GAZVELER
4195 - Büreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm onaltı gazve yapmıştır."
Buhari, Megazi 89, 1, 77; Müslim, Hacc 218, (1254), Cihad 147,
(1814); Tirmizi, Cihad 6, (1676).
4196 - Müslim'in rivayetinde: "(Büreyde radıyallahu anh)
Resülullah'la birlikte onaltı gazveye katıldığını söyler."
Müslim, Cihad 146, 147, (1814).
4197 - Yine Müslim'in bir rivayetinde: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm ondokuz gazve yaptı, bunlardan sekizinde savaştı" denmektedir.
Müslim, Cihad 146, (1819); Buhari, Megazi 87.
4198 - Seleme İbnu'l-Ekva' radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm ile birlikte yedi gazve yaptım. Ayrıca çıkardığı
seferlerden de dokuzuna katıldım. Bir defasında başımızda Ebu Bekr radıyallahu
anh, bir defasında da Üsame İbnu Zeyd radıyallahu anhüma vardı."
Buhari, Megaazi, 87; Müslim, Cihad 148, (1815).
BEDİR GAZVESİ
4199 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm, kendisine Ebu Süfyan'ın gelmekte olduğu haber verilince, ashabıyla
istişare etti. Önce Ebu Bekr radıyallahu anh konuştu. Ondan yüzün çevirdi
(iltifat etmedi). Sonra Hz. Ömer radıyallahu anh konuştu. Ondan da yüzünü
çevirdi. Derken sa'd İbnu Ubade radıyallahu anh (Resûlullah'ın maksadını
sezerek) ayağa kalktı ve "Ey Allah'ın Resulü, biz (ensariler)i mi
kastediyorsunuz? Nefsimi kudret elinde tutan zata yemin ederim, eğer bize
bineklerimizi denize sürmemizi emredecek olsanız, mutlaka (gözümüzü kırpmadan)
daldırırız. Bize onlara binip Berkı'l-Gımâd'a gitmemizi emretseniz onu da
yaparız!" dedi. Bunun üzerine Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm halkı hazırladı.
Yola çıktılar ve Bedr'e kadar gelip indiler.
Orada, Kureyş'in su almaya gönderdiği kimselerle karşılaştılar.
İçlerinde Beni Haccac'a ait siyahi bir köle vardı. Onu yakaladılar. Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'ın ashabı Ebu Süfyan ve arkadaşları hakkında bilgi
soruyorlardı. Köle:
"Ebi Süfyan hakkında bilgim yok. Ancak (burada) Ebu Cehl, Utbe, Şeybe
ve Umeyye İbnu Halef var!" dedi. O böyle söyleyince Ashab onu dövdü. O da:
"Evet, ben size haber veriyorum. Bu Ebu Süfyan'dır!" dedi. Onu bıraktıkları
zaman başkaları sordular. O yine:
"Ben Ebu Süfyan hakkında bir şey bilmiyorum, lakin burada halkın
içinde Ebu Cehil, Utbe, Şeybe, Umeyye İbnu Halef var!" dedi. Böyle söyleyince
onlar da aynı şekilde dövdüler. Bu esnada Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
namaz kılıyordu. Bu hali görünce namazı bıraktı ve: "Nefsimi kudret elinde tutan
Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun, size doğruyu söyleyince onu dövüyorsunuz! Yalan
söyleyince de bırakıyorsunuz" dedi.
Ravi der ki: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm elini koyarak "burası
falancanın öldürüleceği yer, şurası feşmekancanın öldürüleceği yer" diye teker
teker gösterdi."
Ravi der ki: "Allah'a yemin olsun onlardan hiçbiri, Aleyhissalatu
vesselam'ın elini koyduğu yerin dışına sapmadan, gösterdiği yerlerde
öldürüldüler."
Müslim, Cihad 83, (1779); Ebu Davud, Cihad 125, (1681).
4200 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Bana Ömer
İbnu'l-Hattab radıyallahu anh anlattı. Dedi ki: "Bedir günü olunca,
Aleyhissalatu vesselam müşriklere bir baktı. Onlar bin kişiydiler. Halbuki
ashabı üçyüzondokuz kişi. Hemen kıbleye yönelip, ellerini kaldırdı. Rabbine
sesli olarak şöyle dua etmeye başladı:
"Ey Allahım! Bana vaadettiğin (zaferi) yerine getir. Allahım! Bana
zafer ver! Ey Allahım, eğer ehl-i İslam'ın bu bölüğünü helak edersen artık
yeryüzünde sana ibadet edilmeyecek!"
Ellerini uzatmış olarak yakarmalarına öyle devam etti ki, rıdası
omuzundan düştü. Bunu gören Ebu Bekir radıyallahu anh yanına gelerek rıdasını
aldı omuzuna attı, sonra arkasından yaklaşıp:
"Ey Allah'ın Resûlü! Rabbine olan yakarışın yeter. Allah Teala
Hazretleri sana vaadini mutlaka yerine getirecek!" dedi. O sırada aziz ve celil
olan Allah şu vahyi inzal buyurdu: "Hani siz Rabbinizden imdâd taleb ediyordunuz
da O da: "Muhakkak ki ben size meleklerden birbiri ardınca bin(lercesi ile)
imdad ediciyim" diyerek duanızı kabul buyurmuştur" (Enfal 9). Gerçekten Hak
Teala Hazretleri o gün melerlerle yardım etti."
Müslim, Cihad 58, (1763); Buhari, Megazi 4; Tirmizi, Tefsir, Enfal
(3081); Ebu Davud, Cihad 131, (2690).
4201 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Mikdad İbnu'l-Esved'in
ağzından gayet kesin bir söz söylediğine şahid oldum ki, o sözün sahibi olmak,
bana (sevabca) ona denk olabilecek her kıymetli sözden daha sevimlidir. O (Resûlullah)
bu sırada halkı müşriklere karşı Bedr'e katılmaya davet ediyordu. Resûlullah'a
gelerek dedi ki:
"Ey allah'ın Resûlü! Biz, Beni İsrail'in (Hz. Musa'ya): "Sen ve
Rabbin ikiniz gidin savaşın, biz burada oturucularız!" dediği gibi diyecek
değiliz. Bilakis, "Sen hükmet! Biz sağında, solunda, önünde ve arkanda seninle
beraberiz!" diyoruz."
Bu söz üzerine Resûlullah'ın yüzünün parladığını ve sevinçle
dolduğunu gördüm."
Buhari, Megazi 4, Tefsir, Maide 4.
4202 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm Bedir günü buyurdular ki: "İşte Cebrail aleyhisselam!
Atının başından tutmuş, üzerinde de savaş teçhizatı var, (yardımınıza gelmiş
durumda)!"
Buhari, Megazi 11.
4203 - İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm, Bedir günü, ashabından üçyüzonbeş kişi ile yola çıktı.
Bedir'e gelince:
"Allahım bunlar açtır, doyur! Allahım bunlar ayakkabısızdır, bindir!
Allahım bunlar çıplaktır giydir!" diye dua etti. Allah Bedir günü fetih ve zafer
müyesser etti. Savaş bitince döndüler. Savaşa katılanlardan her biri bir veya
iki deve ile döndüler. Elbiseler giydiler, doydular da."
Ebu Davud, Cihad 157, (2747).
4204 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Bedir savaşı başlayınca
bir miktar savaştım. Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm 'ın yanına geldim.
Ne yaptığına bakmak istiyordum. Secde etmiş, şöyle diyor buldum:
"Ey hayy (diri) olan, ey kayyûm olan (kainatı ayakta tutan) Allahım,
rahmetinle sana sığınıyor, yardımını talebediyorum!"
Oradan ayrılıp tekrar bir miktar daha savaştım, tekrar geldim, o hala
secde halinde idi ve:
"Ey Hayy olan, kayyûm olan Allahım, rahmetinle sana sığınıyor,
yardımını talebediyorum!" diyordu. ben tekrar döndüm savaşmaya gittim. Bir
müddet sonra yine geldim. Hâlâ aynı halde devam ediyordu. Allah zafer verinceye
kadar bu halde devam etti."
Rezin tahric etmiştir. İbnu Hâcer, Hâkim ve Nesâi'nin rivayet
ettiğini belirtir. (Fethu'l-Bari 8, 291).
4205 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "(Bedir günü) savaş
meydanından) geçiyordum. Ebu Cehl'in ayağından isabet alarak yıkılmış olduğunu
gördüm:
"Ey Allah'ın düşmanı! Ey Ebu Cehl, nihayet Allah seni de böyle rüsvay
etti!" dedim (ve ilavaten): "Bu halde ondan korkacak değilim!" dedim. (Ebu
Cehil):
"Kavminin öldürdüğü kimseden daha şereflisi var mıdır?" diye cevap
verdi. Ben, keskin olmayan bir kılıçla vurdum. Bu, bir işe yaramadı. Kendi
kılıncı elinden düşünceye kadar vurdum. Onu alıp, onunla vurup geberttim.
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm onun kılıncını bana (ganimet hissemden fazla
olarak) verdi."
Buhari, Megazi 8, Ebu Davud, Cihad 142, (2709).
4206 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Mekke halkı, esirlerin
fidye-i necatlarını gönderdikleri zaman, (Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın
kerimeleri) Zeyneb de kocası Ebu'l-As İbnu'r-Rebi'in fidye-i necatı olarak mal
gönderdi. Bunun gönderdikleri arasında Hz. Hatice radıyallahu anha'nın,
Ebu'l-As'la evlenmesi sırasında Zeyneb'e vermiş olduğu bir kolye de vardı.
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bu kolyeyi görünce son derece duygulandı ve:
"İsterseniz Zeyneb'in esirini serbest bırakın ve kolyesini de ona
iade edin!" buyurdular. Ashab: "Baş üstüne!" dedi. Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm Ebu'l-As'dan, Zeyneb'i kendine göndermesi (hicretine izin vermesi)
hususunda söz aldı -veya Ebu'l-As... vaadetti- Aleyhissalatu vesselam ensar'dan
bir zatla Zeyd İbnu Harise radıyallahu anhüma'yı, Zeyneb'i getirmek üzere
gönderdi ve onlara: "Batn-ı Ye'cic'e gidin. Orada, size Zeyneb uğrayacak, buraya
gelinceye kadar ona refakat edin" emir buyurdu."
Ebu Davud, Cihad 131, (2692).
4207 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm Bedir cihetine yola çıktı. Harratu'l-Vebere'ye varınca arkasından cüret
ve secaatiyle tanınan bir adam ona yetişti. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın
Ashabı onu görünce sevindiler. Adam kavuşunca Resulullah'a: "Ben sana uymak ve
seninle birlikte yaralanmak için geldim!" dedi. Aleyhissalatu vesselam:
"Allah ve Resulüne inanıyor musun?" diye sordu. Adam: "Hayır!" dedi.
Aleyhissalatu vesselam: "Öyleyse dön. Ben müşrikten yardım taleb etmem" buyurdu.
Hz. Aişe devamla der ki:
"Adam gitti, sonra bir ağacın yanında Aleyhissalatu vesselam'a yine
yetişti ve önceki söylediğini yine söyledi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm da
önceki sözünü aynen tekrar etti:
"Geri dön, ben müşrikten yardım taleb etmem" dedi. Adam döndü. Ancak
Beyda'da tekrar yetişti. Önceki söylediğini aynen yine söyledi. Resûlullah da:
"Allah'a ve Resûlüne inanıyor musun?" dedi. Adam bu sefer: "Evet!"
dedi. Aleyhissalatu vesselam da:
"Öyleyse yürü!" buyurdu. Adam orduya katıldı."
Müslim, Cihad 150, (1817); Tirmizi, Siyer 10, (1558); Ebu Davud,
Cihad 153, (2732).
4208 - Ebu't-Tufeyl radıyallahu anh anlatıyor: "Huzeyfe İbnu'l-Yeman
radıyallahu anhüma dedi ki: "Benim Bedr'e katılmama mani olan şey şudur: Ben ve
babam el-Hüseyl ikimiz beraber yola çıkmıştık. Kureyş kafirleri bizi tuttular
ve:
"Siz muhakkak Muhammed'in yanına gitmek istiyorsunuz!" dediler. Biz
de:
"Hayır, ona gitmiyoruz. Medine'ye gitmek istiyoruz!" dedik. Bunun
üzerine bizden, Muhammed'in safında yer alıp beraber savaşmayacağımız hususunda
Allah'a ahd ve misak aldılar. Biz Medine'ye gelince, durumu Resûlullah'a
arzettik.
"Haydi gidin. Biz onlara verdiğiniz sözü tutar, onlara karşı
Allah'tan yardım dileriz!" buyurdular."
Müslim, Cihad 98, (1787).
BENİ NADİR GAZVESİ
4209 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm Beni'n-Nadir hurmalığını kesti ve yaktı. Bu hurmalığa
el-Büreyre deniyordu. Büreyre hakkında Hassan İbnu Sabit radıyallahu anh şöyle
demişti:
"Büreyre'de tutuşa8n yangın, Beni Lüey reislerine ehemmiyetsiz
geldi."
Ebu Süfyan İbnu'l-Haris İbni Abdilmuttalib ona şöyle cevap verdi:
"Allah bu yapılanı (yangını) devam ettirsin. -Büreyre'nin etrafını da cehennem
yaksın. Yangından hengimizin uzakta olduğunu bileceksin.- Mekke, Medine'den
hangisinin zarardide olduğunu göreceksin."
Müslim'in rivayetinde şu ziyade var: "Şu ayet bu hadise hakkında
naziyl olmuştur: "İnkarcı kitap ehlinin yurtlarında hurma ağaçlarını kesmeniz
veya onları kesmeyip gövdeleri üzerinde ayakta bırakmanız Allah'ın izniyledir.
Allah yoldan çıkanları böylece rezilliğe uğratır" (Haşr 5).
Buhari, Megazi 14, Hars 6, Cihad 154, Tefsir, Haşr; Müslim, Cihad 29,
(1746); Tirmizi, Tefsir, Haşr (3298); Ebu Davud, Cihad 91, (2615).
4210 - Bintu Muhayyisa, babasından naklediyor: "Allah Teala
Hazretleri, Peygamberine, yahudilerin tasarladıkları suikasdı bildirince,
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
"Yahudi erkeklerden kimi yakalarsanız onu hemen öldürün!" ferman
buyurdu. Bunun üzerine babam Muhayyısa radıyallahu anh, yahudi tüccarlarından
biri olan Şebibe'nin üzerine atılıp öldürdü. Amcam Huvayyısa o sıraada henüz
müslüman değildi ve babamdan daha yaşlıydı. Babama hem vuruyor ve hem de:
-Ey Allah'ın düşmanı! (Onu nasıl öldürürsün?) Karnındaki yağ belki de
onun malından!" diyordu. Babam şu cevabı verdi:
"Bana onu yapmamı öyle bir zat emretti ki, eğer seni öldürmemi
emretse seni de sağ bırakmazdım." Amcam o esnada müslüman oldu."
Ebu Davud Harac 22, (3002).
4211 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Nadir ve Kureyza
yahudileri Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile savaştılar. O da Beni'n-Nadir'i
sürdü. Kureyza'yı yerinde bıraktı. Kureyza'ya ihsanda dahi bulundu. Sonradan
onlar da Resûlullah'la savaştılar. Aleyhissalatu vesselam da erkeklerini
öldürdü, kadınlarını, mallarını, çocuklarını müslümanlar arasında taksim etti."
Buhari, Megazi 14, Müslim; Cihad 62, (1766); Ebu Davud, İmaret 23,
(3005).
KA'B İBNU EŞREF'İN KATLİ
4212 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm (bir gün):
"Ka'b İbnu'l-Eşref'in hakkından kim gelecek? Zira bu Allah ve
Resulüne eza veriyor!" buyurdular. Muhammed İbnu Mesleme radıyallahu anh
atılarak: "Onu öldürmemi ister misiniz?" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Evet!"
deyince Muhammed İbnu Mesleme: "Hakkınızda menfi şeyler söylememe de izin
veriyor musunuz? (Güvenini kazanmamız için buna gerek olacak)" dedi.
Aleyhissalatu vesselam:
"(İstediğinizi) söyle(yin)" buyurdu.
Bunun üzerine Muhammed İbnu Mesleme radıyallahu anh Ka'b
İbnu'l-Eşref'e gelip onunla konuştu, aralarındaki (eski) dostluğu hatırlattı ve:
"Şu adam var ya, sadaka istiyor ve bize sıkıntı oluyor!" dedi.
Ka'b bunu işitince: "Ha şöyle! Vallahi ondan daha da çekeceksiniz!"
dedi.
Muhammed İbnu Mesleme:
"Biz ona şimdi gerçekten tabi olduk. Onu büsbütün terkedip sonunun ne
olacağını seyretmekten de korkuyoruz" dedi.
Ka'b: "Söyle bana dedi, içinde ne var, ne yapmak istiyorsunuz?"
Muhammed: "Onu yalnız bırakmak, ondan ayrılmak istiyoruz" deyince,
Ka'b: "Şimdi beni mesrur ettin" dedi.
Muhammed ilave etti: "Bana biraz ödünç vermeni taleb ediyorum." dedi.
Ka'b da: "Bana rehin olarak ne bırakacaksın?" diye sordu. Muhammed İbnu Mesleme:
"Ne istersin?" dedi. Ka'b: "Kadınlarınızı bana rehin bırakmalısın!" dedi.
"Ama sen Arapların en yakışıklısısın. Sana kadınlarımızı nasıl rehin
bırakalım? (Şu yakışıklığın sebebiyle hangi kadın nefsini senden men edebilir?)"
dedi. Ka'b: "Öyleyse çocuklarınızı rehin bırakırsınız!" dedi.
"Ama nasıl olur, birimizin çocuğuna hakaret edip: "Bir veya iki vask
hurma karşılığında rehin edildin" diye başına kakarlar. Ama sana zırhları yani
silahı rehin bırakalım" dedi. (Ka'b bu teklifi makul bulup:)
"Pekala, bu olur?" dedi. Bunun üzerine Muhammed İbnu Mesleme, ona
el-Haris İbnu'l-Evs, Ebu Abs İbnu Cebr ve Abbâd İbnu Bişr ile birlikte gelmek
üzere randevulaştı.
Bunlar geceleyin gelip onu (dışarı) çağırdılar. Ka'b yanlarına indi.
Kadını: "Ben bazı sesler işitiyorum, bu sanki kan sesidir (gitme!) dedi.
Ancak O: "Hayır, bu gelen Muhammed İbnu Mesleme ile süt kardeşi ve
Ebu Naile'dir. Mert kişi geceleyin yaralanmaya bile çağrılsa icabet eder!2 dedi.
Muhammed İbnu Mesleme arkadaşına: "Gelince, ben elimi başına
uzatacağım. Onu tam yakaladım mı göreyim sizi!" dedi. Ka'b kılıncını kuşanmış
olarak indi.
"Sende tıyb kokusu hissediyoruz!" dediler. Ka'b: "Evet! nikahımda
falan kadın var. Arap kadınlarının (sevdiği) kokuyu sürüyorum" dedi. Muhammed
İbnu Mesleme: "Ondan koklamama müsaade eder misin?" dedi.
Ka'b: "Tabi ederim, kokla!" dedi. Muhammed yakalayıp kokladı. Sonra:
"bir kere daha koklamama müsaade eder misin?" dedi. Sonra onu
yakaladı.
"Göreyim sizi!" dedi ve orada öldürdüler."
Buhari, Meğazi 15, Rehn 3, Cihad 158, 159; Müslim, Cihad 119, (1801);
Ebu Davud, Cihad 169, (2768).
EBU RAFİ' ABDULLAH İBNU EBİ'L-HUKAYK'IN ÖLDÜRÜLMESİ
4213 - Hz. Bera radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm, Ebu Rafi'e bir heyet gönderdi. Abdullah İbnu Atik, geceleyin evine
girerek, onu uyurken öldürdü."
4214 - Bir başka rivayette şöyle der: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm yahudi Ebu Rafi'e, Ensar'dan bir grup adam gönderip, başlarına da
Abdullah İbnu Atik'i koydu.
Ebu Rafi', Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a eza veriyor ve
aleyhinde çalışmalar yapıyordu. Ebu Râfi', Hicaz bölgesindeki kendine has bir
kalede oturuyordu. Kaleye yaklaştıkları zaman güneş batmıştı. Halk artık
sürüleriyle dönüyordu.
Abdullah arkadaşlarına: "Siz burada oturun ve yerinizden ayrılmayın.
Ben gidip, kapıcılara biraz iltifat edip, içeri girme imkanı arayacağım" dedi ve
ilerledi. Kapıya kadar geldi. Kaza-yı hacet yapıyormuş gibi elbisesini
toparladı. İnsanlar içeri girmişti. Kapıcı seslendi:
"Ey Allah'ın kulu, girmek istiyorsan gir. Kapıyı kapatacağım (çabuk
ola)" dedi.
Ben de girdim ve (bir köşeye) gizlendim. Halk tamamen girince kapıyı
kapattı. Sonra da anahtarları bir kazığa taktı.
Ben (müsait bir anda) kalkıp anahtarları alıp kapıyı açtım. Ebu Rafi
evinde gece sohbeti yapıyordu. Ve hususi bir köşkte idi.
Sohbet arkadaşları dağılınca, yanına çıktım. Her bir kapıyı açıp
girdikçe içeriden üzerime kapadım. "Eğer halkın haberi olur da beni öldürmeye
azmederlerse, ben Ebu Rafi'i öldürmeden ona ulaşamasınlar" diye böyle yaptım.
Sonunda yanına kadar geldim. Köşkün ortasında yer alan karanlık bir odadaydı.
Ancak, odanın neresinde olduğunu bilemiyordum.
"Ebu Râfi" diye seslendim.
"Kim o?" dedi. Sese doğru yöneldim. Heyecan içerisinde bir kılıç
darbesi indirdim, ama boşa gitti. Adam bir çığlık attı. Hemen odadan çıktım.
Azıcık bekleyip tekrar girdim. (Sesimi değiştirip, yardıma gelmiş gibi:)
"O ses de ne? ey Ebu Râfi" dedim.
"Kahrolası, odada biri var, az önce bana kılıç vurdu" dedi.
(Yerini iyice keşfetmiştim), bir darbe daha indirdim. Yaraladım,
fakat öldüremedim. Sonra kılıcın ucunu karnına sapladım, sırtına kadar dayandı.
Öldürdüğümü anladım. Geri dönüp, kapıları teker teker açmaya başladım. Merdivene
kadar geldim. Ayağımı bastım. Yere kadar ulaştığımı zannettim. Ay ışığıyla
aydınlık bir gecede düştüm. Bacağım kırıldı. Sarığımla sardım. Sonra gidip
kapının önüne oturdum. Onu gerçekten öldürdüm mü, öğreninceye kadar bu gece
kaleden dışarı çıkmayacağım" dedim.
Horozlar ötünce, surların üzerinden ölüm ilan edildi. Ölüm habercisi:
"Hicaz ahalisinin tüccarı Ebu Rafi'nin ölümünü duyuruyorum!" diye
bağırıyordu. Ben hemen arkadaşlarımın yanına gittim.
"Zafer! dedim, Allah Ebu Rafi'in canını aldı!"
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a geldim, olup biteni anlattım.
Bana:
"Uzat ayağını!" buyurdular. Ben de ayağımı uzattım. Meshediverdi.
Sanki hiçbir şey olmamış gibi hiçbir rahatsızlık kalmadı."
Buhari, Megazi 16, Cihad 155).
4215 - Abdurrahman İbnu Ka'b radıyallahu anhüma anlatıyor:
!Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm İbnu Ebi'l-Hukayk'ı öldürenleri, (bu işe
giderken) kadın ve çocukları öldürmekten nehyetmişti. Onlardan bir adam dedi ki:
"Karısı bağırmalarıyla bize sıkıntı olmuştu. Kılıncı sıyırıp tepesine kaldırdım.
(Vuracağım sırada) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'(ın tenbihini) hatırladım
ve kendimi tuttum. Bu tenbih olmasaydı ondan da rahata erecektik."
Muvatta, Cihad 8, (2, 447).
UHUD GAZVESİ
4216 - Zeyd İbnu Sabit radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm Uhud'a çıktığı zaman, (bir müddet sonra) O'nunla beraber
çıkanlardan bir kısmı geri döndü. (Bunlar hakkında) Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'ın ashabı ikiye ayrıldı. Bir grup: "Bunları öldürelim" diyordu. Öbür
grup ise: "Hayır onları öldürmeyelim" diyordu. Bu ihtilaf üzerine şu ayet nazil
oldu:
"(Ey Müslümanlar!) Münafıklar hakkında iki fırka olmanız da niye?
Allah onları yaptıklarından dolayı baş aşağı etmiştir. Allah'ın saptırdığını siz
mi yola getirmek istiyorsunuz? Allah'ın saptırdığı kimseye sen hiç yol
bulamıyacaksın" (Nisa 88).
Resûlullah da şöyle buyurdu: "Burası Taybe'dir. Deccâl'ı sürer
çıkarır, tıpkı körüğün, demirin pasını çıkardığı gibi."
Buhari, Megazi 17, Fedailu'l-Medine 10, Tefsir, Nisa 15; Müslim,
Münafıkun 6, (2776); Tirmizi, Tefsir, Nisa (3031).
4217 - Bera İbnu Azib radıyallahu anhüma anlatıyor: "O gün
müşriklerle karşılaştık. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ok atıcılardından
müteşekkil (elli kişilik) bir grup askeri ayırıp, başlarına Abdullah İbnu Cübeyr
radıyallahu anh'ı tayin etti. Ve şu tenbihte bulundu:
"Hiç bir surette yerinizden ayrılmayın! Hatta bizim onlara galip
geldiğimizi görseniz bile yerinizden ayrılmayın. Onların bize galebe
çaldıklarını (ve kuşların cesetlerimize üşüştüklerini) görseniz dahi (ben size
adam göndermedikçe) bize yardıma gelmeyin!"
Müşriklerle karşılaştığımız zaman (Allah onları hezimete uğrattı ve)
kaçtılar. Hatta dağa hızla kaçan kadınların eteklerini topladıklarını gördüm.
(Ayak bileklerindeki) halkaları bile gözüküyordu. (Bizimkiler) şöyle demeye
başlamışlardı: "Ganimet, ganimet!"
Abdullah İbnu Cübeyr radıyallahu anh:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm(ın size ne söylediğini unuttunuz
mu?) "yerlerinizi terketmeyin" diye tenbihledi!" dedi ise de (okçular)
dinlemediler. (Vallahi, biz de arkadaşlarımızın yanına gidip, ganimet alacağız"
dediler.) Onlar bu emre itiraz edince, yüzleri ters çevrildi, (ne yapacağını
bilemeyen şaykınlara döndüler ve) (mağlup oldular). Yetmiş ölü verildi. Ebu
Süfyan ortaya çıkıp: "Aranızda Muhammed var mı?" diye sordu. Aleyhissalatu
vesselam "Ona cevap vermeyin!" dedi. Ebu Süfyan tekrar sordu: "Aranızda İbnu Ebi
Kuhâfe var mı?"
Resûlullah yine: "cevap vermeyin" buyurdu. Ebu Süfyan:
"Aranızda İbnu'l-Hattab var mı?" diye sordu. Hiç kimse ona cevap
vermedi. O zaman Ebu Süfyan: "Bunların hepsi öldürüldüler. Eğer sağ olsalardı
cevap verirlerdi!" dedi. Bu söz karşısında Hz. Ömer radıyallahu anh kendini
tutamadı ve: "Ey Allah düşmanı yalan söyledin. Sana üzüntü verecek şeyleri Allah
ibkâ etsin!" dedi. Ebu Süfyan: "(Şanın) yüce olsun Ey Hübel!" dedi. Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm:
"Buna cevap verin!" emretti. Ashab:
"Ne diyelim?" diye sordu.
"Allah mevlamızdır, sizin mavlanız yoktur!" deyin" dedi. Ebu Süfyan:
"Güne gün! (Uhud Bedir'e karşılıktır.) Harb (elden ele geçen) kova
gibidir! Müsleye uğramış (uzuvları koparılmış) kimseler bulacaksınız. Bunu ben
emretmedim. (Buna memnun olmadım, kızmadım da, yasaklamadığım gibi emir de
etmedim) beni kötülemeyin!" dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
"Buna cevap verin!" emrettiler. Ashab: "Ne söyleyelim?" diye sordu.
"Hayır eşitlik yok! Bizim ölülerimiz cennette, sizinkiler cehennemde!
deyin!" buyurdular.
Buhari, Megazi 17, 9, 20, Cihad 164, Tefsir, Al-i İmran 10, Ebu
Davud, Cihad 116. (2662).
"Beni kötülemeyin" den sonrasını Rezin ilave etmiştir.)
4218 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Amcam Enes İbnu'n-Nadr
radıyallahu anh Bedir savaşında bulunamadı. Bu sebeple: "Ben Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'ın müşriklere karşı yaptığı ilk savaşta yoktum. Eğer
Allah, bana Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'la birlikte müşriklerle savaşmak
nasib ederse, Allah ne yapacağımı görecektir!" dedi.
Uhud günü müslümanlar (bozulup) dağılınca:
"Ey Allahım, bunların -yani müslümanların- yaptığından dolayı
özürlerinin kabulünü dilerim. Ben onların -yani müşriklerin- yaptığından da sana
sığınıyorum!" dedi ve kılıncını çekip ilerledi. Karşısına Sa'd İbnu Mu'az
çıkmıştı:
"Ey Sa'd İbnu Mu'az! Cenneti istiyyorum! Nadr'ın Rabbine yemin olsun
ben Uhud'un önünde(n gelen) cennetin kokusunu duyuyorum!" dedi.
(O günü anlatan) Sa'd İbnu Mu'az, (Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'a):
"Ey Allah'ın Resulü. (o gün) onun yaptıklarını (bir bir anlatmaya)
muktedir değilim! İlerledi (diyeyim o kadar)" dedi. Enes İbnu Malik, (Sa'd İbnu
Mu'az radıyallahu anh'ı te'yiden) dedi ki:
"Biz (Enes İbnu Nadr'ın) cesedinde seksen küsür darbe izi bulduk,
kimisi kılıç, kimisi mızrak, kimisi ok yarasıydı. ayrıca biz onu müşrikler
tarafından müsle edilmiş (gözü oyulup, burnu, kulakları koparılmış) olarak
bulduk. Öyle ki onu kimse tanıyamamıştı. Kızkardeşi (halam Rübeyyi')
-bedenindeki bir ben'inden veya-parmağının ucundan tanıdı.
Enes radıyallahu anh devamla dedi ki: "Biz şu ayetin, Enes İbnu Nadr
ve benzerleri hakkında indiğine inanırdık: "Mü'minlerden Allah'a verdiğgi ahdi
yerine getiren adamlar vardır. Kimi bu uğurda canını vermiş, kimi de
beklemektedir, ahdlerini hiç değiştirmemişlerdir" (Ahzab 23).
Buhari, Megazi 17, Cihad 12; Müslim, İmaret 148, (1903); Tirmizi,
Tefsir, (3198).
4219 - Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: "Uğud günü bir adam
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a sordu:
"Öldürülecek olsam, nereye gideceğim Ey Allah'ın Resulü?"
"Cennete!" cevabını alınca elindeki hurmaları fırlatıp attı.
(Kafirlerin içine dalıp) öldürülünceye kadar savaştı."
Buhari, Megazi 17; Müslim, imaret 143, (1899); Nesai, Cihad 31, (6,
33).
4220 - İbnu'l-müseyyeb rahimehullah anlatıyor: "Sa'd İbnu Ebi Vakkas
radıyallahu anh'ı işittim, demişti ki: "Uhud gününde Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm sadakının içerisindeki okları bana bir bir verip:
"At! diyordu, at annem babam sana feda olsun!"
Müşriklerden biri müslümanları(n canlarını) yakmıştı, ona kanatsız
bir ok attım. Yan tarafından isabet ettirdim. Herif yere yıkıldı ve avret
yerleri de açıldı. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm güldüler, o kadar ki yan
dişlerini gördüm."
Buhari, Megazi 18, 15; Müslim, Fedâilu's-Sahabe 41, (2411, 2412).
4221 - Sa'd İbnu Ebi Vakkas radıyallahu anh anlatıyor: "Uhud günü,
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın sağ ve sol iki tarafında beyaz elbiseli iki
adam görüyordum. Bunlar, şiddetli bir şekilde savaşıyorlardı. Onları ne daha
önce görmüştüm ne de daha sonra gördüm. -Yani bunlar Cibril ve Mikail
aleyhimâsselam idiler-."
Buhari, Megazi 18, Libas 24; Müslim, Fedail 46, (2306).
4222 - Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: "Babam Uhud günü şehid
oldu. Yüzünü açıp ağlamaya başladım. Bana mani oldular. Ancak Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm mani olmuyordu. Fatıma Bintu Amr İbni haram radıyallahu
anha ona ağlamaya başladı. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam:
"Ona ağlasan da ağlamasan da melekler onu, siz (cenazesini)
kaldırıncaya kadar, kanatlarıyla gölgelemektedirler" buyurdular."
Buhari, Cenaiz 3, 34, Cihad 20, Megazi 26; Müslim, Fedailu's Sahabe
130, (2471); Nesai, Cenai