KADERE İMAN4795 - Hz. Cabir
radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Kul, hayrıyla, şerriyle kadere inanmadıkça, kendine (hayır ve şerden) isabet
edecek şeyi atlatamayacağını, (hayır ve şerden) kaçacak olan şeyi de
yakalayamayacağını bilmedikçe iman etmiş olmaz."
Tirmizi, Kader 10, 2145.
4796 - Ubâde İbnu's-Sâmit radıyallahu anh oğluna ölümü sırasında demiştir ki:
"Oğulcuğum, başına gelecek olan şeyin asla atlatılamayacağını, kaçırdıklarını da
yakalayamayacağını bilmedikçe sen, imannın hakikatının tadını asla bulamazsın.
Zira ben, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediğini işittim:
"Allah'ın ilk yarattığı şey kalemdir. Kalemi yarattı ve: "Kıyamete kadar
olacak şeylerin miktarlarını yaz!" dedi."
"Oğulcuğum, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan şunu da işittim:
"Kim bu inanç dışında olarak ölürse benden değildir."
Ebu Davud, Sünnet 17, (4700); Tirmizi, Kader 17, (2156).
KADERLE AMEL
4797 - İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm, elinde iki kitap olduğu halde yanımıza geldi ve:
"Bu iki kitap nedir biliyor musunuz?" buyurdular. Cevaben:
"Hayır, ey Allah'ın Resûlü! bilmiyoruz. Ancak bildirmenizi istiyoruz!" dedik.
Bunun üzerine sağ elindekini göstererek:
"Bu Rabbülâlemin'den (gelmiş) bir kitaptır. İçerisinde cennet ehlinin
isimleri mevcuttur. Hatta onların babalarının ve kabilelerinin isimler de
mevcuttur ve sonunda da icmal yapmıştır. Bunlara asla ne ilave yapılır, ne de
onlardan eksiltmeye yer verilir. Hiç değişmeden ebedi olarak sabit kalır"
buyurdular. Sonra sol elindekini göstererek:
"Bu da Rabbülâlemin'den bir kitaptır. Bunun içinde de ateş ehlinin isimleri,
onların atalarının isimleri ve kabilelerinin isimleri vardır. En sonda da
icmâllerini yapmıştır. Bunlara asla ne ziyade yapılır, ne de eksiltmeye yer
verilir!" buyurdular. Ashabı sordu:
"Öyleyse ey Allah'ın Resûlü, niye amel ediliyor? Madem ki her şey önceden
olmuş bitmiş, yazılmış ve artık yazma işinden fariğ olunmuş (bir daha yapma
gayreti de niye)?"
Resûlullah şu cevabı verdi:
"Siz amelinizle doğruyu ve istikameti arayın! İtidali koruyun, Zira,
cennetlik olan kimsenin ameli, cennet ehlinin ameliyle sonlanır; (daha önce) ne
çeşit amel yapmış olursa olsun. Keza cehennemlik olanın ameli de cehennem
ehlinin ameliyle sonlanır, hangi çeşit amel ile amel etmiş olursa olsun!"
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, sonra elindeki kitapları atıp, elleriyle
işaret ederek dedi ki:
"Rabbiniz kullardan artık fariğ oldu, birkısmı cennetlik, birkısmı da
cehennemliktir."
Tirmizi, Kader 8, (2142).
4798 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Biz bir cenaze vesilesiyle
Baki'u'l-Ğarkad'da idik. Derken yanımıza Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
çıkageldi ve oturdu. Biz de etrafında (halka yapıp) oturduk. Elinde bir çubuk
vardı. Çubuğuyla yere birşeyler çizmeye başladı. Sonra:
"Sizden kimse yok ki, şu anda cennet veya cehennemdeki yeri yazılmamış
olsun!" buyurdular. Cemaat:
"Ey Allah'ın Resûlü, dedi. Öyleyse hakkımızda yazılana itimad edip ona
dayanmayalım mı?"
"Çalışın, buyurdular. Herkes kendisi için yaratılmış olana erecektir.
Cennetlik olanlar, saadet(e götüren) amelde (muvaffak) olacaktır. Şekâvet ehli
olanlar da şekâvet(e götüren) amelde (muvaffak) olacaktır!"
Sonra şu ayeti tilavet buyurdular. (Mealen): "Kim bağışta bulunur, günahtan
kaçınır ve dinin en güzelini tasdik ederse, biz de ona hayır ve kolaylık yolunu
kolaylaştırırız" (Leyl 5-7).
Buhari, Tefsir, Leyl, Cenaiz 83, Edeb 120, Kader 4, Tevhid 54; Müslim, Kader
6, (2647); Ebu Davud, Sünnet 17, (4694); Tirmizi, Kader 3, (2137), Tefsir, Leyl,
(3341).
4799 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Süraka İbnu Malik İbnu Cu'şem
radıyallahu anh gelerek sordu:
"Ey Allah'ın Resûlü! Bize dinimizi açıkla. Sanki yeni yaratılmış gibiyiz.
Şimdi amel ne husustadır: Kalemlerin kuruduğu, miktarların kesinleştiği şeylerde
mi, yoksa istikbale ait şeylerde mi çalışacağız?"
"Hayır (istikbale ait şeylerde değil). Bilakis kalemlerin kuruduğu,
miktarların cereyan ettiği (kesinleştiği) hususta!" buyurdular. Sürâka tekrar:
"Öyleyse niye amel edelim (boşa zahmet çekelim)?" diye sordu. Aleyhissalâtu
vesselâm:
"Çalışın! Herkes yaratıldığı şeye erecektir! Herkes, (yazıldığı) ameliyle
amil olacaktır!" buyurdular."
Müslim, Kader 8, (2648).
4800 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Sâdık ve Masdûk olan
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Sizden birinin yaratılışı, annesinin karnında kırk günde cem olur. Sonra bu
kadar müddetle "alaka" olur. Sonra bu kadar müddette "mudga" olur. Sonra Allah
bir meleği dört kelimeyle gönderir: (Bu melek) rızkını, ecelini, amelini, şaki
veya said olacağını yazar, sonra ona ruh üflenir. Kendinden başka ilah olmayan
zâta yemin olsun, sizden biri, (hayatı boyunca) cennet ehlinin ameliyle amel
eder. Öyle ki, kendisiyle cennet arasında bir zirâlık mesafe kaldığı zaman ona
yazısı galebe çalar ve cehennem ehlinin ameliyle amel ederek cehenneme girer.
Aynı şekilde sizden biri (hayatı boyunca) cehennem ehlinin amelini işler.
Kendisiyle cehennem arasında bir ziralık mesafe kalınca yazısı ona galebe çalar
ve cennet ehlinin amelini işleyerek cennete girer."
Buhari, Kader 1, Bed'ü'l-Halk 6, Enbiya 1, Tevhid 28; Müslim, Kader 1,
(2643); Ebu Davud, Sünnet 17, (4708); Tirmizi, Kader 4, (2138).
Rezin şu ziyadede bulundu: "(Resûlullah) şunu da buyurdular: "Nutfe düştü mü,
kırk gün rahimde uçar. Sonra kırk günde alaka olur. Sonra kırkgünde mudga olur.
Bir nefis olarak yaratılma safhasına gelince, Allah onu tasfir edecek
(şekillendirecek) bir melek gönderir. Melek iki parmağının arasında toprak
olduğu halde gelir. Onu mudgaya karıştırır. Sonra onu yoğurur, sonra da
emredildiği üzere onu tasvir eder."
4801 - Âmr İbnu Vasıla anlatıyor: "Abdullah İbnu Mes'ûd radıyallahu anh'ı
dinledim. Demişti ki: "Şakî, annesinin karnında iken şaki olandır. Said de
başkasından ibret alandır." (Bunu işittikten sonra) Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'ın ashabından Huzeyfe denen zata uğradı ve İbnu Mes'ud'un söylediğini
anlattı ve sordu:
"Kişi amelsiz nasıl şakî olur?" Huzeyfe radıyallahu anh:
"Buna hayret mi ediyorsun? Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle
söylediğini işittim:"
"Nutfenin (rahme düşmesinden sonra) kırkiki gece geçti mi, Allah ona bir
melek gönderir (ve onun vasıtasıyla) nutfeyi şekillendirir; işitmesini,
görmesini, derisini, etini, kemiğini yaratır. Sonra melek sorar:
"Ey Rabbim! Bu erkek mi, dişi mi?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de
yazar. Sonra sorar:
"Ey Rabbim! Eceli nedir?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Tekrar
sorar:
"Ey Rabbim! Rızkı nedir?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Sonra
melek elinde sahife olduğu halde çıkar. Artık buna ne bir şey ilave eder ne de
eksilir."
Müslim, Kader 3, (2645).
4802 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm (bir gün) aramızda doğrulup:
"(Hastalık nev'inden) hiçbir şey hiçbir şeye sirayet etmez!" buyurmuşlardı ki
bir bedevi:
"Ey Allah'ın Resûlü! Nasıl olur? Bir deve sürüsüne, kuyruğu ile haşefesini
uyuzlamış bir deve gelince hepsini uyuzlu yapar!" dedi. Aleyhissalatu vesselâm:
"Pekalâ, birincisini kim uyuzladı? Ne sirayet, ne safer (inancınızda hakikat)
vardır. Şurası muhakkak ki, Allah her nefsi yaratmış, onun hayatını, ölümünü,
rızkını ve uğrayacağı musibetlerini yazmıştır."
Tirmizi, Kader 9, (2144).
4803 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
(bir gün):
"Allah Teâla hazretleri bir kulun hayrını diledi mi onu istimal eder!"
buyurmuştu. Kendisine: "Onu nasıl istimal eder?" diye soruldu.
"Ölümden önce salih amel işlemede muvaffak kılar!" buyurdu."
Tirmizi, Kader 8, (2134).
4804 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Kişi vardır, uzun müddet cennet ehlinin amelini işler, sonra da ameli
cehennem ehlinin ameliyle hitam bulur. Yine kişi vardır, uzun müddet cehennem
ehlinin ameliyle amel eder de sonunda cennet ehlinin ameliyle hitam bulur."
Müslim, Kader 11, (2651).
4805 - İbnu Amr İbni'l-Âs radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Allah (cin ve ins dahil) mahlukatını bir karanlık içinde yarattı. Sonra
üzerlerine kendi nurundan serpti. Bu nur, kimlere isabet ettiyse hidayeti
buldular, kimlere de isabet etmediyse sapıttılar. Bu sebeple diyorum ki: "Kalem,
Allah Teâla'nın ilmi hususunda kurumuştur."
Tirmizi, İman 18, (2644).
KADERE RIZA
4806 - Sa'd İbnu Ebî Vakkâs radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Ademoğlunun saadet (sebepleri)nden biri de Allah Teâla'nın hükmettiğine rıza
göstermesidir. Şekâvet (sebepleri)nden biri de Allah Teâla'ya istihareyi
terketmesidir. Keza şekâvet (sebepleri) nden bir diğeri de Allah'ın hükmettiğine
razı olmamasıdır."
Tirmizî, Kader 15, (2152).
4807 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Kuvvetli mü'min, Allah nazarında zayıf mü'minden daha sevgili ve daha
hayırlıdır. Aslında her ikisinde de bir hayır vardır. Sana faydalı olan şeye
karşı gayret göster. Allah'tan yardım dile, acz izhar etme. Bir musibet başına
gelirse: "Eğer şöyle yapsaydım bu başıma gelmezdi!" deme. "Allah takdir
etmiştir. Onun dilediği olur!" de! Zira "eğer" kelimesi şeytan işine kapı açar."
Müslim, Kader 34, (2664).
ÇOCUKLARIN HÜKMÜ
4808 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Bir çocuk ölmüştü. Ben: "Ne
mutlu ona! Cennet kuşlarından bir kuş oldu!" dedim. Aleyhissalâtu vesselâm:
"Sen Allah'ın cenneti de cehennemi de yarattığını, beriki için de öteki için
de ahali yarattığını bilmiyor musun?" buyurdular."
Müslim, Kader 30, (2662); Nesâi, Cenaiz 58, (4, 57); Ebu Davud, Sünnet 18,
(4713).
4809 - İbnu Abbas radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'dan müşriklerin çocukları hakkında sorulmuştu.
"Allah onları yarattığı zaman ne yapacaklarını iyi biliyordu!" buyurdular."
Buhari, Kader 3, Cenâiz 93; Müslim, Kader 28, (2660); Ebu Davud, Sünnet 18,
(4711); Nesai, Cenaiz 60, (4, 59).
4810 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Hz. Adem ve Musa aleyhimâsselam münakaşa ettiler. Musa, Adem'e:
"İşlediğin günahla insanları cennetten çıkaran ve onları şekâvete
(bedbahtlığa) atan sensin değil mi!" dedi. Adem de Musa'ya:
"Sen, Allah'ın risalet vermek suretiyle seçtiği ve hususi kelamına mazhar
kıldığı kimse ol da, daha yaratılmamdan (kırk yıl) önce Allah'ın bana yazdığı
bir işten dolayı beni ayıplamaya kalk (bu olacak şey değil)!" diye cevap verdi."
Resûlullah devamla dedi ki:
"Hz. Adem Musa'yı ilzam etti!"
Buhari, Kader 11, Enbiya 31, Tefsir, Tâ-ha 1, 3, Tevhid 37; Müslim, Kader 13,
(2652); Muvatta, Kader 1, (2, 898); Ebu Dâvud, Sünnet 17, (4701); Tirmizi, Kader
2, (2135).
4811 - Ömer İbnu'l-Hattab radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Musa aleyhisselâm: "Ey Rabbim! Bizi ve kendisini cennetten çıkaran Adem'i
bize bir göster!" diye niyazda bulundu. Hak Teâla ve Tekaddes hazretleri de
babası Adem aleyhisselâm'ı ona gösterdi. Bunun üzerine Hz. Musa:
"Sen babamız Adem misin?" dedi. Adem: "Evet!" deyince:
"Yani sen, Allah'ın kendi ruhundan üflediği kimsesin. Sana bütün isimleri
öğretti, meleklere emretti ve onlar da sana secde ettiler öyle değil mi?" diye
sordu. Adem yine: "Evet!" dedi. Hz. Musa sormaya devam etti:
"Öyleyse sen niye bizi ve kendini cennetten çıkardın?"
Bu soru üzerine Hz. Adem:
"Sen kimsin?" dedi. O: "Ben Musa'yım!" deyince:
"Yani sen, Allah'ın risalet vererek mümtaz kıldığı kimsesin. Sen Beni
İsrail'in peygamberi, perde gerisinde Allah'ın konuştuğu kimsesin. Allah seninle
kendi arasına mahlukatından bir elçi de koymadı değil mi?" dedi. Hz. Musa
"Evet!" deyince; Hz. Adem:
"Öyleyse sen, (bu söylediğin şeyin) ben yaratılmazdan önce Allah'ın (kader)
kitabında yazılmış olduğunu görmedin mi?" dedi. Hz. Musa "Evet!" deyince:
"Öyleyse Allah'ın kazası (hükmü) benden önce cereyan etmiş bir şey hakkında
beni niye levmediyorsun?" dedi."
Aleyhissalâtu vesselâm, devamla:
"Hz. Adem, Musa'yı ilzam etti. Hz. Adem Musa'yı ilzam etti. Hz. Adem, Musa
aleyhimesselâm'ı ilzam etti" buyurdular."
Ebu Dâvud, Sünnet 17, (4702).
KADERİYE'NİN ZEMMİ
4812 - Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki:
"Her ümmetin mecusileri vardır. Bu ümmetin mecusileri "kader yoktur!"
diyenlerdir. Bunlardan kim ölürse cenazelerinde hazır bulunmayın. Onlardan kim
hastalanırsa ona ziyarette bulunmayın. Onlar Deccal bölüğüdür. Onları Deccal'e
ilhak etmek Allah üzerine bir haktır."
Ebu Davud, Sünnet 17, (4692).
4813 - Ebu Davud'un İbnu Ömer'den gelen merfu bir rivayetinde şöyle
buyrulmuştur:
"Kaderiye fırkası, bu ümmetin mecusileridir. Eğer hastalanırlarsa ziyaret
etmeyin, ölürlerse cenazelerine katılmayın."
Ebu Davud, Sünnet 17, (4691).
4814 - Yine Ebu Dâvud'da İbnu Ömer radıyallahu anhüma'dan gelen merfu bir
rivayette:
"Kader ehli ile düşüp kalkmayın, onlara dava açmayın" buyurulmuştur..."
Ebu Dâvud, Sünnet 17, (4720).
4815 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Ümmetimde iki sınıf vardır ki, onların İslâm'dan nasipleri yoktur: Mürcie ve
Kaderiye."
Tirmizi, Kader 13. (2150).
4816 - Nafi rahimehullah anlatıyor: "Bir adam İbnu Ömer radıyallahu anhüma'ya
gelerek:
"Falan kimse sana selam ediyor!" diyerek, Şamlı birisinden selam getirdi.
İbnu Ömer radıyallahu anhüma:
"Bana ulaştığına göre, o kimse kaderi inkâr ediyormuş. Eğer o böyle bir bid'a
fikre saplandı ise, sakın ona benden selam söyleme! Zira ben, Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'ı işittim:
"Bu ümmette hasf (yere batırma), mesh (suret değişmesi) (ve kazf= (taş
yağması) olacak. Bu musibetler kaderi inkâr edenlere gelecek."
Ebu Davud, Sünnet 7, (4613); Tirmizi, Kader 7, (2153, 2154).
4817 - İbnu Amr İbni'l-Âs radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Allah mahlukatın miktarlarını, semâvât ve Arzı yaratmazdan ellibin sene
evvel, Arşı da su üzerinde iken yazdı."
Müslim, Kader 16, (2653); Tirmizi, Kader 18, (2157),
4818 - Ebu Azze anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Allah bir kulunun bir memlekette ölmesini takdir etti mi, onu oraya -veya orada
bulunan bir şeye dedi- muhtaç kılar."
Tirmizi, Kader 11, (2148).
4819 - İmam Mâlik'e ulaştığına göre, İyâs İbnu Muâviye'ye,
"Kader hakkında fikrin nedir?" diye sorulmuş da o şu cevabı vermiştir:
"(Benim fikrim) kızımın fikridir!" Bu sözle, onun sırrını ancak Allah'ın
bildiğini söylemek istemiştir. İyas, anlayışta darb-ı mesel olmuştu. (Bir gün)
bir adam ona kader hakkında sordu:
"Kadere inanmıyor musun?" dedi. Adam:
"Elbette inanıyorum!" deyince:
"Bu kadarı sana yeter! (Fazlası senin için mâlâyânîdir). Zira Ali İbnu
Hüseyin, babası (Hz. Ali İbnu Ebi Talib) radıyallahu anhüma'dan bana nakletti
ki, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurmuşlardır:
"Kişinin mâlâyânî şeyleri terketmesi, onun müslümanlığının güzelliğindendir!"
Yine ona ulaştığına göre Lokmân'a: "Sende gördüğümüz (bu fazilet)in sebebi
nedir?" diye sorulunca şu cevabı vermiştir:
"Emaneti eda, doğru söz ve beni ilgilendirmeyen şeyleri terketmem!"
Rezin tahric etmiştir. (Rivayette geçen "Kişinin mâlâyânîyi terketmesi
İslâm'ının güzelliğindendir" şeklindeki Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın bu
sözü şu kaynaklarda geçer: Muvatta, Hüsnü Hulk 3, (2, 903); Tirmizi, Zühd 11,
(2318, 2319); İbnu Mâce, Fiten 12, (2976); Rivayetin sonundaki "Yine ona
ulaştığına göre Lokman'a..." kısmı da, Muvatta'da
gelmiştir (Kelam 17, 2, 990).