RUKYE VE TEMİMENİN (MUSKANIN) CEVAZI
3992 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
Beni Amr İbni Hazm'a yılana karşı rukye yapma ruhsatı tanıdı. Biz Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm ile birkilkte otururken bizden bir kimseyi akrep soktu.
Bir adam: "Ey Allah'ın Resûlü, buna rukye yapayım mı?" diye sordu. "Sizden kim
kardeşine faydalı olabilecekse hemen olsun" buyurdular."
Müslim, Selam 60-61, (2198, 2199).
3993 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
bize, zehire karşı, göz değmesine karşı, nemle kurduna karşı rukye yapmamıza
ruhsat tanıdı."
Müslim, Selam 58, (2196); Ebu Davud, Tıbb 18, (3889); Tirmizi, Tıbb 15,
(2057).
3994 - Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde: "Rukye sadece göz değmesine veya
zehire veya kesilmeyen kana karşı yapılır" denmiştir.
Ebu Davud, 18, (3889).
3995 - Yine Ebu Davud'un Sehl İbnu Huneyf'ten yaptığı bir diğer rivayetinde:
"Rukye sadece nefse (insana değen gözden), veya zehire veya sokmaya karşı
vardır."
Ebu Davud, Tıbb 18, (3888).
3996 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm, hummâ'ya ve bütün ağrılara karşı şu duayı okumamızı öğretmişti: "Bismillahi'l-Kebiri
eûzü billâhi'l-Azimi min külli ırkın na'arın ve min şerri harri'n nâr." "Ulu
Allah'ın adıyla, kanla kabaran her bir damardan ve ateş harâretinin şerrinden
büyük Allah'a sığınırım."
Tirmizi, Tıbb 26, (2076).
3997 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
bir hastaya geldiği veya kendisine bir hasta getirildiği zaman şu duayı okurdu:
"Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şafisin. Senin şifandan başka
şifa yoktur. Senden hiçbir hastalığı hariç tutmayan şifa istiyoruz."
Tirmizi, Da'avat 122, (3560). Rivayet Buhari'de Hz. Aişe'den gelmiştir. Marda
20, Tıbb 39.
3998 - Sabit İbnu Kays İbni Şemmâs radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm, ben hasta iken yanıma gelip şu duayı okudu: "Ey
insanların Rabbi! Sabit İbni Kays İbni Şemmas'tan acıyı kaldır." Sonra
(Medine'nin) Buthan (nam vadi)den toprak alarak bir kadehe koydu, üzerine su
döküp nefes etti, sonra (su ile karışan bu toprağı) üstüme serpti."
Ebu Davud, Tıbb 18, (3885).
3999 - Ebu Sâ'idi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor. "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm cinlerden ve insanın göz (değmes)inden (çeşitli dualar
okuyarak) Allah'a sığınırdı. Muavvizeteyn (Nas ve Felak sureleri) nazil olunca
bu iki sureyi esas aldı, diğerlerini terketti."
Tirmizi, Tıbb 16, (2059); İbnu Mace, Tıbb 33, (3511).
4000 - Yine Ebu Sa'idi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: "Cibril
aleyhisselam Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına geldi ve: "Ey Muhammed,
hasta mısın? diye sordu. "Evet!" cevabını alınca, Cibril aleyhisselam şu duayı
okudu: "Bismillahi erkîke, min külli dâin yü'zîke ve min şerri külli nefsin ev
aynin hâdisin. Allahu yeşfike, bismillahi erkîke. (Seni Allah'ın adıyla, sana
eza veren bütün hastalıklara karşı, bütün kötü nefis ve hasedci gözlere karşı
sana okuyorum. Allah sana şifa versin, ben Allah'ın adıyla sana dua ediyorum)."
Müslim, Selam 40, (2186); Tirmizi, Cenaiz 4, (972).
4001 - Ebu'd-Derdâ radıyallahu anh'ın anlattığına göre, kendisine bir adam
gelerek idrar tutukluğuna yakalandığını söyledi. O da adama: "Ben Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'dan şöyle söylediğini işittim" dedi: "Sizden kim
hastalanırsa şu duayı okusun: "Rabbunâ'llahu'llezi fi's-semâî tekaddese ismüke,
emrüke fi's-semâî ve'l-ardı kema rahmetike fi's-semâî fec'al rahmeteke
fi'l-ardı. Vegfir lenâ hûbenâ ve hatâyânâ. Ente Rabbu't-tayyıbîn. Enzil rahmeten
min rahmetike ve şifâen min şifâike ala hâza'l vec'i fe yebreu. (Ey huzuru
semavatı dolduran Rabbim! Senin ismin mukaddestir. Senin emrin arz ve semadadır,
tıpkı Rahmetin semada olduğu gibi. Arza da rahmetinden gönder ve bizim
günahlarımızı ve hatalarımızı affet. Sen (kötü söz ve fiillerden kaçınan) bütün
iyi kimselerin Rabbisin. Bu ağrıya, Rahmetinden bir rahmet, şifandan bir şifa
indir, iyileşsin."
(Ebu'd-Derda radıyallahu anh, adama) bu duayı okumasını emretti. O da okudu
ve iyileşti."
Ebu Davud, Tıbb 19, (3892).
4002 - Osman İbnu Ebi'l-As radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'a müslüman olduğum günden beri bedenimde çekmekte olduğum
bir ağrımı söyledim. Bana: "Elini, vücudunda ağrıyan yerin üzerine koy ve şu
duayı oku!" buyurdu. Dua şu idi: Üç kere: "Bismillah" tan sonra yedi kere, "Eûzü
bi-izzetillahi ve kudretihi min şerri mâ ecidu ve uhâziru." "Bedenimde çekmekte
olduğum şu hastalığın şerrinden Allah'ın izzet ve kudretine sığınıyorum"
diyecektim.
Bunu birçok kereler yaptım. Allah Teâla hazretleri benden hastalığı giderdi.
Bunu ehlime ve başkalarına söylemekten hiç geri kalmadım."
Müslim, Selam 67-(2202); Muvatta, Ayn 9, (2, 942); Ebu Davud, Tıbb 19, (389);
Tirmizi, Tıbb 29, (2081).
4003 - Hz. Ebu Sa'id radıyallahu anh anlatıyor: "Biz, (Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'ın çıkardığı askeri) bir seferdeydik. Bir yerde
konakladık. Yanımıza bir cariye gelip: "Obamızın efendisi Selim'i bir zehirli
soktu. Onunla meşgul olacak erkekler de şu anda yoklar. sizde rukye yapan biri
var mı?" dedi. Bunun üzerine bizden rukye hususunda mahâretini bilmediğimiz bir
adam kalkıp onunla gitti ve adama okuyuverdi. Adam iyileşti. Kendisine otuz
koyun verdiler. Bize sütünden içirdi. Ona: "Yahu sen rukye bilir miydin?" dedik.
"Hayır, ben sadece Fatiha okuyarak rukye yaptım" dedi. Biz kendisine "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'a sormadan (bu verdiklerine) dokunma!" dedik. Medine'ye
gelince, durumu ona söyledik. Aleyhissalatu vesselam "Fatiha'nın rukye olduğunu
(tedavi maksadıyla okunacağını) sana kim söyledi? (verdikleri koyunları
paylaşın, bana da bir hisse ayırın!" buyurdular."
Buhari, Tıbb 39, 323, İcare 16, Fedailu'l-Kur'an 9; Müslim, selam 66, (2201);
Ebu Davud, Tıbb 19, (3900); Tirmizi, Tıbb 20, (2064, 2065).
RUKYEDEN NEHİY
4004 - İmran İbnu Husayn radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm: "Ümmetimden yetmişbin kişi (Mahşer'de) hesaba çekilmeden
cennete girecektir!" buyurdular. Kendisine: "Ey Allah'ın Resûlü! Bunlar
kimlerdir?" diye sual edildi.
"Onlar, kendilerine dağlamayanlar, rukyeye başvurmayanlar, teşâ'üme
(uğursuzluğa) inanmayanlar ve Rablerine tevekkül ederlerdir!" buyurdu.
Ukkâşe radıyallahu anh kalkıp: "Ey Allah'ın Resûlü! Dua buyur, Allah beni
onlardan kılsın!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Sen onlardansın!" müjdesini
verdi. Bir başkası daha kalkıp: "Ey Allah'ın Resûlü! Beni de onlardan kılması
için Allah'a dua ediver!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "O hususta Ukkâşe senden
önce davrandı!" cevabını verdi."
Müslim, İman, 371, (218).
4005 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'ı işittim, diyordu ki: "Rukyelerde, temimelerde (muskalarda),
tivelelerde (muhabbet muskası) bir nevi şirk vardır." Bunu işiten bir kadın
atılarak, (İbnu Mes'ud'a): "Böyle söylemeyin, benim gözüm ağrıyordu. Falan
yahudiye gittim geldim. O bana rukye yaptı. Ağrım kesildi" dedi. Abdullah İbnu
Mes'ud radıyallahu anh tereddüt etmeden, "Bu (ağrı) şeytanın işiydi, o eliyle
dürtüyordu, sana rukye yapılınca vazgeçti. Bu durumda sana Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm gibi, şöyle söylemem kâfidir: "İzhebi'l-bâs Rabbe'n-nâs
eşfi ente'ş-Şâfi, Lâ şifâe illâ şifâuke, şifâen lâ yuğâdiru sakamen. (Ey
insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şafisin. Senin şifandan başka bir
şifa yoktur, hiçbir hastalığı terketmeyen bir şifa istiyorum."
Ebu Davud, Tıbb 17, (3883).
4006 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'dan nüşre hakkında sorulmuştu: "O şeytan işidir!" buyurdu."
Ebu Davud, Tıbb 9, (3868).
4007 - İsa İbnu Hamza rahimehullah anlatıyor: "Abdullah İbnu Ukeym
radıyallahu anh'ın yanına girdim. Kendisinde kızıllık vardı. "Temime (muska)
takmıyor musun?" diye sordum. Bana şu cevabı verdi: "Bundan Allah'a sığınırım.
Zira Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurmuştu: "Kim bir şey takınırsa,
ona havale edilir."
Tirmizi, Tıbb 24, (2073).
TAUN VE VEBA
4008 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'a taundan sual edilmişti. Şu cevabı verdi: "O, sizden öncekilere
Allah'ın gönderdiği bir azabtı. (Şimdi) Allah onu mü'minlere bir rahmet kıldı.
Taun çıkan memlekette bulunan bir kul, kendisine Allah'ın takdir ettiği şeyin
ulaşacağını bilip, sevap umuduyla sabredip orada kalır ve dışarı çıkmazsa,
mutlaka ona şehid sevabının bir misli verilir."
Buhari, Tıbb 31, Enbiya 50, Kader 15.
4009 - Hz. Üsame radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Bir yerde veba çıktığını duyarsanız oraya girmeyiniz,
bulunduğunuz yerde veba çıkmışsa oradan ayrılmayınız."
Buhari, Tıbb 30, Enbiya 50, Hiyel 13; Müslim, Selam 92 (2218); Muvatta, Cami
23, (2, 896); Tirmizi, Cenaiz 66, (1065).
4010 - Yahya İbnu Abdillah İbni Bahir anlatıyor: "Bana, Ferve İbnu Müseyk
el-Murâdi radıyallahu anh'ın şu sözünü dinleyen zat haber verdi: "Ey Allah'ın
Resûlü! dedim, yanımızda Ebyen denen bir yer var. Burası bizim ekim yerimiz ve
geçim kaynağımızdır. Ancak vebalı bir yerdir. (Bize ne yapmamızı tavsiye
edersiniz)?" Aleyhissalatu vesselam şu cevabı verdi: "Orayı tamamen bırak. Zira
hastalığa yaklaşmada helak var!"
Ebu Davud, Tıbb 24, (3923).
GÖZ DEĞMESİ
4011 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Göz değmesi haktır. Eğer kaderi (delip) geçecek bir şey
olsaydı, bu, göz değmesi olurdu. Yıkanmanız taleb edilirse yıkanıverin."
Müslim, Selam 42, (2188); Tirmizi, Tıbb 19, (2063).
Tirmizi'de "Göz değmesi haktır" ibaresi yoktur.
4012 - Sahiheyn ve Ebu Davud'da Ebu Hüreyre radıyallahu anh'tan: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'ın: "Göz değmesi haktır" dediği rivayet edilmiştir.
Buhari dışındaki rivayetlerde: "Dövme yapmayı da yasakladı" ziyadesi vardır.
Buhari, Tıbb 36, Libas 86; Müslim, Selam 41, (2187); Ebu Davud, Tıbb 15,
(3879).
4013 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Gözü değene (ain) abdest alması
emredilir, onun abdest suyu alınır, bununla göz değmesine uğrayan (main)
yıkanırdı."
Ebu Davud, Tıbb 15, (3880).
4014 - Muhammed İbnu Ebi Ümame İbni Sehl İbni Hanif, babasından şunları
işittiğini anlatmıştır: "Babam Sehl radıyallahu anh (Cuhfe yakınlarındaki)
Harrâr nam mevkide yıkandı. Üzerindeki cübbeyi çıkardı. Bu sırada Amir İbnu
Rebi'a ona bakıyordu. Sehl, bembeyaz bir tene, güzel görünüşlü bir cilde
sahipti. Amir: "Ne bugünkü bir manzarayı, ne de böylesine ancak çadıra çekilmiş
bâkirede bulunabilen bir cildi hiç görmedim" dedi. Sehl daha orada iken hummaya
yakalandı ve rahatsızlığı şiddet peyda etti (ve yere yıkıldı). Durum Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'a haber verildi ve: "Başını kaldırmıyor" dendi. Halbuki
Sehl orduya kaydedilmişti. "Ya Resûlullah o, sizinle gelemez Vallahi başını bile
kaldıramıyor!" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Onunla ilgili olarak herhangi
bir kimseyi ittiham ediyor musunuz?" diye sordu. "Amir İbnu Rebi'a var" dediler.
Resûlullah, onu çağırtıp kendisine kızdı ve: "Sizden biri niye kardeşini
öldürüyor? Niye bir "Bârekallah!" demedin? Onun için abdest al!" buyurdu. Bunun
üzerine Amir yüzünü, ellerini, kollarını, dizlerini ve ayaklarının etrafını ve
izârının içini bir kaba yıkadı. Sonra, bir adam bu suyu onun (Sehl'in) üzerine
arkasından döktü; derken o ânında iyileşti."
Muvatta, Ayn 1, (2, 938).
RUKYE (DUA İLE TEDAVİ)
7005 - Halide Bintu Enes Ümmü Benî Hazm es-Saidiyye radıyallahu anhâ'nın
anlatığına göre: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a gelmiş, (tedavide okuduğu)
duayı Aleyhissalâtu vesselâm'a (kontrol ettirmek üzere) arzetmiştir.
Aleyhissalâtu vesselâm (dua metninde mahzurlu bir kelam görmediği için) o duayı
tedavide okumasına ruhsat vermiştir."
YILAN VE AKREP SOKMASINA KARŞI RUKYE (DUA)
7006 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Bir adamı akrep sokmuştu.
O gece acıdan uyuyamadı. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a: "Falancayı akrep
soktu, bu yüzden geceleyin hiç uyuyamadı" diye haber verilmişti. Şöyle
buyurdular: "Keşke akşamleyin şu duayı okusaydı: Eûzu bikelimâtillahi't-tâmmâti
min şerri mâ halaka" (Yarattığının şerrinden Allah'ın mükemmel kelimelerine
sığınırım)" deseydi, akrebin sokması sabaha kadar ona zarar vermezdi."
7007 - Amr İbnu Hazm radıyallahu anh anlatıyor: "Yılan sokmasına karşı okunan
duayı Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a arzettim, onu okumama izin verdi."
RESULULLAH'IN OKUDUĞU ŞİFA DUASI
7008 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalatu
vesselâm (hastalığım sırasında) bana geçmiş olsun ziyaretine gelmişti. Bana:
"Seni, Cebrail'in bana getirdiği dua ile tedavi etmeyeyim mi?" buyurdular. Ben:
"Annem babam sana kurban olsun ey Allah'ın Resülü! Evet!" dedim. Okudular:
"Bismillahi erkîke vallahu yeş ike min külli dâin fike min şerri'n-neffasâti
fi'I-ukadi ve min şerri hâsidin izâ hased (Allah'ın adıyla sana okuyorum, sende
olan her hastalığa karşı, düğümlere üfleyenlerin şerrine, hased ettikleri zaman
hasedçilerin şerrine karşı Allah şifa versin (veya şifayı verecek olan
Allah'tır)." Bunu üç sefer okudu."
HUMMAYA KARŞI DUA
7009 - Ubâde İbnu's-Sâmit radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah
aleyhissalâtu vesselam, şiddetli bir hummaya yakalanmış iken Cebrail
aleyhisselâm gelmişti. Efendimizi tedavi için şu duayı okudu: "Bismillahi erkîke
min külli şey'in yüz'ike min hasedi hâsidin ve min külli aynin. Allah u yeşfike.
(Sana Allah adıyla okuyor, sana eza veren herşeyden, hasedcinin hasedinden ve
herbir (kem) gözden şifa diliyorum. Allah sana şifa versin."
MUSKA TAKMA
7010 - Abdullah İbnu Mes'udun zevcesi Zeyneb radıyallahu anhüma anlatıyor:
"Yaşlı bir kadın vardı, bize gelir, humre (denilen bir veba çeşidine) karşı
rukye yapardı. Bizim ayakları uzun bir karyolamız vardı. (Eşim) Abdullah eve
gireceği zaman (geldiğini sezdirmek için) öksürüp ses çıkarırdı. Bir gün
Abdullah aynı şekilde içeri girdi. Kadın, sesini işitince ona karşı örtüsüne
büründü. Abdullah gelip yanına oturdu ve bana eliyle dokundu ve bir ipin eline
değdiğini hissetmişti ki : "Bu nedir?" diye sordu. Ben: "(Takındığım bu muska)
içinde humraya karşı dua var!" dedim. Abdullah onu derhal çekip kopardı,
fırlatıp attı ve: "Abdullah'ın ailesi şirkten müstağnidir. Ben Resülullah
aleyhissalatu vesselam'ın: "Rukyeler, muskalar ve büyü bir şirktir" dediğini
işittim" dedi. Ben: "Ama ben bir gün dışarı çıkmıştım. Beni falanca gördü, bunun
üzerine ona gelen taraftaki gözüm yaşardı. O günden beri rukye yapınca gözümün
yaşı kesilir, rukyeyi bıraktım mı tekrar yaşarır" dedim. Bunun üzerine Abdullah
dedi ki: "Bu şeytandır, ona itaat edince seni bırakıyor, ona isyan ettiğin vakit
parmağıyla gözüne dürtüyor. Ama Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yaptığı
gibi yapsaydın, bu senin için daha hayırlı, şifa bulman için de daha münasib
olurdu: Gözüne su serpip şöyle diyeceksin: "Ezhibî'l-be's, Rabbi'n-nâs, işfi,
enteş-şâfi, lâ şifaen illâ şifâuke, şifâen lâ yugâdiru sakamen (Fenalığı gider.
Ey insanların Rabbi! Şifa ver! Sen şifa verensin. Senin verdiğinden başka şifa
yok! Öyle şifa ver ki, hiçbir hastalık geride kalmamış olsun)."
7011 - İmrân İbnu'l-Husayn radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah
aleyhissalâtu vesselâm, kolunda tunçtan bir bilezik taşıyan bir adam görmüştü:
"Bu halka da ne?" diye sordu. Adam: "Bu vâhine (denen kol ağrısın)dan dolayıdır"
dedi. Aleyhissalâtu vesselâm da: "Çıkar onu! Zira o, ağrını artırmaktan başka
bir işe yaramaz!" buyurdu."
UĞUR VE UĞURSUZLUĞA İNANMA
7012 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu
vesselâm güzel tefaülden hoşlanır, uğursuz saymaktan hoşlanmazdı."
7013 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselam buyurdular ki: "Ne sirayet (hastalığın bulaşması), ne uğursuzluk, ne
hâme (denen öldürülenin başından çıkıp intikam istediğine inanılan mahluk) ne de
safer (ayının uğursuzluğu) vardır."
7014 - İbnu Ömer anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm (bir günj: "Ne
sirayet, ne uğursuzluk, ne de hâme yoktur" demişti. Bir adam kalkarak: "(Nasıl
olmaz ey Allah'ın Resülü! Kendisinde uyuz olan bir deve sebebiyle bir sürü
uyuzlanıyor" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: "İşte bu kaderdir. Pekiyi önceki
deveyi kim uyuzladı?" buyurdular."
7015 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki : "Cüzzamlılara devamlı surette bakmayınız."
SİHİR
7016 - Ümmü Seleme radıyallahu anha diyor ki: "Ey Allah'ın Resulü! (Hayber'de)
yediğin zehirli koyun etinin ağrısı her yıl sana ara vermeden geliyor" demiştim,
şu cevapta bulundular: "Ondan bana isabet eden şey, Adem daha çamurunda iken
(daha tam olarak yaratılmamış iken) Allah'ın hakkımda yazdığı) şeydir, (ondan ne
eksiktir ne de fazlası)."
7017 - Osman İbnu Ebi'I-As radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah
aleyhissalâtu vesselâm beni, Taif'e vali tayin edince, namazda bana bir şey arız
olmaya başladı. Öyle ki, kıldığımı bilemez hale geldim. Bu durumu kendimde
görünce, hemen Resûlullah aleyhissalatu vesselam'a gittim. (Beni görünce: "Bu
gelen İbnu Ebi'l-As değil mi?" buyurdular. Ben: "Evet! Ey Allah'ın Resulü!"
dedim. "Niye geldin?" buyurdular. "Ey Allah'ın Resûlü! Bana namazda bir hal arız
oldu, ne kıldığımı bilmez, anlamaz hale geldim" dedim. "Anlattığın şey
şeytandır, onu bana yaklaştır!" buyurdular. Bunun üzerine Resulullah'a
yaklaştım. (Diz çöküp) ayaklarımın üstüne oturdum. Aleyhissalâtu vesselam
mübarek elleriyle göğsüme vurup ağzımın içine tükürdüler. Sonra: "Çık ey
Allah'ın düşmanı!" dediler. Bu muameleyi bana üç kere tekrar ettiler. Sonunda:
"Haydi işinin başına git!" buyurdular."
Ravi der ki: "Osman kasem ederek dedi ki: "Ömrüme yemin olsun ki ondan sonra
şeytanın bana sokulduğunu hiç sanmam."
7018 - Ebu Leyla el-Ensarî radıyallahu anh anlatıyor: "(Bir gün) ben
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanında otururken, Efendimize bir bedevi
geldi: "Hasta bir erkek kardeşim var" dedi. Resülullah: "Kardeşinin hastalığı
nedir?" diye sordu. "Kardeşimde biraz delilik var!" dedi. "Git onu bana getir!"
buyurdular. Adam gitti kardeşini getirdi. Resülullah önüne oturttu. Fatiha-ı
şerife Bakara suresinin başından ilk dört ayeti, ortalarindan "Ve ila hüküm
ilahün vahidün" Ayeti, Ayete'l-Kürsi, sonundan ise üç ayeti; Al-i İmrandan bir
ayeti ki bunun "şehidallahu ennahula ilahe illa hu" ayetinin olduğunu
zannediyorum-A'raf suresinden bir ayeti; "inne rabbikumüllezi halaga" ayeti;
Mü'minün süresinden bir ayeti; "ve men yedea ma allahi ilahen ahare la ber hane
lehu" ayeti; Cin süresinden bir ayeti, "Ve ennehu tuala ceddü rabbina mattehaza
sahiibeten veleden" ayeti, Saffât suresinin başından on ayeti, Haşir suresinin
sonundan üç ayeti; Kulhüvallahu Ahad suresi, Muavvizateyn surelerini okuyarak
ona afsun yaptığını işittim. Bunun üzerine bedevi ayağa kalktı. Tamamen
iyileşmişti."