HZ. İSA VE MEHDİ4968 - Hz. Ebu
Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular
ki:
"Nefsim kudret elinde olan Zât-ı Zülcelâl'e yemin ederim! Meryem oğlu
İsâ'nın, aranıza (bu şeriatle hükmedecek) adâletli bir hâkim olarak ineceği,
istavrozları kırıp, hınzırları öldüreceği, cizyeyi (Ehl-i Kitap'tan) kaldıracağı
vakit yakındır. O zaman, mal öylesine artar ki, kimse onu kabul etmez; tek bir
secde, dünya ve içindekilerin tamamından daha hayırlı olur."
Sonra Ebu Hureyre der ki: "Dilerseniz şu ayeti okuyun. (Mealen): "Kitap
ehlinden hiçbir kimse yoktur ki, ölümünden önce onun (İsa'nın) hak peygamber
olduğuna iman etmesin. Kıyamet gününde ise İsâ onlar aleyhine şâhitlik
edecektir" (Nisa 159).
Buhari, Büyû' 102, Mezalim 31, Enbiya 49; Müslim, İman 242, (155); Ebu Dâvud,
Melâhim
14, (4324); Tirmizi, Fiten 54, (2234).
4969 - Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Ümmetimden bir grup, hak için muzaffer şekilde mücadeleye Kıyamet gününe
kadar devam edecektir. O zaman İsa İbnu Meryem de iner. Bu müslümanların reisi:
"Gel bize namaz kıldır!" der. Fakat Hz. İsa aleyhisselam: "Hayır! der, Allah'ın
bu ümmete bir ikramı olarak siz birbirinize emirsiniz!"
Müslim, İman 247.
4970 - İbnu Mes'ûd radıyallahhu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Dünyanın tek günlük ömrü bile kalmış olsa Allah, o günü uzatıp, benden bir
kimseyi o günde gönderecek."
İbnu Mes'ûd: "Resûlullah yahut da şöyle buyurmuştu der: "...Ehl-i beytimden
birini, ki bu zatın ismi benim ismime uyar, babasının ismi de babamın ismine
uyar. Bu zat, yeryüzünü, -eskiden cevr ve zulümle dolu olmasının aksine- adalet
ve hakkâniyetle doldurur."
Ebu Davud, Mehdi 1, (4282); Tirmizi, Fiten 52, (2231, 2232).
4971 - Ümmü Seleme radıyallahu anhâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Mehdi benim zürriyetimden, kızım Fâtıma'nın evladlarındandır."
Ebu Davud, Mehdi 1, (4284).
4972 - Ebu İshâk anlatıyor: "Hz. Ali radıyallahu anh, oğlu Hasan radıyallahu
anh'a baktı ve: "Bu oğlum, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın tesmiye
buyurduğu üzere Seyyid'dir. Bunun sulbünden peygamberinizin adını taşıyan biri
çıkacak. Ahlakı yönüyle peygamberinize benzeyecek; yaratılışı yönüyle ona
benzemeyecek" dedi ve sonra da yeryüzünü adaletle dolduracağına dair gelen
kıssayı anlattı."
Ebu Davud, Mehdi 1, (4290).
DECCAL
4973 - Şâbi'nin, Fatıma Bintu Kays radıyallahu anhâ'dan nakline göre Fatıma
şöyle anlatmıştır: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Temimu'd-Dâri hıristiyan bir kimse idi. Gelip biat etti ve müslüman oldu. O,
benim Mesih Deccâl'den anlattığıma uygun olan bir rivayette bulundu. Bana
anlattığına göre, Temim, bir gemiye binip denize açılmıştır. Yanında Lahm ve
Cüzâm kabilelerinden otuz kişi vardı. (Hava şartları iyi olmadığı için) onlarla
denizin dalgaları bir ay kadar oynadı. Sonunda güneşin battığı esnada denizde
bir adaya yanaştılar. Geminin kayıklarına binerek adaya çıktılar. Derken
karşılarına çok tüylü kıllı bir hayvan çıktı. Bunlar, tüylerinin çokluğundan
hayvanın baş tarafı neresi, arka tarafı neresi anlayamadılar. (Şaşkın şaşkın:)
"Sen necisin, neyin nesisin?" dediler. O cevap verdi:
"Ben cessâseyim!"
"Cessase nedir?" denildi.
"Ey cemaat! Şu mannastıra kadar gelin! İçinde bir adam var, o sizin
haberinize müştaktır!" dedi. O, böylece bir adamdan söz edince, biz onun bir
şeytan olmasından korktuk. Hemen koşarak manastıra girdik. İçeride bir adam
vardı; hilkatçe gördüklerimizin en irisiydi ve elleri boynuna, dizlerinden
topuklarına demirle sıkı şekilde bağlanmıştı.
"Vah sana! Kimsin sen?" dedik.
"Benim haberimi alabilmişsiniz. Şimdi siz kimsiniz, bana söyleyin!" dedi.
Arkadaşlarım:
"Biz bir grup Arabız. Bir gemideydik, denizin coşkun bir anına rastladık.
Dalgalar bizi bir ay oynatıp oyaladı. Sonra şu adaya yaklaştık, sandallara binip
adaya çıktık. Tüylü ve çok kıllı bir hayvanla karşılaştık. Tüyünün çokluğundan
başı ne taraf, arkası ne taraf anlayamadık. "Vah sana, nesin sen" dedik.
"Ben cessâseyim!" dedi. Biz: "Cessase de ne?" dedik.
"Manastırdaki şu adama gelin, o sizin haberinize pek müştaktır!" dedi. Biz de
koşarak sana geldik. Biz onun bir şeytan olmadığından emin olmadığımız için
korktuk" dedik. Adam:
"Bana Beysân hurmalığından haber verin!" dedi. Biz:
"Onun neyinden haber soruyorsun?" dedik.
"Ben onun ağacından soruyorum, meyve veriyor mu?" dedi.
"Evet!" dedik.
"Öyleyse meyve vermeme zamanı yakındır!" dedi.
"Bana Taberiye gölünden haber verin!" dedi.
"Onun nesinden haber istiyorsun?" dedik.
"Onun suyunun çekilmesi yakındır!" dedi.
"Bana Zuğer gözesinden haber verin!" dedi.
"Sen onun neyinden haber istiyorsun?" dedik.
"Gözede su var mıdır? Orada su var mıdır?" dedi.
"Evet, onun çok suyu vardır! Sahipleri onun suyu ile ziraat yapıyorlar!"
dedik.
"Ümmilerin peygamberinden bana haber verin? O ne yaptı?" dedi.
"O Mekke'den çıkıp Yesrib'e (Medine'ye) yerleşti" dedik.
"Araplar O'nunla mukâtele etti mi?" dedi. Biz:
"Evet!" dedik.
"Onlara karşı ne yaptı?" dedi. Biz de, (onu ezmek için) peşine düşen Araplara
galebe çaldığını, Arapların kendisine itaat ettiklerini haber verdik. (O da
bize:)
"Bu, onların itaat etmeleri, kendileri için daha hayırlıdır. Ben şimdi size
kendimi tanıtayım: Ben Mesih Deccâl'im. Çıkış için bana izin verilme zamanı
yakındır. O zaman çıkıp yeryüzünde dolaşacağım. Kırk gün içinde uğramadığım
karye (köy) kalmayacak. Mekke ile Taybe (Medine) hariç. Bu iki şehir bana
haramdır. Onlardan birine her ne vakit girmek istersem, elinde yalın kılıç bir
melek beni karşılar, benim oraya girmeme mani olur. Onların her bir geçidinde
bir melek vardır, onları korur!" dedi." Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
çubuğuyla minbere dürterek:
"Bu Taybe'dir! Bu Taybe'dir! Bu Taybe'dir! Ben bunu size anlattım değil mi?"
buyurdular. Halk da: "Evet!" diye karşılık verdi. bunun üzerine Aleyhissalâtu
vesselâm:
"Temimi'd-Dâri'nin rivayetinin benim size ondan (Mesih Deccâl'dan) Mekke ve
Medine'den anlattığıma muvafık düşmesi hoşuma gitti. Bilesiniz O Şam denizinde
veya Yemen denizindedir. Hayır doğu tarafındandır. Evet o doğu tarafından zuhur
edecektir. O doğu tarafından zuhur edecektir!" buyurdu ve eliyle doğu tarafına
işaret etti."
Müslim, Fiten 119, (2942); Ebu Davud, Melahim 15, (4325, 4326); Tirmizi,
Fiten 66, (2254).
4974 - Ebu Sa'idi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm bize Deccal üzerine uzun bir hadis rivayet etti. Bize
anlattıkları meyanında şöyle de demişti:
"Deccal, Medine geçitlerine girmesi kendisine haram kılınmış olarak çıkacak.
Derken (Medine civarındaki) bazı ekimsiz yerlere kadar gelir. O gün insanların
en hayırlısı olan -veya en hayırlılarından- bir kimse onun karşısına çıkar ve:
"Sen Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın bize haber verdiği Deccâl'sin!"
der. Deccâl de (kendi adamlarına):
"Ben şunu öldürüp sonra da diriltsem ne dersiniz? Bu işte bir şüpheye düşer
misiniz?" der. Oradakiler:
"Hayır!" derler. Deccal onu öldürür ve sonra diriltir. Diriltildiği zaman
adam:
"Allah'a yemin olsun. Senin hakkında hiçbir vakit bugünkünden daha basiretli
olmamıştım!" der. Deccal onu tekrar öldüreyim mi di(yerek öldürmek isteye)cek,
fakat musallat edilmeyecek."
Buhari, Fiten 27, Fedailu'l-Medine9; Müslim, Fiten 112, (2938).
4975 - Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Deccal çıktığı vakit beraberinde su ve ateş vardır. Ancak halkın ateş olarak
gördüğü tatlı sudur; halkın su olarak gördüğü ise yakıcı bir ateştir. Sizden kim
o güne ererse, halkın ateş olarak gördüğüne düş(meyi kabul et)sin. Çünkü o,
tatlı soğuk sudur."
Buhari, Fiten 26, Enbiya 50; Müslim, Fiten 105, (2935); Ebu Davud, Melâhim
14, (4315),
4976 - Ebu Saidi'l-Hudri radıyallahu anh'ın anlattığına göre, Aleyhissalâtu
vesselâm'a Deccâl'den sormuştur. Aleyhissalatu vesselam da şu cevabı vermiştir:
"O (Deccâl) çıktığı gün (aynen bir insan gibidir) yemek yer. Ben size, onun
hakkında, benden önceki peygamberlerden hiçbirinin kendi ümmetine anlatmadığı
hususları anlatacağım: Onun sağ gözü meshedilmiştir (görmez), pertlektir, göz
hadakası yoktur, sanki hadakası çevrim içinde bir balgam gibidir. Sol gözü de
inciden bir yıldız gibidir. Onun beraberinde sanki cennet ve ateşin birer misli
vardır. Ancak hakikatta ateşi cennet, suyu da ateştir. Haberiniz olsun! Onun
yanında iki kişi vardır; köy halkını inzar ederler. Bu ikisi köyden çıkınca
Deccal'in ashabından ilki oraya girer."
Rezin tahric etmiştir. Hadisin kaynağı yok ise de, hadiste yer alan
mefhumların şahidleri Sahiheyn ve diğer kaynaklarda çoğunluk itibariyle
gelmiştir.
4977 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm Veda haccı sırasında (bir ara): "Halk susup dinlesin!" buyurdular.
Sonra Allah'a hamd ve senâda bulunup, arkadan Mesih ve Deccal'den uzunu uzun söz
ettiler ve buyurdular ki:
"Allah'ın gönderdiği her peygamber, ümmetini onunla inzar etti. Nuh
aleyhisselam ümmetini onunla inzar etti, ondan sonra gelen peygamberler de. O,
sizin aranızda çıkacak. Onun hali sizden gizli kalmayacak. Rabbinizin tek gözlü
olmadığı size kapalı değildir. O ise sağ gözü kör birisidir. Onun gözü, sanki
(salkımdan) dışa fırlamış bir üzüm dânesi gibidir. (İki gözünün arasında
ke-fe-re yani kâfir yazılmış olacaktır. Bunu her müslüman okuyacaktır)."
Buhari, Fiten 27; Müslim, Fiten 100-103, (169)-(2933).
İBNU SAYYÂD
4978 - Muhammed İbnu'l-Münkedir anlatıyor: "Câbir İbnu Abdillah radıyallahu
anhüma, İbnu Sayyâd'ın Deccal olduğu hususunda yemin ederdi. Ben:
"Sen Allah'a yeni de ediyorsun ha!" dedim. Bana şu cevabı verdi:
"(Nasıl etmeyeyim?) Ömer İbnu'l-Hattâb radıyallahu anh'a, Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'ın yanında İbnu Sayyâd'ın Deccal olduğu hususunda yemin
ettiğini işittim. Buna rağmen aleyhissalâtu vesselâm kendisini reddetmemişti."
Buhari, İ'tisam 23; Müslim, Fiten 94, (4929), Ebu Dâvud, Melahim 16, (4331).
4979 - İbnu Ömer radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Ömer İbnu'l-Hattab
radıyallahu anh, ashabtan bir grup içerisinde Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'la birlikte İbnu Sayyâd'a doğru gittiler, Onu, Beni Megâle şatosunun
yanında çocuklarla oynar buldular. O sıralarda bülûğa yaklaşmış durumdaydı. İbnu
Sayyâd, Aleyhissalâtu vesselam, eliyle sırtına vuruncaya kadar (onların
geldiğini) hissetmedi. Aleyhissalatu vesselam, omuzuna vurup:
"Benim Allah'ın Resûlü olduğuma şehâdet ediyor musun?" diye sordu. İbnu
Sayyad ona bakıp:
"Şehadet ederim ki, sen ümmilerin peygamberisin!" dedi. İbnu Sayyad da
Resulullah'a:
"Sen, benim Allah'ın Resulü olduğuma şehadet eder misin?" dedi. Aleyhissalatu
vesselam onu reddetti ve:
"Ben Allah'a ve O'nun resullerine iman ettim!" buyurdu ve sonra sordu:
"Pekiyi, ne görüyorsun?"
"Bana bir doğru sözlü (sadık), bir de yalancı (kâzib) gelmektedir" diye cevap
verdi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam:
"Sana bu iş karıştırıldı! (Sıdkı kizb; kizbi sıdk ile karıştırıyorsun)"
buyurdular. Sonra da Aleyhissalatu vesselam ona:
"Ben senin için (içimde) bir şey sakladım (bil bakalım!) dedi. İbnu Sayyad:
"O dumandır!" diye cevap verdi. Aleyhissalatu vesselam:
"Sus, sen kendi kadrini hiçbir vakit aşamayacaksın!" buyurdular. bunun
üzerine Hz. Ömer radıyallahu anh:
"Ey Allah'ın Resulü! Bana müsaade buyurun şunun boynunu vurayım!" dedi.
Aleyhissalatu vesselam da:
"Eğer (Deccal) bu ise, sen ona musallat edilecek değilsin, eğer bu Deccal
değilse onu öldürmekte sana bir hayır yok!" buyurdular."
Buhari, Cenaiz 80, Şehadat 3, Cihad 178, Edeb 97; Müslim, Fiten 85, 95,
(2924, 2930); Ebu Davud, Melahim 16, (4329); Tirmizi, Fiten 63, (2250), 56,
(2236).
Tirmizi, "Ben senin için (içimde) bir şey sakladım (bil bakalım!)" sözünden
sonra şu ibareyi ilave etti: "Onun için (içinde) "O halde semanın apaşikâr bir
duman getireceği günü gözetle (Habibim)" (Duhan 10) ayetini gizlemişti."
4980 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "İbnu Sayyad, Harre savaşı
sırasında kaybedildi."
Ebu Davud, Melahim 16, (4332).
KIYAMET ÖNCESİ FİTNELER
4981 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Ayakkabıları kıldan bir kavimle savaşmadıkça Kıyamet kopmaz. Siz, yüzleri
kılıflı kalkanlar gibi, gözleri küçük, burunları yassı olan bir kavmle
savaşmadıkça Kıyamet kopmaz."
Buhari, Cihad 95, 96, Menakıb 25; Müslim, Fiten 62, (2912); Ebu Davud,
Melahim 9, (4303, 4304); Tirmizi, Fiten 40, (2216); Nesai, Cihad 42, (6, 45).
4982 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "rumlar, A'mak ve Dâbık nam mahallere inmedikçe Kıyamet
kopmaz. Onlara karşı Medine'den bir ordu çıkar. Bunlar o gün Arz ehlinin en
hayırlılarıdır. Bu ordunun askerleri savaşmak üzere saf saf düzen alınca,
rumlar:
"Bizden esir edilenlerle aramızdan çekilin de onları öldürelim!" derler.
Müslümanlar da:
"Hayır" Vallahi sizinle, kardeşlerimizin arasından çekilmeyiz" derler. Bunun
üzerine (müslümanlar) onlarla harb eder. bunlardan üçte biri inhizama uğrar.
Allah ebediyen bunların tevbesini kabul etmez. Üçte biri katledilir, bunlar
Allah indinde şehitlerin en faziletlileridir. Üçte biri de muzaffer olur. Bunlar
ebediyen fitneye düşmezler. Bunlar İstanbul'u da fethederler. (Fetihten sonra)
bunlar, kılıçlarını zeytin ağacına asmış ganimet taksim ederken, şeytan
aralarında şöyle bir nida atar:
"Mesih Deccal, ailelerinizde sizin yerinizi aldı!"
Bunun üzerine, çıkarlar. Ancak bu haber bâtıldır. Şam'a geldiklerinde
(Deccal) çıkar. Bunlar savaş için hazırlık yapıp safları tanzim ederken, namaz
için ikamet okunur. Derken İsa İbnu Meryem iner ve onlara gitmek ister. Allah'ın
düşmanı, Hz. İsa'yı görünce, tıpkı tuzun suda erimesi gibi, erir de erir. Eğer
bırakacak olsa, (kendi kendine) helak oluncaya kadar eriyecekti. Ancak Allah onu
kudret eliyle öldürür; öyle ki onlara, harbesindeki kanını gösterir."
Müslim, Fiten 34, (2897).
4983 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm (bir gün):
"Bir tarafı karada bir tarafı da denizde olan bir şehir işittiniz mi?" diye
sordular. Oradakiler: "Evet!" deyince, şöyle buyurdular:
"İshakoğullarından yetmişbin kişi bu şehre sefer tertiplemedikçe Kıyamet
kopmaz. Askerler şehre gelince konaklarlar. Ancak silahla savaşmazlar, tek bir
ok dahi atmazlar. "Lâilâhe illallahu vallahu ekber!" derler. Bunun üzerine
şehrin kara tarafı düşer. Sonra askerler ikinci kere, "Lâilâhe illallahu vallahu
ekber!" derler, şehrin diğer tarafı da düşer. Sonra tekrar "Lâilahe illalllahu
vallahu ekber!" derler. Bu sefer onlara (kapılar) açılır. Oradan şehre girerler
ve şehrin ganimetini toplarlar. Ganimetleri aralarında taksim ederlerken,
yanlarına bir münâdi gelip: "Deccal çıktı!" diye bağırır. Askerler her şeyi
bırakıp geri dönerler."
Müslim, Fiten 78, (2920).
4984 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Yahudilerle savaşacak ve onları öldüreceksiniz. Öyle ki taş dahi: "Ey
müslüman! işte yahudi, arkamda (saklandı), gel, öldür onu!" diyecek."
Buhari, Cihad 94, Menakıb 25; Müslim, Fiten 79, (2921); Tirmizi, Fiten 56,
(2237).
4985 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Müslümanlardan iki grup aralarında savaşmadıkça Kıyamet kopmaz. Bunlar
aralarında büyük bir savaş yaparlar, fakat dâvaları birdir."
Buhari, Fiten 24, Menakıb 25, İstitabe 8; Müslim, İman 248, (157), Fiten 17,
(157).
4986 - Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Nefsim yed-i kudretinde olan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun! İmamınızı
öldürmedikçe, kılıçlarınızı birbirinize kullanmadıkça, dünyanıza şerirleriniz
varis olmadıkça Kıyamet kopmaz."
Tirmizi, Fiten 9, (2171).
4987 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm: "Herc artmadıkça Kıyamet kopmaz!" buyurmuşlardı. (Yanındakiler:)
"Herc nedir ey Allah'ın Resûlü?" diye sordular.
"Öldürmek! Öldürmek!" buyurdular."
Müslim, Fiten 18, (157).
4988 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki:
"Kıyamet kopmazdan önce gece karanlığının parçaları gibi fitneler olacak. (O
vakit) kişi mü'min olarak sabaha erer de kâfir olarak akşama kavuşur. Mü'min
olarak akşama erer, kâfir olarak sabaha kavuşur. Birçok kimseler azıcık bir
dünyalık mukabilinde dinlerini satarlar."
Tirmizi, Fiten 30, (2196).
RESÛLULLAH'TAN SONRA KIYAMET YAKINDIR
4989 - Sehl İbnu Sa'd radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm:
"Ben Kıyamet şöyle yakın olduğu halde gönderildim!" buyurdular ve şehadet
parmağıyla orta parmağını yanyana gösterdiler."
Buhari, Rikâk 39, Tefsir, Nâzi'at 1, Talâk 25; Müslim, Fiten 132, (2950).
4990 - Müstevrid İbnu Şeddâd el-Fihrî radıyallahu anh anlatıyor:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: "Ben Kıyamet'in kopacağı aynı saatte
gönderildim. Ancak, şunun şunu geçmesi gibi ben Kıyamet saatini geçip biraz
evvel geldim!" buyurdular ve orta parmağı ile şehadet parmağını gösterdiler."
Tirmizi, Fiten 39, (2214).
KIYAMETTEN ÖNCE BİR ATEŞİN ÇIKMASI
4991 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Hicaz bölgesinden bir ateş çıkmadıkça Kıyamet kopmaz. Bu ateş Busra'daki
develerin boyunlarını aydınlatacaktır."
Buhari, Fiten 24; Müslim, Fiten 42, (2902).
4992 - İbnu Ömer radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm:
"Kıyametten önce, Hadramevt'ten -veya Hadramevt denizinden- bir ateş çıkacak,
insanları toplayacak" buyurmuşlardı. (Orada bulunanlar:)
"Ey Allah'ın Resûlü (o güne ulaşırsak) ne yapmamızı emredersiniz?" diye
sordular.
"Size Şam('ı yani Suriye'ye gitmenizi) tavsiye ederim" buyurdular."
Tirmizi, Fiten 42, (2218).
MUASIRLARININ ÖMRÜ
4993 - Ebu'z-Zübeyr, Hz. Câbir radıyallahu anh'tan naklediyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Bugün doğmuş (canlı olan) hiçbir nefis yoktur ki, yüz sene sonra ölmemiş
olsun." (Râvi der ki:) "Bununla ömrün kısalması kastedilmiştir."
Müslim, Fezailu's-sahâbe 218, (2538); Tirmizi, Fiten 64, (2251).
4994 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Bir adam Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'a: "Kıyamet ne zaman kopacak?" diye sormuştu. Aleyhissalâtu vesselâm
bir müddet sükuttan sonra yanında duran Ezd-i Şenûe kabilesine mensup bir çocuğa
bakıp:
"Bu delikanlı pir-i fâni olmadan önce Kıyametiniz kopacaktır!" buyurdular.
Hz. Enes radıyallahu anh der ki: "Çocuk o gün benim akranım idi."
Müslim, Fiten 138, (2953).
YALANCILARIN ZUHÛRU
4995 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Otuz kadar yalancı Deccaller çıkmadıkça Kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri
Allah'ın elçisi olduğunu zanneder."
Tirmizi, Fiten 43, (2219); Ebu Dâvud, Melâhim 16, (4333, 4334, 4335).
GÜNEŞİN BATIDAN DOĞMASI
4996 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Güneş, battığı yerden doğmadıkça Kıyamet kopmaz. Batı'dan doğunca, insanlar
görür ve hepsi de iman eder. Ancak, daha önce inanmamış veya imannın sevkiyle
hayır kazanamamış olan hiç kimseye bu iman fayda sağlamaz."
Buhari, Rikak 39, İstiska 27, Zekat 9; Müslim, İman 248, (157); Ebu Davud,
Melahim 12, (4312).
4997 - Hz. Ebu zerr radıyallahu anh anlatıyor: "Güneş battığı sırada Mescid'e
girmiştim. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bana:
"Ey Ebu Zerr!" buyurdular. "Şu (güneş batınca) nereye gidiyor, biliyor
musun?"
"Allah ve Resûlü daha iyi bilir!" dedim.
"O, Rabbinden secde etmek için izin istemeye gider. Ona izin verilir ve sanki
kendisine şöyle denir: "Git geldiğin yerden tekrar doğ." O da battığı yerden
doğar."
Sonra (Ebu Zerr dedi ki: "Aleyhissalâtu vesselâm) şöyle kıraat etti: "Ve
zâlike müstegarrün leha" (Yasin 38). (Ebu Zerr ilaveten) dedi ki: "Bu İbnu
Mes'ûd kıraatidir."
KIYAMETİN BAŞKA ALAMETLERİ
4998 - Ebu Sâid radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki:
"Ruhumu kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun ki, vahşi hayvanlar
insanlarla konuşmadıkça, kişiye kamçısının ucundaki meşin, ayakkabısının bağı
konuşmadıkça, kendinden sonra ehlinin ne yaptığını dizi haber vermedikçe Kıyamet
kopmaz."
Tirmizi, Fiten 19, (2182).
4999 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Devs kabilesinin kadınlarının kıçları, Zü'l-Halasa putunun etrafında
titremedikçe Kıyamet kopmaz. Zü'l-halasa, Devslilerin cahiliye devrinde
tapındıkları (Tebâle'deki) puttur."
Buhari, Fiten 23; Müslim, Fiten 51, (2906).
5000 - Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler
teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz."
Tirmizi, Fiten 37, (2210).
5001 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki:
"Kıyamet Allah Allah diyen bir kimsenin üzerine kopmayacaktır."
Müslim, İman 234, (148); Tirmizi, Fiten 35, (2208).
5002 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: "(Ey Allah'ın Resûlü!)
Kıyamet ne zaman kopacak?" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm konuşmasına devam etti,
sözlerini bitirdiği vakit:
"Sual sâhibi nerede?" buyurdular. Adam:
"İşte buradayım ey Allah'ın Resûlü!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:
"Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!" buyurdular. Adam:
"Emanet nasıl zâyi edilir?" diye sordu. Efendimiz:
"İş, ehil olmmayana tevdi edildi mi Kıyamet'i bekleyin!" buyurdular."
Buhari, İlm 2, Rikâk 35.
5003 - Sahiheyn'de gelen bir diğer rivayette: "Kahtan'dan, insanları
değneğiyle idare eden bir adam çıkmadıkça Kıyamet kopmaz" buyrulmuştur."
Buhari, Fiten 23, Menâkıb 7; Müslim, Fiten 60, (2910).
5004 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça Kıyamet kopmaz. Onun üzerine
insanlar savaşırlar. Yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür. Onlardan her biri:
"Herhalde savaşı ben kazanacağım" der."
Buhari, Fiten 24, Müslim, Fiten 29, (2894); Ebu Dâvud, Melahim 13, (4313,
4314); Tirmizi, Cennet 26, (2572, 2573).
5005 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki:
"Zaman yakınlaşmadıkça Kıyamet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle olur ki, bir yıl
bir ay gibi, ay bir hafta gibi, haftada bir gün gibi, gün saat gibi, saat de bir
çıra tutuşması gibi (kısa) olur."
Tirmizi, zühd 24, (2333).
5006 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Allah Teâla hazretleri ipekten daha yumuşak bir rüzgârı
Yemen'den gönderir. Bu rüzgâr, kalbinde zerre miktar iman bulunan hiç kimseyi
hariç tutmadan hepsinnin ruhunu kabzeder."
Müslim, İman 185, (117).
5007 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm:
"Kıyamet sâdece şerir insanların üzerine kopacaktır!" buyurdular."
Müslim, Fiten 131, (2949).
5008 - İbnu Zuğb el-Eyâdi anlatıyor: "Abdullah İbnu Havâle el-Ezdi
radıyallahu anh'ın yanına indim. Bana:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bizi, ganimet alalım diye yaya olarak
gönderdi. Biz de döndük ve hiçbir ganimet elde edemedik. Yorgunluğumuzu
yüzlerimizden anlayıp, aramızda doğrularak:
"Ey Allah'ım, onları bana tevkil etme; ben onları üzerime almaktan âcizim!
Onları kendilerine de tevkil etme, bu işten kendileri de acizdirler. Onları
diğer insanlara da tevkil etme, kendilerini onlara tercih ederler!" buyurdular.
Sonra elini başımın üstüne koydu ve:
"Ey İbnu Havale! Hilafetin (Medine'den) Arz-ı Mukaddese'ye (Suriye'ye)
indiğini görürsen, bil ki artık zelzeleler, kederler, büyük hâdiseler yakındır.
O gün Kıyamet, insanlara, şu elimin, başına olan yakınlığından daha yakındır"
buyurdu."
Ebu Davud, Cihad 37, (2535).
5009 - Hz. Enes radıyallahu anh dedi ki: "İstanbul'un fethi Kıyamet anında
olacaktır."
Tirmizi, Fiten 58, (2240).
5010 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
(bir gün):
"Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!"
buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) "Ey Allah'ın Resûlü! Bunlar nelerdir?" diye
sordular. Aleyhissalâtu vesselâm saydı:
-Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki
sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse,
-Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer,
memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları
zaman,
-Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman.
-Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği;
-Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı;
-Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve
siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman.
-Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu;
-(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları
sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet ettiği;
-(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği;
-İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği;
-(San'at, bale, konser gibi çeşitli adlar altında; bar, gazino, dansing ve
salonlarda ve hatta televizyon ve filim gibi çeşitli vasıtalarla yaygın şekilde)
şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği;
-Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli
ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi),
yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını,
(kazfi) bekleyin."
Tirmizi, Fiten 39, (2211).
5011 - İbnu Amr İbnu'l-As radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Çıkış itibariyle, Kıyamet alametlerinin
ilki güneşin battığı yerden doğması, kuşluk vakti insanlara dabbetu'l-arzın
çıkmasıdır. Bunlardan hangisi önce çıkarsa, diğeri de onun hemen peşindedir."
Müslim, Fiten 118, (2941); Ebu Dâvud, Melahim 12, (4310).
5012 - Hz. Muâz İbnu Cebel radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm (bir gün):
"Beytu'l-Makdis'in imârı Yesrib'in harabıdır. Yesrib'in harâbı melhamenin
(savaşın) çıkmasıdır. Melhame İstanbul'un fethidir, İstanbul'un fethi Deccâl'in
çıkmasıdır!" buyurdular. Sonra elini (Resûlullah), konuşmakta olduğu kimsenin
(yani Hz. Muâz'ın) dizine vurdular ve:
"Bu söylediğim kesinlikle hakikattir. Tıpkı senin burada oturman hak olduğu
gibi" buyurdular."
Hz. Muaz burada kendisini kasdetmektedir. (Yani Aleyhissalatu vesselam'ın
konuştuğu ve dizine elini vurduğu kimse Muaz İbnu Cebel radıyallahu anh'tır.)"
Ebu Davud, Melahim 3, (4294).
5013 - Abdullah İbnu Büsr radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Melhame ile Medine'nin fethi arasında altı yıl vardır. Yedinci yılda da
Mesih Deccâl çıkar."
Ebu Davud, Melahim 4, (4296); İbnu Mace, Fiten 35, (4093).
SÛR'A ÜFLENMESİ VE NEŞR
5014 - Ebu Saîd radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm:
"Sûr'un sahibi (İsrafil aleyhisselâm), sûr denen sorusunu ağzına dayamış,
yüzünü çevirmiş, kulağını dikmiş, üfleme emrini beklerken ben nasıl tereffühle
(dünya nimetlerinden) istifade edebilirim?" buyurmuşlardı. Bu, sanki ashabına
çok ağır gelmişti:
"Peki biz ne yapalım -veya ne diyelim- ey Allah'ın Resûlü?" diye sordular.
Onlara: "Hasbünallah ve ni'mel-vekil (Allah bize yeter, o ne güzel vekildir!),
Allah'a tevekkül ettik. -belki de "tevekkülümüz Allah'adır!" demişti- deyiniz!"
diye emir buyurdular."
Tirmizi, Kıyamet 9, (2433).
5015 - İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'a Sûr'dan sorulmuştu:
"Bu, içine üflenen bir boynuzdur!" diye cevap verdi."
Ebu Davud, Sünnet 24, (4742); Tirmizi, Kıyamet 9, (2432).
5016 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm:
"İki sûr arasında kırk vardır!" buyurmuştur. Bunun üzerine oradakiler:
"Ey Ebu Hureyre! Kırk gün mü?" diye sordular. Fakat o: "Birşey diyemem!"
cevabını verdi. Tekrar: "Kırk ay mı?" dediler. O yine: "Bir şey diyemem!"
cevabını verdi. "Kırk yıl mı?" dediler. O yine: "Bir şey diyemem!" cevabını
verdi ve (Resûlullah'ın hadisine devam etti:)
"Sonra allah semâdan su indirecek ve insanlar yerden sebze biter gibi
bitecekler. İnsanda bir kemik hâriç hepsi çürür. Bu çürümeyen, acbu'z-zeneb
denen kuyruk sokumu kemiğidir. Kıyamet günü yeniden yaratılış bundan terkîb
edilecektir."
Buhari, Tefsir, Zümer 3, Amme 1; Müslim, Fiten 141, (2955); Muvatta, Cenâiz
48, (1, 239);
Ebu Davud, Sünnet 24, (4743); Nesai, Cenâiz 117, (4, 111).
5017 - Ka'b İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Mü'minin ruhu, cennet ağacında beslenen bir kuş olur. Yeniden dirilme
gününde Allah onu cesedine döndürünceye kadar orada beslenir."
Muvatta, Cenaiz 49, (1, 240); Nesai, Cenaiz 117, (4, 108); İbnu Mace, Zühd
32, (4271).
5018 - Ebu Rezin el-Ukayli radıyallahu anh anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü
dedim, Allah, mahlûkatı nasıl iade eder, (yeniden diriltir)? Bunun dünyadaki
örneği nedir?"
"Sen dedi, hiç kavminin üzerinde yaşadığı vâdiden kurak mevsimde geçmedin mi?
Sonra bir kere de her tarafın yemyeşil üğründüğü münbit mevsimde uğramadın mı?"
Ben "Elbette!" deyince:
"İşte bu, (yeniden) yaratmasına Allah'ın delilidir. Allah, ölüleri de böyle
diriltecektir!" buyurdular."
Rezin tahric etmiştir. Bu hadis Ahmed İbnu Hanbel'in Müsned'inde biraz farklı
lafızlarla rivayet etilmiştir (4, 11).
5019 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma "Fe iza nûgirâ finnâgûri" "O boru
öttürülünce" (Müddessir 8) ayeti ile ilgili olarak dedi ki: "Bu, sûr'dur. Surede
geçen râcife, birinci nefha (üfleme), râdife de ikinci nefhadır."
Buhari, Rikâk 43 (muallak olarak).
5020 - Ebu Saîd radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
(bir gün bize) Sâhib-i Sûr'u (İsrafili) zikretti ve dedi ki:
"Sağında Cibril, solunda da Mikâil aleyhimusselâm var."
Rezin tahric etmiştir. Ebu Davud, Hurûf ve'l-kırâ'at 1, (3999).
HAŞR HAKKINDA
5021 - Süheyl İbnu Sa'd radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Kıyamet günü insanlar beyaz, bembeyaz, has unun çöreği gibi bir yerde
toplanacaklar. Orada hiç kimsenin bir işareti (evi, bağı vs.) olmayacak."
Buhari, Rikak 44; Müslim, Münafikun 28, (2790).
5022 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm:
"Sizler Allah'a yalınayak, bedenleriniz çıplak ve kabuklu (sünnet edilmemiş)
olarak haşr olunacaksınız!" buyurdular."
5023 - Bir diğer rivayette İbnu Mes'ûd şöyle demiştir: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm va'z etmek üzere aramızda doğruldu ve dedi ki:
"Ey insanlar! Sizler (Kıyamet günü) Allah'ın yanında yalınayak, çıplak ve
kabuklu olarak toplanacaksınız. (Sonra şu ayeti okudu:) "İlk yaratışa nasıl
başladı isek, üzerimizde hak bir vaad olarak yine onu iade edeceğiz..." (Enbiya
104). Haberiniz olsun, o gün ümmetimden bazı kimseler getirilir ve sol tarafa
alınırlar. Bunun üzerine ben:
"Ey Rabbim! Bunlar ashabımdır!" derim. Bana:
"Sen bilmiyorsun, bunlar senden sonra neler yaptılar" denilir. ben sâlih kul
(İsâ)'nın dediği gibi diyeceğim:
"Ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerinde bir kontrolcü idim. Fakat
vakta ki sen benni (içlerinden) aldın, üstlerinde nigehbân yalnız sen oldun.
(Zaten) sen (her zaman) her şeye hakkıyla şâhidsin. Eğer kendilerine azab
edersen şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları affedersen mutlak
gâlib ve yegâne hüküm ve hikmet sahibi olan da hakikaten sensin sen" (Mâide
117-118).
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm devamla dedi ki:
"Bunun üzerine bana: "Onlar, sen aralarından ayrıldığın günden beri, dinden
yüz çevirmeye hiç ara vermediler!" denilecek."
Bir rivayette şu ziyade var: "Ben: "Rahmetten uzak olsunlar, rahmetten uzak
olsunlar!" derim."
Buhari, Rikak 45, Enbiya 8, 44, Tefsir, Maide 14, 15, Tefsir, Enbiya 2;
Müslim, Cennet 57, (2860); Tirmizi, Kıyamet 4, (3329); Nesai, Cenaiz 118, (4,
114).
5024 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Kıyamet günü insanlar üç sınıf olarak haşrolunurlar:
-Yayalar sınıfı,
-Binekliler sınıfı,
-Yüzü üstü sürünenler sınıfı."
Aleyhissalatu vesselam'a soruldu: "Ey Allah'ın Resûlü! Bunlar yüzleri üzerine
nasıl yürürler?" Şu cevabı verdiler:
"Onları ayakları üzerine yürüten Zât-ı Zülcelal, yüzleri üzerine yürütmeye de
kâdirdir. Ancak bilesiniz, bu yüzleri üstü yürüyenler, önlerine çıkan her
engele, her dikene karşı kendilerini yüzleriyle korumaya çalışırlar."
Tirmizi, Tefsir, Beni İsra'il (İsra), (3141).
5025 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "İnsanlar Kıyamet günü üç hal üzere haşrolunurlar:
1. İstekliler, korkanlar.
2. İki kişi bir deve üzerinde olanlar, üç kişi bir deve üzerinde olanlar,
dört kişi bir deve üzerinde olanlar, on kişi bir deve üzerinde olanlar.
3. Geri kalanları, ateşe tapanlar. Cehennem, onların kaylûle yaptığı yerde
onlarla kaylûle yapar, geceledikleri yerde onlarla birlikte geceler, onların
sabahladıkları yerde onlarla sabahlar, onların akşamladıkları yerde onlarla
beraber akşamlar."
Buhari, Rikak 48; Müslim, Cennet 59, (2861); Nesai, Cenaiz 118, (4, 115,
116).
5026 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"İnsanlar Kıyamet günü öylesine ter akıtırlar ki, bu terler yerin içinde
yetmiş zirâ'lık derinliğe kadar iner ve bu ter (yer üstünde de birikerek
insanları konuşamaz hale getirmek üzere ağızlarına) gem vurur ve kulaklarına
kadar ulaşır."
Buhari, Rikak 47; Müslim, Cennet 61, (2863).
HESAP VE KULLAR ARASINDA HÜKMÜN VERİLMESİ
5027 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Kimin üzerinde kardeşine karşı ırz veya başka bir şey sebebiyle hak varsa,
dinar ve dirhemin bulunmadığı (Kıyamet ve hesaplaşmanın olacağı) gün gelmezden
önce daha burada iken helalleşsin. Aksi takdirde o gün, salih bir ameli varsa, o
zulmü nisbetinde kendinden alınır. Eğer hasenatı yoksa, arkadaşının günahından
alınır, kendisine yüklenir."
Buhari, Mezalim 10, Rikak 48; Tirmizi, Kıyamet 2, (2421).
5028 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Kıyamet günü hak sahiplerine haklarını mutlaka eda edeceksiniz. Öyle ki
kabış (boynuzsuz) koyun için, boynuzlu koyundan kısas alınacak, taşa (niye bir
başka) taş üzerine yüklenip kaldığından; adamın adamı niye yaraladığından
sorulacak."
(Ebu Hureyre) der ki: "Biz şunu da işitirdik: "Kıyamet günü, kişiyi
tanımadığı birisi yakalar ve der ki: "Sen beni hata ve münker işlerden
görüyordun, fakat ondan men etmiyordun!"
Müslim, Birr 60, (2582); Tirmizi, Kıyamet 2, (2422).
"Boynuzlu koyun....." tabirinden gerisi Rezin'in ziyadesidir,
5029 - Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm:
"Ahirette kimin hesabı münakaşa edilirse, azaba maruz kalacak demektir!"
buyurmuşlardı. Ben: "Nasıl olur? Allah Teâla hazretleri (meâlen):
"O vakit kimin kitabı sağ eline verilirse; kolay bir hesabla muhasebe
edilecek ve ehline sevinçli olarak dönecek" (İnşikak 7-9) buyurmadı mı, (bu
hesap münakaşası değil mi)?" dedim.
"Hayır! buyurdular, bu (münakaşa değil) arzdır. Kıyamet günü hesâba çekilen
herkes mutlaka helak olmuş demektir!"
Buhari, ilim 35, Tefsir, İnşikak 1, Rikak 49; Müslim, Cennet 80, (2876); Ebu
Davud, Cenaiz 3, (3093); Tirmizi, Kıyamet 6, (2428).
5030 - Hureys İbnu Kabisa radıyallahu anh anlatıyor: "Medine'ye geldim ve:
"Ey Allahım! Bana salih bir arkadaş nasib et!" diye dua ettim. Derken Ebu
Hureyre radıyallahu anh'ın yanına oturdum. Kendisine:
"Ben, Allah'a bana salih bir arkadaş nasip etmesi için dua ettim. bana,
Resûlullah'tan işittiğin bir hadis söyle! Olur ki Allah Teâla Hazretlerri ondan
faydalanmamı nasib eder!" dedim. Bunun üzerine dedi ki: "Ben, Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediğini işittim:
"Kıyamet günü, kişi amelleri arasında önce namazın hesabını verecek. Bu hesap
güzel olursa kurtuluşa erdi demektir. Bu hesap bozuk olursa, hüsrâna düştü
demektir. Eğer farzında eksiklik çıkarsa Rab Teâla Hazretleri: "Bakın, kulumun
(defterinde yazılmış) nafilesi var mı?" buyurur. Böylece, farzın eksikleri
nafile (namazları) ile tamamlanır. Sonra, bu tarzda olmak üzere diğer amelleri
hesaptan geçirilir."
Tirmizi, Salat 305, (413); Nesai, Salat 9, (1232).
5031 - Yahya İbnu Sa'id rahimehullah anlatıyor: "Bana ulaştığına göre,
(Kıyamet günü), kulun ilk bakılacak ameli namazdır. Eğer namazı kabul edilirse,
geri kalan amellerine bakılır. Eğer namazı kabul edilmezse diğer amellerinin
hiçbirine bakılmaz."
Muvatta, Kavru's-Salat 89, (1, 173).
5032 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Kıyamet günü, insanlar arasında hükmedilecek ilk şey
kandır."
Buhari, Diyat 1, Rikak 48; Müslim, Kasame 28, (1678); Tirmizi, Diyat 8,
(1396); Nesai, Tahrim 2, (7, 83).
5033 - Ebu Berse radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Kıyamet günü, dört şeyden sual edilmedikçe, kulun
ayakları (Rabbinin huzurundan) ayrılamaz:
-Ömrünü nerede harcadığından,
-Ne amelde bulunduğundan,
-Malını nerede kazandığından ve nereye harcadığından,
-Vücudunu nerede çürüttüğünden."
Tirmizi, Kıyamet 1, (2419).
5034 - Ebu Sa'id ve Ebu Hureyre radıyallahu anhüma anlatıyorlar:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kıyamet günü kul (hesap
vermek üzere huzur-u ilahiye) getirilir. Allah Teâla Hazretleri:
"Ben sana kulak, göz, mal ve evlat vermedim mi? Sana hayvanları ve ekimi
musahhar kılmadım mı? Seni bunlara baş olmak, onlardan istifade etmek üzere
serbest bırakmadım mı? Acaba, benimle bugünkü şu karşılaşmanı hiç düşündün mü?"
diye soracak. Kul da: "Hayır" diyecek. Allah Teâla Hazretleri: "Öyleyse bugün
ben de seni unutacağım, tıpkı senin (dünyada) beni unuttuğun gibi!" buyuracak."
Tirmizi, Kıyamet 7, (2430).
5035 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "(Ashab, Resûlullah'a): "Ey
Allah'ın Resûlü! Kıyamet günü Rabbimizi görecek miyiz?" diye sordular.
Aleyhissalatu vesselam: "Bulutsuz bir günde, öğle vaktinde güneşi görme
hususunda bir itişip kakışmanız olur mu?" diye sordu. Ashab: "Hayır!" deyince:
"Bulutsuz (dolunaylı) gecede ayı görmekte itişip kakışmanız olur mu?" diye
tekrar sordu. Ashab yine: "Hayır!" deyince:
"Nefsim yed-i kudretinde olan Zât-ı Zülcelal'e yemin olsun, Rabbinizi görme
hususunda da hiçbir itişip kakışmanız olmayacak. Tıpkı güneş ve ayı görmede
itişip kakışmanız olmadığı gibi. Böylece kul, Rabbiyle karşı karşıya gelecek.
Rabb Teâla:
"Ey filân! ben sana ikram etmedim mi? Seni efendi yapmadım mı? Sana zevce
vermedim mi? Atı, deveyi sana musahhar (hizmetçi) kılmadım mı? Reislik yapmana,
ganimet malından dörtte bir almana müsaade etmedim mi?" diye soracak. Kul:
"Evet ey Rabbim!" diyecek. Rab Teâla:
"Benimle karşılaşacağını hiç düşünmedin mi?" diyecek. kul bu soruya: "Hayır!"
karşılığını verecek. Rab Teâlâ da:
"Öyleyse şimdi de ben seni unutuyorum. Tıpkı (dünyada) sen beni unuttuğun
gibi!" diyecek. Sonra ikinci kul Allah'ın karşısına çıkar. Rab Teâla ona da aynı
şeyleri söyler. Sonra üçüncüye de birinciye söylediklerinin aynısını söyler.
Kul: "Evet! Ey Rabbim!" der. Rab Teâla da:
"Benimle karşılaşacağını hiç aklından geçirdin mi?" diye sorar. Kul:
"Ey Rabbim, sana, kitaplarına ve peygamberlerine inandım. Namaz kıldım, oruç
tuttum, sadaka verdim!" der ve elinden geldiğince (Hak Teâla hakkında) hayır
senâda bulunur. Rab Teâla:
"Bu hususta lehine şehâdet edecek biri var mı?" diye soracak. Kul:
"Hayır, yok!" diyecek. Rabb Teâla:
"Şimdi senin aleyhine bir şahit gönderilecek!" der. Kul kendi kendine: "Benim
aleyhime şahidlik yapacak da kim?" diye içinden düşünür. Kulun ağzı mühürlenir.
Uyluğuna: "Haydi konuş!" denir. Uyluğu, eti, kemiği konuşup, onun amelini haber
verirler. Bu, onun kendisi için bir özür aramaması içindir. Bu kimse, allah'ın
gadabına uğrayan münâfıktır."
Müslim, Zühd 16, (2968).
5036 - İbnu'l-Müseyyib, Atâ İbnu Zeyd el-Leysi, Ebu Hureyre radıyallahu
anh'tan naklen anlatıyorlar: "İnsanlar Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a: "Ey
Allah'ın Resûlü! Kıyamet günü Rabbimizi görecek miyiz?" diye sordular. O da:
"Siz bulutsuz dolunay gecesinde ayı görmekten şüpheye düşer misiniz?" diye cevap
verdi. Onlar:
"Hayır! Ey Allah'ın Resûlü!" diye cevap verdiler. Aleyhissalâtu vesselâm:
"Bulutsuz bir günde güneşi görmekten şüphe eder misiniz?" diye tekrar sordu.
Ashab yine: "Hayır!" cevabını verdiler. Bunun üzerine:
"Şunu bilin ki, siz Rabbinizi de böyle göreceksiniz. Kıyamet günü, insanlar
haşrolunurlar. (Rab Teâla):
"Kim (Benden başka) bir şeye tapıyor idiyse ona tâbi olsun!" buyurur.
Onlardan bir kısmı güneşe, bir kısmı aya, bir kısmı da putlara tabi olurlar.
Orada, münafıklarıyla birlikte bu ümmet kalır. Allah onlara (tanımadıkları bir
surette) yaklaşır.
"Ben sizin Rabbinizim!"buyurur. Oradakiler:
"(Senden Allah'a sığınırız). Biz, Rabbimiz bize gelinceye kadar bu yerdeyiz!
Rabbimiz gelince biz onu tanırız!" derler. Derken Rableri (onların tanıyacağı
surette) gelir. "Ben Rabbinizim!" der. Onlar da:
"Sen Rabbimizsin!" derler. Rabb Teâla onları (cennete) davet eder. Cehennemin
üzerine Sırat kurulur. Peygamberler arasında, ümmetiyle Sırat'tan ilk geçen ben
olurum. O gün peygamberler dışında kimse konuşmaz. Peygamberlerin o günkü kelamı
da:
"Allahümme sellim, Allahümme sellim (Ey Rabbimiz selamet ver, ey Rabbimiz
selamet ver!)" olacak. Cehennemde, deve dikeninin dikenleri gibi kancalar var.
Deve dikeninin dikenlerini gördünüz mü?" diye sordu. Ashab: "Evet!" deyince
Aleyhissalatu vesselam devam etti:
"İşte o kancalar, tıpkı deve dikeninin dikenleri gibidir. Ancak, onların
büyüklüğü ne kadardır, Allah'tan başka kimse bilmez. İnsanlarrı (kötü) amelleri
sebebiyle kapar. İnsanların bir kısmı (kötü) ameli sebebiyle helak olur. Bir
kısmı da ateşin içine yıkılır, sonra kurtulur. Allah, ateş ehlinden kurtarmak
istediklerine rahmet etmeyi irade edince, ateş ehlinden Allah'a ibadet etmiş
olanları, ateşten çıkarmaları için meleklere emreder. Melekler bu kimseleri,
secde izleriyle tanırlar. Çünkü Allah Teâla Hazretleri secde mahallinin
yakılmasını ateşe haram etmiştir.
Onlar böylece ateşten çıkarlar. Hepsi de ateşten kavrulmuş vaziyettedir.
Üzerlerine hayat suyu dökülür. Selin getirdiği milli topraktan habbelerin (filiz
açıp) bitmesi gibi, suyun değdiği yerler yeniden bitecek.
Rabb Teâla, sonra, kullar arasındaki hükmünü tamamlayacak. Derken cennetle
cehennem arasında bir kul kalacak. Bu, cennete girmede cehennemliklerin
sonuncusudur. Yüzü cehenneme doğru ilerlerken:
"Ey Rabbim! Yüzümü ateş tarafından çevir! Kokusu beni perişan etti, alevi de
beni kavurdu" diye yalvaracak. Allah Teâla'ya, kendisine dua etmesini dilediği
kadar duada bulunacak. Sonra Allah Teâla Hazretleri:
"Ben bu istediğini versem, bundan başkasını da ister misin?" diye soracak.
Adam: "İzzet ve celâline yemin olsun! Hayır! Bundan başkasını istemem!" diyecek
ve istemeyeceği hususunda Allah'a ahd u misakta bulunacak. (Allah), bunnun
üzerine yüzünü ateşten çevirecek. Adam yüzüyle cennete yönelince ve onun
güzelliğini görünce, Allah'ın dilediği bir müddet susacak. Sonra (dayanamayıp):
"Ey rabbim! Beni cennetin kapısına yaklaştır!" diyecek. Allah Teâla Hazretleri:
"Sen bana istemiş olduğundan başka bir talepte bulunmayacağına dair ahd u
misakta bulunmadın mı? Ey âdemoğlu yazık sana! Sen ne dönekmişsin!" diyecek.
Adam:
"Ey Rabbim! Mahlukatın en bedbahtı ben olmayayım!" diyecek. Rab Teâla: "Sana
bu istediğin verilse, acaba başka bir şey istemeyecek misin?" der. Adam: "Hayır!
İzzetine ve celaline yemin olsun hayır! Başka birşey istemeyeceğim!" diyecek.
Rabbi de onu mazur addedecek. Çünkü o, sabredilemeyecek bir şeyler görmüştür.
Adam, Rabbine, istediği ahd u misakta bulunur. (Rabbi de) onu cennetin kapısına
yaklaştırır. Kapıya yaklaşıp onun güzelliğini ve içindeki tarâvet ve sürûru
görünce, Allah'ın dilediği kadar sesini keser. (Fakat daha fazla dayanamayıp
atılır):
"Ey Rabbim! Beni cennete koy!" der. Rab Teâla:
"Ey âdemoğlu yazık sana! Sen ne dönekmişsin! Sana verilenlerin dışında bir
şey istemeyeceğine dair bana ahd u misâk vermedin mi?" diyecek. Adam: "Ey
Rabbim! Beni mahlukatın en bedbahtı yapma!" diyecek. Allah onun bu haline
gülecek. Sonra ona cennete girmesi için izin verecek ve:
"Dile (ne dilersen)!" diyecek. adam dileyecek. Öyle ki, hiçbir arzusu
kalmayacak. Allah yine de: "Şunları şunları da iste!" deyip, istemesi gereken
şeyleri zikredecek. Böylece istenecek şeyler bitince Allah Teâla Hazretleri:
"Bütün bunlar, bir misliyle sana verilmiştir!" buyuracak."
Ebu Sa'id der ki: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın: "Bütün bunlar, on
misliyle birlikte sana verilmiştir!" dediğini işittim."
Buhari, Rikak 52, Ezan 129, Tevhid 24; Müslim, İman 299, (182); Tirmizi,
Cennet 20, (2560).
5037 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Kıyamet günü insanlar üç kere Allah'a arzedilirler: İlk iki arzedilmede
cidâl ve özür beyanı vardır. Ama üçüncü arzedilme esnasında ellerde sahifeler
uçuşur, kimisi sağ eliyle, kimisi de sol eliyle alır."
Tirmizi, Kıyamet 5, (2427).
5038 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Bir adam bana: "(Kıyamet günü
Allah'ın kişiye hususi) hitabı hakkında ne işittin?" diye sordu. Şu cevabı
verdim:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın: "Mü'min Rabbine yaklaştırılır. Öyle
ki, (Allah onun) üzerine himayesini indirir ve günahlarını itiraf ettirir. Ona
sorar: "Şu şu günahlarını biliyor musun?" Mü'min kul, iki kere:
"Evet ey Rabbim, biliyorum!" der. Rab Teâla da:
"Dünyada iken bunları örterek seni teşhir etmemiştim. Bugün de onları senden
affediyorum!" buyurur. Sonra ona hasenât defteri verilir. Amma, kâfirlere ve
münâfıklara gelince, bunlarla ilgili olarak, bütün mahlukatın huzurunda:
"Bunlar Allah namına yalan söylemişler (böylece büyük bir zulümde
bulunmuşlardır). Haberiniz olsun! Allah'ın lâneti zâlimleredir" diye nida
olunur."
Buhari, Mezalim 2, Tefsir, Hud 4, Edeb 60, Tevhid 36; Müslim, Tevbe 52,
(2768).
5039 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Bir adam gelerek: "Ey Allah'ın
Resûlü! Benim kölelerim var, bana yalan söylüyorlar ve bana ihanet ediyorlar,
bana isyan ediyorlar. Ben de onlara şetmediyor ve dövüyorum. Onlar yüzünden
(Allah yanında) durumum ne olacak?" diye sordu. Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm:
"Kıyamet günü onlar, sana olan ihânetleri, isyanları ve yalanları sebebiyle
muhâsebe olacaktır. Senin onlara verdiğin ceza ise, eğer cezan onların günahları
nisbetinde ise, başabaştır; ne lehine ne de aleyhine olur. Eğer onlara verdiğin
ceza günahlarından az ise bu senin için bir fazilet olur. Eğer onlara verdiğin
ceza günahlarından çok olursa, bu fazla kısım sebebiyle onlar lehine sana kısas
yapılır" buyurdular. Bunun üzerine adam huzurdan çekildi, ağlamaya ve dövünmeye
başladı. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam dedi ki:
"Sen Allah'ın kitabını okumuyor musun? (Bak ne diyor! (Mealen): "Biz Kıyamet
gününe mahsus adalet terazileri koyacağız. Artık hiçbir kimse hiçbir şeyle
haksızlığa uğratılmayacaktır. (O şey bir hardal tanesi kadar bile olsa, onu
getiririz (Mizana koyarız). Hesapçılar olarak da biz yeteriz" (Enbiya 47). Adam
tekrar:
"Allah'a yemin olsun, ey Allah'ın Resûlü! Ben hem kendim ve hem de onlar
için, ayrılmalarından daha hayırlı bir şey göremiyorum. Seni şahid kılıyorum,
hepsi hürdür, (azad ettim)" dedi."
Tirmizi, Tefsir, Enbiya, (3163).
5040 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
(bir gün) güldüler ve:
"Neye güldüğümü biliyor musunuz?" buyurdular. Biz:
"Allah ve Resûlü daha iyi bilir!" dedik.
"Kulun Rabbine olan hitabından!" buyurdular ve şöyle devam ettiler:
"Kul şöyle der: "Ey Rabbim, sen beni zulümden korumadın mı?"
Rab Teâla: "Evet korudum" buyurur. Kul da:
"Fakat ben bugün, kendime, kendimden başka bir kimsenin şahid olmasını asla
istemiyorum" der. Rabb Teâla:
"Bugün sana tek şâhid olarak nefsin, çok şahid olarak da kirâmen kâtibin
kâfidir" buyurur." Resûlullah devamla dedi ki:
"Ağzına mühür vurulur ve diğer organlarına: "Konuş!" denilir. Onlar adamın
amelini haber verirler. Sonra konuşma hususunda serbest bırakılır. Adam
organlarına: "Yazıklar olsun size! Buradan defolun! Ben sizin için mücadele
etmiştim" der."
Müslim, Zühd 17, (2969).
5041 - İbnu Amr İbni'l-Âs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Aziz ve celil olan Allah (Kıyamet günü), ümmetimden bir adamı mahlukatın
üstünden seçer ve onun için doksandokuz büyük defter açar. Her defter, gözün
alabildiği kadar büyüktür. Rab Teâla adama sorar: "Bu defterde yazılı olanlardan
bir şey inkâr ediyor musun? Muhafız kâtiplerim (olmadık şeyler yazarak sana)
zulmetmişler mi?" Kul:
"Ey Rabbim! hayır! (Hepsi doğrudur!)" der. Rabb Teâla sorar:
"(Bunları yapmada beyan edeceğin) bir özrrün var mı?" Kul der:
"Hayır! Ey Rabbim!" Aziz ve celil olan Allah:
"Evet! Senin bizim yanımızda (makbul, büyük) bir de hasenen var. Bugün sana
zulüm yapmayacağız!" buyurur. Hemen bir etiket çıkarılır. Üzerinde "Eşhedü en lâ
ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden resulallah (şehadet ederim ki Allah'tan
başka ilah yoktur ve şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın elçisidir)" yazılıdır."
Sonra, Rabb Teâla der: "Ağırlığını (yani amellerinin ağırlığını) hazırla!"
Kul sorar:
"Ey Rabbim! Bu defterlerin yanındaki bu etiket de ne?" Rabb Teâla der: "Sana
zulmedilmeyecek! Hemen defterler Mizan'ın bir kefesine konur, etiket de diğer
kefesine. Tartılırlar. Sonunda defterler hafif kalır, etiket ağır basar. Esasen
Allah'ın ismi yanında
hiçbir şey ağır olamaz."
Tirmizi, İman 17, (2641).
5042 - Ebu Mes'ud el-Bedri radıyallahu anh anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü
dendi, biz cahiliye devrinde yaptıklarımızdan hesaba çekilecek miyiz?" Şu cevabı
verdiler:
"Müslüman olduktan sonra iyi olana, cahiliye devrinde yaptıklarından
sorulmayacaktır. Kötü amel işleyene, hem İslâm'daki ameli hem de önceki ameli
sebebiyle hesap sorulacaktır."
Buhari, İstitabe 1; Müslim, İman 189, (120).
5043 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki:
"Bir kimseyi (küfür veya günah gibi) bir şeye çağıran hiç kimse yok ki
Kıyâmet günü, o çağırdığı şeyle birlikte tevkif edilmemiş olsun. Mutlaka onunla
ayrılmaz şekilde beraberdir. Bir adam bir adamı (bir şeye) davet etmiş olsa
dahi! sonra şu ayeti okudu. (Mealen): "Onları hapsedin, çünkü onlar
mes'ûldürler" (Saffat 24).
Tirmizi, Tefsir, Saffat (3226).
KEVSER HAVZI'NIN, MİZAN'IN VE SIRAT KÖPRÜSÜ'NÜN EVSAFI
5044 - Ebu zerr radıyallahu anh anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü dedim, Kevser
havzının kapları nedir?" Şu cevabı lütfettiler:
"Nefsimi kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun, onun kapları açık
ve karanlık bir gecede gökteki yıldızlardan daha çoktur. Cennetin kaplarından
kim içerse artık ömrünün sonuna kadar hiç susamaz. Havzın cennetten çıkan iki
oluğu gürül gürül akar. Genişliği uzunluğuna denktir. Bu da Ammân'dan Eyle'ye
olan mesafe kadardır. Suyu sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır."
Müslim, Fezail 36, (2300); Tirmizi, Kıyamet 16, (2447).
5045 - Semüre İbnu Cündeb radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Her peygamberin bir havzı vardır. Ümmeti oraya su almaya gelir.
Peygamberlerin her biri, hangisinnin suya geleni çok diye övünürler. Su almaya
gelen ümmeti en çok olan peygamberin ben olacağımı ümid ediyorum."
Tirmizi, Kıyamet 15, (2445).
5046 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'a "Kevser nedir?" diye sorulmuştu.
"Cennette bir nehirdir. Allah onu bana verdi. O, sütten daha beyaz, baldan
daha tatlıdır. Onda (nehirde) bir kuş vardır, boynu deve boynuna benzer!"
buyurdular. Hz. Ömer atılarak: "Öyleyse o müreffehtir!" dedi. Aleyhissalatu
vesselam da:
"Onu yiyen, ondan da müreffehtir!" buyurdular."
Tirmizi, Kıyamet 15, (2445).
5047 - Hz. Cündüb radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Ben havza ilk geleniniz olacağım!"
Buhari, Rikak 53; Müslim, Fezail 25, (2289).
5048 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Ben Havzın başına sizden önce geleceğim. Bana sizden bazı kimseler
yükseltilip (gösterilecek). O kadar ki, eğilsem onları tutarım. Ama hemen geri
çekilecekler.
"Ey Rabbim! Bunlar benim ashabım!" derim. Ama bana:
"Senden sonra bunların ne bid'alar yaptıklarını sen bilmezsin!" denilir. Ben
de:
"Dini benden sonra değiştirenler rahmetten uzak olsun, rahmetten uzak olsun!"
derim."
Buhari, Rikak 53, Fiten 1; Müslim, Fezail 32, (2297).
5049 - Müslim'in diğer bir rivayetinde Ebu Hureyre'den şöyle rivayet
edilmiştir: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Ümmetim Havz'ın başında yanıma gelecek. Ben, tıpkı devesinden başkasının
devesini kovan bir kimse gibi, havzımdan (bazı) insanları kovarım!"
Yanımdakiler:
"Ey Allah'ın Resûlü! Bizi tanıyacak mısınız?" dediler.
"Evet buyurdu. Sizin, başkasından olmayan bir alâmetiniz olacak. Sizler
yanıma alın ve abdest uzuvlarında, abdestin eseri olan bir nurla geleceksiniz.
Ancak sizden bir grup benden engellenecek, onlar bana ulaşamayacaklar. Ben: "Ey
Rabbim onlar benim Ashabım, onlar benim Ashabım!" diyeceğim. Ama bir melek bana
cevap verip:
"Senden sonra onlar ne bid'alar ortaya çıkardılar biliyor musun?" diyecek."
Müslim, Taharet 37, (247).
Bir diğer rivayette şöyle buyrulmuştur: "Havuzum Eyle ile Aden arasındaki
mesafeden daha geniştir. Onun rengi kardan daha beyaz, baldan daha tatlıdır.
Onun maşrabaları yıldızlardan daha çoktur."
5050 - Yezid İbnu Erkâm radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Siz (ashabım), Havzın başında yanıma gelenlerin yüzbin cüzünden sadece bir
cüzünü teşkil edeceksiniz!" Yezid'e: O gün siz ne kadardınız?" diye soruldu da.
"Yediyüz veya sekizyüz kadardık!" diye cevap verdi."
Ebu Davud, Sünnet 26, (4746).
5051 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "(Bir gün), ey Allah'ın Resûlü!
Kıyamet günü bana şefaat edin!" dedim.
"İnşallah yapacağım!" buyurdular. Ben tekrar:
"Sizi nerede arayıp bulayım?" dedim.
"Beni ilk aradığın zaman Sırat üzerinde ara!" buyurdular.
"Size (orada) rastlayamazsam?" dedim.
"Mizan'ın yanında beni ara!" buyurdular.
"Orada da size rastlayamazsam?" dedim.
"Öyleyse beni Havz'ın yanında ara! Zira ben üç mevkinin dışına çıkmam!"
buyurdular."
Tirmizi, Kıyamet 10, (2435).
5052 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Ateşi hatırlayıp ağladım,
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
"Niye ağlıyorsun?" diye sordu.
"Cehennemi hatırladım da onun için ağladım! Siz, Kıyamet günü, ailenizi
hatırlayacak mısınız?" dedim.
"Üç yerde kimse kimseyi hatırlamaz: Mizan yanında; tartısı ağır mı geldi
hafif mi öğreninceye kadar; Sahifelerin uçuştuğu zaman; kendi defteri nereye
düşecek, öğreninceye kadar: Sağına mı soluna mı; yoksa arkasına mı? Sırat'ın
yanında; cehennemin iki yakası ortasına kurulunca; bunu geçinceye kadar."
Ebu Davud, Sünen 28, (4755).
ŞEFAAT
5053 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Her peygamberin müstecab (Allah'ın kabul edeceği) bir duası vardır. Her
peygamber o duayı yapmada acele etti. Ben ise bu duamı Kıyamet gününde, ümmetime
şefaat olarak kullanmak üzere sakladım (kullanmayı âhirete bıraktım). Ona
inşaallah, ümmetimden şirk koşmadan ölenler nâil olacaktır."
Buhari, Da'avat 1, Tevhid 31; Müslim, İman 334, (198); Muvatta, Kur'an 26,
(1, 212); Tirmizi, Da'avat 141, (3597).
5054 - Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Şefaatim, ümmetimden büyük günah sahipleri içindir."
Tirmizi, Kıyamet 12, (2437); Ebu Davud, Sünnet 23, (4739); İbnu Mace, zühd
37, (4310).
Tirmizi, şu ziyadeyi kaydeder: "Hz. Câbir radıyallahu anh dedi ki: "Kebâir
(büyük günah) ehli olmayanın şefaate ne ihtiyacı var!"
5055 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki:
"Kıyamet gününde, insanlar birbirlerine girecekler. Hz. Âdem aleyhisselam'a
gelip: "Evlatlarına şefaat et!" diye talepte bulunacaklar. O ise:
"Benim şefaat yetkim yok. Siz İbrahim aleyhisselam'a gidin! Çünkü o
Halilullah'tır" diyecek. İnsanlar Hz. İbrahim'e gidecekler. Ancak o da:
"Ben yetkili değilim! Ancak Hz. İsa'ya gidin. Çünkü o Ruhullah'tır ve O'nun
kelamıdır!" diyecek. Bunun üzerine O'na gidecekler. O da:
"Ben buna yetkili değilim. Lâkin Muhammed aleyhissalatu vesselam'a gidin!"
diyecek. Böylece bana gelecekler. Ben onlara:
"Ben şefaate yetkiliyim!" diyeceğim. Gidip Rabbimin huzuruna çıkmak için izin
talep edeceğim. Bana izin verilecek. Önünde durup, Allah'ınilham edeceği ve şu
anda muktedir olamayacağım hamdlerle Allah'a medh u senâda bulunacak, sonra da
Rabbime secdeye kapanacağım. Rabb Teâla:
"Ey Muhammed! Başını kaldır! Dilediğini söyle, söylediğine kulak verilecek.
Ne arzu ediyorsan iste, talebin yerine getirilecektir! Şefaatte bulun, şefaatin
kabul edilecektir!" buyuracak. Ben de:
"Ey Rabbim! Ümmetimi, ümmetimi istiyorum!" diyeceğim. Rabb Teâla: "(Çabuk
onların yanına) git! Kimlerin kalbinde buğday veya arpa danesi kadar iman varsa
onları ateşten çıkar!" diyecek. Ben de gidip bunu yapacağım! Sonra Rabbime
dönüp, önceki hamd u senâlarla hamd ve senâlarda bulunacağım, secdeye
kapanacağım. Bana, öncekinin aynısı söylenecek. Ben de: "Ey Rabbim! Ümmetim!
Ümmetim!" diyeceğim. Bana yine:
"Var, kimlerin kalbinde hardal danesi kadar iman varsa onları da ateşten
çıkar!" denilecek. Ben derhal gidip bunu da yapacak ve Rabbimin yanına
döneceğim. Önceki yaptığım gibi yapacağım. Bana, evvelki gibi:
"Başını kaldır!" denilecek. Ben de kaldırıp:
"Ey Rabbim! Ümmetim! Ümmetim!" diyeceğim. Bana yine:
"Var, kalbinde hardal danesinden daha az miktarda imannı olanları da ateşten
çıkar!" denilecek. Ben gidip bunu da yapacağım. Sonra dördüncü sefer Rabbime
dönecek, o hamdlerle hamd u senâda bulunacağım, sonra secdeye kapanacağım. Bana:
"Ey Muhammed! Başını kaldır ve (dilediğini) söyle, sana kulak verilecektir!
Dile, talebin verilecektir! Şefaat et, şefaatin kabul edilecektir!" denilecek.
Ben de: "Ey Rabbim! bana Lailâhe illallah diyenlere şefaat etmem için izin ver!"
diyeceğim. Rabb Teâla:
"Bu hususta yetkin yok! -veya: "Bu hususta sana izin yok!- Lâkin izzetim,
celâlim, kibriyâm ve azametim hakkı için lailâhe illallah diyenleri de ateşten
çıkaracağım!" buyuracak."
Buhari, Tevhid 36, 19, 37, Tefsir, Bakara 1, Rikak 51; Müslim, İman 322,
(193).
5056 - Yine Sahiheyn ve Tirmizi'nin Ebu Hureyre'den kaydettikleri bir rivayet
şöyledir: "Biz bir davette Resûlullah ile beraberdik. Ona sofrada hayvanın ön
budu(n dan bir parça) ikram edildi. Bud hoşuna giderdi. Ondan bir parça ısırdı
ve:
"Ben Kıyamet günü âdemoğlunun efendisiyim! Acaba bunun neden olduğunu biliyor
musunuz? (Açıklayayım:) Allah o gün, öncekileri ve sonrakileri tek bir düzlükte
toplar. Bakan onlara bakar, çağıran onları işitir. Güneş onlara yaklaşır. Gam ve
sıkıntı, insanların tahammül edemeyecekleri ve tâkat getiremeyecekleri dereceye
ulaşır. Öyle ki insanlar:
"İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musunuz, sizlere şefaat edecek birini
görmüyor musunuz?" demeye başlarlar. Birbirlerine:
"Babanız Âdem var!" derler ve ona gelerek: "Ey Âdem! Sen insanların
babasısın. Allah seni kendi eliyle yarattı, kendi ruhundan sana üfledi. (Bütün
isimleri sana öğretti). Meleklerine senin önünde secde ettirdi. Seni cennete
yerleştirdi. (Allah katında itibarın, makamın var.) Rabbin nezdinde bizim için
şefaatte bulunmaz mısın? Bizim şu halimizi, başımıza şu geleni görmüyor musun?"
derler. Âdem aleyhisselâm da:
"Bugün Rabbim çok öfkelidir, daha önce bu kadar öfkelenmedi. Bundan sonra da
böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen şefaate benim yüzüm yok, çünkü, cennette iken,
Allah) beni o ağaca yaklaşmaktan men etmişti. Ben, bu yasağa âsi oldum. (Ben
cennette iken işlediğim günah sebebiyle cennetten çıkarıldım. Bugün günahlarım
affedilirse bu bana yeter). Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin, Nûh
aleyhisselam'a gidin!" diyecek. İnsanlar Nûh aleyhisselam'a gelecekler:
"Ey Nuh! Sen yeryüzü ahalisine gönderilen resullerin ilkisin. Allah seni çok
şükreden bir kul (abden şekûrâ) diye isimlendirdi. İçinde bulunduğumuz şu hali
görmüyor musun? Başımıza gelenleri görmüyor musun? Rabbin nezdinde bizim için
şefaatte bulunmaz mısın?" diyecekler. Nuh aleyhisselâm da şöyle diyecek:
"Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce hiç bu kkadar öfkelenmedi, bundan
sonra da böylesine öfkelenmeyecek! Benim bir dua hakkım vardı. Ben onu kavmimin
aleyhine (beddua olarak) yaptım. Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin.
İbrahim aleyhisselam'a gidin!" diyecek. İnsanlar İbrahim aleyhisselam'a
gelecekler:
"Ey İbrahim! Sen allah'ın peygamberi ve arz ahalisi içinde yegane Halilisin,
bize Rabbin nezdinde şefaat et! İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun?"
diyecekler. İbrahim aleyhisselam onlara:
"Rabbim bugün çok öfkeli. Bundan önce bu kadar öfkelenmemişti, bundan sonra
da bu kadar öfkelenmeyecek. (Şefaat etmeye kendimde yüz de bulamıyorum. Çünkü
ben) üç kere yalan söyledim!" deyip, bu yalanlarını birer birer sayacak. Sonra
sözlerine şöyle devam edecek:
"Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin! Musa aleyhisselam'a gidin!"
İnsanlar, Hz. Musa aleyhisselam'a gelecekler ve:
"Ey Musa! Sen Allah'ın peygamberisin. Allah seni, risaletiyle ve hususi
kelamıyla insanlardan üstün kıldı. Bize Allah nezdinde şefaatte bulun! İçinde
bulunduğumuz hali görmüyor musun?" diyecekler. Hz. Musa da:
"Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce böylesine öfkelenmedi, bundan sonra da
böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen Rabbim nezdinde şefaate yüzüm de yok. Çünkü)
ben, öldürülmesi ile emrolunmadığım bir cana kıydım. (...Bugün ben mağfirete
mazhar olursam bu bana yeterlidir.) Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına
gidin! Hz. İsa aleyhisselâm'a gidin!" diyecek. İnsanlar Hz. İsa'ya gelecekler
ve:
"Ey İsa, sen Allah'ın Peygamberisin ve Meryem'e attığı bir kelamısın ve
kendinden bir ruhsun. Üstelik sen beşikte iken insanlara konuşmuştun. Rabbin
nezdinde bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun?"
diyecekler! Hz. İsa aleyhisselam da:
"Bugün Rabbim çok öfkeli. Daha önce bu kadar öfkelenmedi, bundan böyle de hiç
bu kadar öfkelenmeyecek!" diyecek. -Hz. İsa şahsıyla ilgili bir günah
zikretmeksizin- (Bir başka rivayette:) "(Beni, Allah'tan ayrı bir ilah
edindiler. Bugün bana mağfiret edilirse bu bana yeter!") Nefsim! Nefsim! Nefsim!
Benden başkasına gidin! Muhammed aleyhissalatu vesselam'a gidin!" diyecek.
İnsanlar Muhammed aleyhissalâtu vesselâm'a gelecekler, -bir diğer rivayette:
"Bana gelirler!" denmiştir- ve:
"Ey Muhammed! Sen Allah'ın peygamberisin, bütün peygamberlerin sonuncususun.
Allah seni geçmiş-gelecek bütün günahlarını mağfiret buyurdu. Bize Rabbin
nezdinde şefaatte bulun. Şu içinde bulunduğumuz hali görmüyor musun?"
diyecekler. Bunun üzerine ben Arş'ın altına gideceğim. Rabbim için secdeye
kapanacağım. Derken Allah, benden önce hiç kimseye açmadığı medh u senâları
benim için açacak (Ben onlarla Rabbime medh u senâlarda bulunacağım). Sonra:
"Ey Muhammed başını kaldır ve iste! (İstediğin) sana verilecek! Şefaat talep
et! Şefaatin yerine getirilecek!" denilecek. Ben de başımı kaldıracağım ve: "Ey
Rabbim ümmetim! Ey Rabbim ümmetim! Ey Rabbim ümmetim!" diyeceğim. Bunun üzerine:
"Ey Muhammed! Ümmetinden, üzerinde hesap olmayanları cennet kapılarından
sağdaki kapıdan içeri al! Esasen onlar diğer kapılarda da insanlara
ortaktırlar!" denilecek."
Resûlullah sonra şöyle buyurdular:
"Nefsim kudret elinde olan Zat-ı Zülcelâl'e yemin olsun. Cennet kapısının
kanatlarından iki kanadının arasındaki mesâfe Mekke ile Hecer arasındaki veya
Mekke ile Busra arasındaki mesafe kadardır."
Buhari, Enbiya 3, 8, Tefsir, Beni İsrail 5; Müslim, İman 327, (194); Tirmizi,
Kıyamet 11, (2436).
Hz. İbrahim aleyhisselam'ın kıssasıyla ilgili bir rivayette şu ziyade var:
(Hz. İbrahim, (insanlar, şefaat etmesi için kendine geldikleri zaman, Allah'a
şefaat talebinde bulunmasına mani olan üç günahı olarak yıldızlar hakkında
sarfettiği "İşte bu Rabbim" (En'am 76) sözünü, atalarının putları hakkında
sarfettiği "Belki de bu (putları kırma) işini onların en büyüğü yapmıştır"
(Enbiya 63) sözünü ve bir de: "Ben gerçekten hastayım" (Saffat 89) sözünü
zikretti."
5057 - Yezîd İbnu Süheyb el-Fakîr anlatıyor: "Hâricilerin görüşlerinden biri
içime işlemişti, Haccetmek, sonra da (propaganda yapmak üzere) insanların
karşısına çıkmak arzusuyla, kalabalık bir grup içerisinde yola çıktık. Medine'ye
uğradık. Orada Câbir İbnu Abdillah radıyallahu anh, insanlara hadis rivayet
ediyordu. Bir ara cehennemlikleri zikretti. Ben: "Ey Resûlullah'ın arkadaşı! Sen
ne konuşuyorsun? Halbuki Allah Teâla Hazretleri: "(Ey Rabbim!) Ateşe kimi
atarsan mutlaka onu rezil-rüsvay edersin" (Âl-i İmran 192); "Ateşten her çıkmak
isteyişlerinde oraya geri çevrilirler" (Secde 20) buyurmaktadır" dedim. Hz.
Câbir:
"Sen Kur'ân'ı okuyor musun?" dedi. Ben de:
"Evet!" dedim.
"Öyleyse onun evvelini oku! Çünkü o, küffar hakkındadır!" dedi ve sonra ilave
etti:
"Sen, Allah'ın Muhammed aleyhissalâtu vesselâm'ı dirilteceği Makam-ı Mahmud'u
işittin mi?"
"Evet!" dedim. Dedi ki:
"O, Muhammed aleyhissalâtu vesselam'a mahsus mahmûd makamdır. Allah Teâla
Hazretleri o makamın hatırına, cehennemden çıkaracaklarını çıkarır!"
(Hz. Câbir) sonra, Sırat köprüsünün konuluşunu ve üzerinden insanların
geçişini tavsif etti. Biz:
"Bu ihtiyarın, Aleyhissalâtu vesselâm hakkında yalan söyleyeceğini mi
zannedersiniz?" dedik ve Hâricilikten rücû ettik. Hayır! Vallahi bizden bir
kişiden başka, Hâricilikte kalan olmadı."
Müslim, İman 320, (191).
5058 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki:
"Kıyamet günü, cehennemliklerin, dünyada en müreffeh olanı getirilerek ateşe
bir kere batırılacak. Sonra:
"Ey ademoğlu denilecek. (Cehennemde) hiç nimet gördün mü? Sana hiç hayır
uğradı mı?"
"Hayır! Ey Rabbim, vallahi hayır!" diyecek. Sonra cennetliklerden dünyüdü en
fakir olan getirilecek. O da cennete bir sokulup çıkarılacak ve kendisine:
"Ey âdemoğlu (cennette) hiç fakirlik gördün mü, hiç sıkıntı çektin mi?"
denilecek. O da:
"Hayır! Vallahi ya Rabbi! Başımdan hiç fakirlik geçmedi, hiçbir sıkıntı
çekmedim" diyecek."
Müslim, Münafıkûn 55, (2807).
5059 - Yine Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Allah Teâla Hazretleri azabı en hafif olan cehennemliğe:
"Eğer dünya her şeyiyle senin olsaydı, şu azabdan kurtulmaya bedel, fidye
olarak verir miydin?" diye soracak. Adam: "Evet!" diyecek. Rabb Teâla bunun
üzerine:
"Sen daha Hz. Âdem'in sulbünde iken ben senden bundan daha hafifini istemiş:
"Bana hiçbir şeyi ortak kılma da seni ateşe sokmayayım, cennete koyayım"
demiştim. Sen buna yanaşmadın, şirke girdin" buyuracak."
Buhari, Rikak 51, 49, Enbiya 1; Müslim, Münafikûn 51, (2805).
5060 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Cennetlikler cennette, cehennemlikler de cehennemde oldukları zaman ölüm
getirilir. Cennetle cehennemin arasına konup orada kesilir. Sonra bir münadi
nida eder:
"Ey ehl-i cennet! Artık ebediyet var, ölüm yok! Ey ehl-i nâr! Artık ebediyet
var, ölüm yok! Cennetliklerin sürûru bununla daha da artar. Cehennemliklerin de
hüznü artar."
Buhari, Rikâk 50, 51; Müslim, Cennet 43, (2850).