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm) ve ümmeti!" der ve Muhammed (aleyhissalâtu
vesselâm)'in ümmeti:
-"Nuh tebligatta bulundu" diye şehâdette bulunur. Bu duruma şu âyet
işâret eder: "Biz böylece sizleri vasat bir ümmet kıldık, tâ ki insanlara karşı
şâhidler olasınız" (Bakara, 143).
Buhâri, Tefsir, Bakara 13, Enbiya 3, İ'tisâm 19; Tirmizi, Tefsir
Bakara (2965). İbnu Mâce, Zühd 34, (4284).
454 - Tirmizi'nin rivayetinde şu ziyade vardır: "(...Nuh kavmi):
"Bize ne bir korkutucu, ne de başka biri, hiç kimse gelmedi" derler."
Tefsir 2965.