FİTNE PATLAK VERİNCE YAPILACAK
TAVSİYE4724 - Ebu Ümeyye eş-Şa'bani anlatıyor: "Ey Ebu Sa'lebe dedim, şu ayet
hakkında ne dersin?" (Mealen): "Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru
yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.." (Maide 105).
Bana şu cevabı verdi:
"Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'a sormuştum. Demişti ki:
"Ma'rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip
edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey
sahiplerinin(selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen,
o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. zira (bu safhaya gelince)
arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi
(sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin
ecri verilecektir."
Ebu Davud, Melahim 17, (4341); Tirmizi, Tefsir, Maide, (3060); İbnu Mace,
Fiten 21, (4014).
4725 - Vâkid İbnu Muhammed babasından, o da Abdullah İbnu Amr İbni'l-As
radıyallahu anhüma'dan anlattığına göre demiştir ki:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, (bir gün) parmaklarını kenetledi ve dedi
ki:
"Ey Abdullah İbnu Amr! Ahidleri bozulup şöyle karmakarışık hale gelen
birkısım ayak takımı (hezele) kimselerle başbaşa kalırsan ne yaparsın?"
"Ne yapmamı tavsiye edersiniz, Ey Allah'ın Resûlü!" dedim. Buyurdular ki:
"Güzel bulduğun şeyi yaparsın, kötü bulduğun şeyi de terkedersin. Kendi
yakınlarının (hallerini düzeltmeye) yönelirsin. O hezele takımı (ile de),
onların cemaatı ile de (uğraşmayı) terkedersin."
Buhari, Salat 88, Fiten 13; Ebu Davud, Melahim 17, (4342); İbnu Mâce, Fiten
10, (3957).
4726 - Hz. Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm seslendiler:
"Ey Ebu Zerr!
"Buyurun, Ey Allah'ın Resûlü, emrinizdeyim!" dedim.
"İnsanlara (kitle halinde) ölüm isabet edip, kabirlerin (ücretli) hizmetçiler
tarafından kazılacağı zaman ne yapacaksın?" buyurdular.
"Benim için Allah ve Resûlü neyi ihtiyar buyurursa onu yaparım!" dedim.
"Sabrı tavsiye ederim!" buyurdular -veya sabredersin! dediler- ve sonra bana
tekrar seslendiler:
"Ey Ebu Zerr!"
"Buyurun ey Allah'ın Resûlü, sizi dinliyorum!" dedim.
"Zeyt mıntıkasının taşları kanda boğulduğunu gördüğün zaman ne yapacaksın?"
"Allah ve Resûlü benim için neyi ihtiyar buyurursa onu!" dedim.
"Sana kendilerinden olduğun yakınlarını tavsiye ederim!" dedi. Ben sordum:
"Ey Allah'ın Resulü! (O zaman) kılıcımı alıp omuzuma koymayayım mı?"
"Böyle yaparsan (fitneci) kavme ortak olursun!" buyurdular.
"Bana ne emredersiniz!" dedim.
"Evine çekil!" buyurdular.
"Evime girilirse?" dedim.
"Eğer kılıcın parıltısının seni şaşırtacağından korkarsan, elbiseni yüzüne
ört. Gelen hem senin günahınla, hem de kendi günahıyla dönsün!" buyurdular."
Ebu Davud, Fiten 2, (4261); İbnu Mace, Fiten 10, (3958).
4727 - Hz. Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Kıyametten hemen önce karanlık gecenin parçaları gibi fitneler var. Kişi o
fitnelerde mü'min olarak sabaha erer, akşama kâfir olur; mü'min olarak akşama
erer, sabaha kafir çıkar. O fitnede oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Yürüyen
koşandan hayırlıdır. Öyleyse yaylarınızı kırın, kirişlerinizi parçalayın,
kılıçlarınızı da taşa vurun. Sizden birinin evine girerlerse Hz. Adem'in iki
oğlundan hayırlısı olsun (ölen olsun, öldüren değil.)"
Ebu Davud, Fiten 2, (4259, 4262); Tirmizi, Fiten 33, (2205).
Ebu Davud, "koşandan" kelimesinden sonra şu ziyadeyi kaydetmiştir:
"Yanındakiler: "Bize ne emredersiniz (ey Allah'ın Resûlü!)? dediler. "Evinizin
demirbaşları olun!" buyurdu."
4728 - Ebu Sa'id radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Kişinin en hayırlı malının, peşine takılıp dağ geçitlerini ve yağmur düşen
yerleri takip edeceği koyunu olacağı zaman yakındır. Böylece dinini fitnelerden
kaçırmış olur."
Buhari, İman 12, Bed'ü'l-Halk 14, Menakıb 25, Rikak 34, Fiten 14; Muvatta,
İsti'zan 16, (2, 970); Ebu Davud, Fiten 4, (4267); Nesai, İman 30, (8, 123,
124).
4729 - Ma'kıl İbnu Yesar anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki:
"Herc (fitne) zamanında ibadet, tıpkı bana hicret gibidir."
Müslim, Fiten 130, (2948); Tirmizi, Fiten 31, (2202).
4730 - Mikdad İbnu'l-Esved radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Bahtiyar, fitneden kaçınan kimse ile, belâlarla karşılaşınca sabreden
kimsedir. Ne mutlu ona!"
Ebu Davud, Fiten 2, (4263).
4731 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Yaklaşan bir şerden yazık Araplara! Elini çeken ondan kurtulur."
Ebu Davud, Fiten 1, (4249).
İSMİ ZİKREDİLEN FİTNELER
4732 - Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: "Hz. Ömer radıyallahu anh'ın
yanında idik. Bize:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın fitne hakkındaki hadisini kim
hafızasında tutuyor?" dedi. Ben atılıp: "Ben biliyorum!" dedim.
"Sen iyi cür'etlisin, nasılmış söyle bakalım!" dedim.
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı işittim. Demişti ki: "Kişinin fitnesi
ehlinde, malında, çocuğunda, nefsinde ve komşusundadır. Oruç, namaz, sadaka,
emr-i bi'l-maruf ve nehy-i ani'l-münker bu fitneye kefaret olur!"
Ömer radıyallahu anh atılıp: "Ben bu fitneyi kastetmemiştim. Ben öncelikle
denizin dalgaları gibi dalgalanacak (bütün cemiyeti sarsacak) fitneyi
kastetmiştim!" dedi. Bunun üzerine ben:
"Ey mü'minlerin emiri! O fitne ile sizin ne alakanız var! Sizinle onun
arasında kapalı bir kapı mevcut!" dedim.
"Bu kapı kırılacak mı, açılacak mı?" dedi.
"Hayır açılmayacak, bilakis kırılacak!" dedim. Hz. Ömer (hayıflanarak):
"(Eyvah!) Öyleyse ebediyen kapanmayacak!" buyurdu." Ravi der ki: "Biz Huzeyfe
radıyallahu anh'a sorduk:
"Ömer bu kapının kim olduğunu biliyor muydu?"
"Evet dedi. Yarından önce bu gecenin olacağını bildiği katiyette onu
biliyordu. Ben size hadis rivayet ettim; boş söz (ve efsane) anlatmadım."
Huzeyfe radıyallahu anh'a soruldu:
"O kapı kimdir?"
"Ömer radıyallahu anh'tır!" buyurdu."
Buhari, Mevâkitu's-Salat 4, Zekat 23, Savm 3, Menakıb 25, Fiten 17, Müslim,
Fiten 17, (144), Tirmizi, Fiten 71, (2259).
4733 - Müslim rahimehullah'ın bir rivayetinde (Huzeyfe radıyallahu anh)
anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı işittim. Demişti ki:
"Fitneler, tıpkı (kamışlardan örülen) hasır gibi, (insanların kalbine) çubus
çubuk atılır. Hangi kalbe bir fitne nüfuz ederse onda siyah bir leke hasıl olur.
Hangi kalp de onu reddederse onda beyaz bir benek hasıl olur. Böylece iki ayrı
kalp ortaya çıkar: Biri cilalı taş gibi bembeyazdır; dinyalar durdukça buna
hiçbir fitne zarar vermez. Diğeri ise, alaca siyahtır. Tepetaklak duran testi
gibidir; bu kalp, ne iyiyi iyi bilir, ne de kötüyü kötü. O, hevadan (beşeri
değerlerden) kendisine ne yutturulmuşsa, onu (hak veya batıl) bilir."
Bu rivayette Huzeyfe radıyallahu anh der ki: "(Ey Ömer!) Seninle o fitne
arasında kapalı bir kapı vardır, kırılması yakındır!"
Hz. Ömer atıldı: "Ey babasız kalasıca! O kırılacak mı? Keşke açılsaydı.
Böylece tekrar (kapatılarak eski normal hale) dönülürdü!"
Huzeyfe der ki: "Ben ona bu kapı ile öldürelcek veya ölecek bir şahsın kinaye
edildiğini bildiren bir hadis söyledim. Mugalata (ve efsane anlatıp boş laf)
etmedim."
Ravi der ki: "Sa'd İbnu Tarık'a (hadiste geçen) "esvedü mürbad" tabiri ne
demektir" diye sordum.
"Siyah üzerinde şiddetli beyazlıktır" dedi. Ben tekrar "el-Kûzu mechıyy"
nedir? dedim. "Tepetaklak (ters çevrilmiş) testi!" diye cevap verdi."
Müslim, İman 231, (144).
4734 - Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Ümmetimden birkısım insanlar Dicle denen bir nehir yanında. Basra denen
geniş bir düzlüğe inerler. Nehrin üzerinde bir koprü vardır. Oranın halkı (kısa
zamanda) çoğalır ve muhâcirlerin (müslümanların) beldelerinden biri olur. Ahir
zamanda geniş yüzlü, küçük gözlü olan Beni Kantûra gelip nehir kenarına inerler.
Bundan böyle (Basra) halkı üç fırkaya ayrılır:
-Bir fırka sığır ve kır develerinin peşlerine takılıp (kır ve ziraat hayatına
dönerler, bunlar) helâk olurlar.
-Bir fırka nefislerini(n kurtuluşunu esas) alırlar (ve Beni Kantûra ile sulh
yolunu) tutarlar. Böylece bunlar küfre düşerler.
-Bir fırka da çocuklarını geride bırakıp onlarla savaşırlar. İşte bunlar
şehit olurlar."
Ebu Davud, Melahim 10, (4306).
4735 - Hassan İbnu Atiyye, Cübeyr ibnu Nüfeyr'den, o da Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'ın Zi-Mihber denen bir sahabisinden naklen anlatıyor:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Rumlarla güvenilir bir sulh yapacaksınız. Onlar arkanızda (başkalarına)
düşman olacaklar, sizler (de diğer düşmanlarınızla) savaşacak ve (Allah'ın
keremiyle) yardıma mazhar olacaksınız; ganimet elde edecek, selamete
ereceksiniz. Sonra dönüp tepelikli bir çayıra ineceksiniz. Hıristiyanlardan biri
salibi kaldıracak ve: "Salib galebe çaldı!" diyecek. Müslümanlardan bir adam
öfkelenip onu (salibi) kıracak. Bunun üzerine Rum, (antlaşmasına) ihanet edip
büyük bir savaş için toplanacak. Müslümanlar da silaha sarılıp savaşacaklar.
Allah bu orduya şehadet lutfedecek."
Ebu Davud, Melahim 2, (4292, 4293)
.
4736 - Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın zevcelerinden Ümmü Seleme
radıyallahu anha anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Bir halifenin ölümü anında (ehl-i hal ve akd arasında) ihtilaf olacak. (O
zaman) Medine ahalisinden bir adam (Mehdi), kaçarak Mekke'ye gidecek. Mekke
halkından bir kısmı ona gelecek ve (fitne çıkar korkusuyla) istemediği halde onu
(evinden) çıkaracaklar. Rükn ile Makam arasında ona biat edecekler. Onları
(ortadan kaldırmak için) Şam'dan bir ordu gönderilecek. Ordu Mekke-Medine
arasındaki el-Beyda'da yere batırılacak. İnsanlar bu (kerameti) görünce ona
Şam'ın Ebdal'ı ve Irak ahalisinin velileri ona gelip biat ederler. Sonra
Kureyş'ten, dayıları Kelb kabilesinden olan bir adam zuhur eder ve (Mehdi ve
adamlarına) karşı bir ordu gönderir. Ama onlar bu orduya galebe çalarlar. Bu
ordu, Kelbi'nin (ihtirasıyla çıkarılmış) bir ordudur. Bu Kelbi'nin ganimetine
iştirak edemeyen zarara uğramıştır. (Mehdi), malı taksim eder. Halk arasında
peygamberlerinin sünnetini (ihya eder ve onun) ile amel eder. İslam yeryüzüne
yerleşir. Yedi yıl hayatta kalır. -Bazı raviler dokuz yıl demiştir.- Sonra ölür
ve müslümanlar cenaze namazını kılarlar.-
Ebu Davud, Melahim 1, (4286, 4288, 4289).
4737 - Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler
gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır."
Orada bulunanlardan biri: "O gün sayıca azlığımızdan mı?" diye sordu.
"Hayır, buyurdular. Bilakis o gün siz çoksunuz. Lakin sizler bir selin
getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan çer-çöpler durumunda
olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu
çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!"
"Zaaf da nedir ey Allah'ın Resûlü?" denildi.
"Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!" buyurdular."
Ebu Davud, Melahim 5, (4297).
4738 - Hz. Huzeyfe radıyallahu anh diyor ki: "Vallahi bilemiyorum!
Arkadaşlarım gerçekten unuttular mı yoksa unutmuş mu gözüküyorlar? Allah'a kasem
olsun, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, Kıyamete kadar gelecek fitne
başılardan üçyüz ve daha fazla etbaı bulunan herkesi, hiçbirini bırakmadan, bize
ismiyle, babasının ismiyle, kabilesiyle söyleyip haber verdi."
Ebu Davud, Fiten 1, (4243).
İSMEN ZİKREDİLMEYEN FİTNELER
4739 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Karanlık gecenin parçaları gibi olan fitnelerden önce, hayırlı ameller
işlemede acele edin. O fitne geldi mi kişi mü'min olarak sabaha erer de kâfir
olarak akşama girer. Mü'min olarak akşama erer de kâfir olarak sabaha ulaşır;
dinini basit bir dünya menfaatine satar."
Müslim, İman 186, (118); Tirmizi, Fiten 30, (2196).
4740 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Bu ümmette dört (büyük) fitne olacak. Sonuncusunda Kıyamet kopacak!"
Ebu Davud, Fiten 1, (4241).
4741 - Arfece radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki:
"Şerler ve fesadlar olacak. Kim, birlik içinde olan bu ümmetin işinde tefrika
çıkarmak isterse, kim olursa olsun kılıçla boynunu uçurun." -Bir rivayette:
"...onu öldürün!" denmiştir-."
Müslim, İmaret 59, (1852); Ebu Davud, Sünnet 30, (4762); Nesai, Tahrim 6, (7,
93).
4742 - Hz. Muaviye radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm (bir gün) aramızda doğrulup buyurdular ki:
"Haberiniz olsun! Sizden önce Ehl-i kitap, yetmişiki millete (dine)
bölündüler. Bu ümmet ise yetmişüç fırkaya bölünecek. Bunlardan yetmişikisi
ateşte, sadece biri cennettedir. Bu da (Ehl-i Sünnet ve'l) cemaattir."
Ebu Davud, Sünnet 1, (4597).
Bir rivayette şu ziyade var: "Ümmetimden birkısım gruplar çıkacak, bunları
bid'alar istila edecek, tıpkı kuduzun, buna yakalanan kimsede hiçbir damar,
hiçbir mafsal bırakmayıp her tarafını sardığı gibi, bu bid'a da onların her
hallerine sirayet edecek."
4743 - İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir.
Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin
işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine,
fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan
bir tanesi hariç hepsi ateştedir."
"Bu fırka hangisidir?" diye soruldu.
"Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!" buyurdular."
Tirmizi, İman 18, (2643).
4744 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm (birgün):
"Lât ve Uzza'ya (tekrar) tapılmadıkça gece ile gündüz gitmeyecektir!"
buyurdular. Ben atılıp: "Ey Allah'ın Resulü! Allah Teâla Hazretleri "O Allah'ki
Resûlünü hidayet ve hak dinle göndermiştir, ta ki onu bütün dinlere galebe
kılsın" (Saff 9) ayetini indirdiği zaman ben bunun tam olduğunu zannetmiştim!"
dedim. Aleyhissalatu vesselam cevaben:
"Bu hususta Allah'ın dediği olacak. Sonra Allah hoş bir rüzgâr gönderecek.
Bunun tesiriyle kalbinde zerrre miktar imanı olanın ruhu kabzedilecek.
Kendisinde hiçbir hayır olmayan kimseler dünyada baki kalacaklar ve bunlar
atalarının dinlerine dönecekler!" buyurdular."
Müslim, Fiten 52, (2907).
4745 - Sevban radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki:
"Ümmetim için saptırıcı imamlardan korkarım. Ümmetim arasına kılıç bir kere
girdi mi, artık Kıyamet gününe kadar kaldırılmaz. Ümmetimden birkısım kabileler
müşriklere iltihak etmedikçe, ümmetimden birkısım kabileler putlara tapmadıkça
Kıyamet kopmaz. Ümmetimde otuz tane yalancı çıkacak hepsi de kendisinin
peygamber olduğunu iddia edecek. Halbuki ben peygamberlerin mührüyüm
(sonuncusuyum) ve benden sonra peygamber de yoktur. Ümmetimden bir grup hak
üzerinde olmaktan geri durmaz. Onlara muhalefet edenler onlara zarar veremezler.
Allah'ın (Kıyamet) emri, onlar bu halde iken gelir."
Ali İbnu'l-Medini: "Bunlar ashabu'l-hadistir" demiştir."
Müslim, İmaret 170, (1920); Ebu Davud, Fiten 1, (4252); Tirmizi, Fiten 32,
(2203, 2220, 2230). Hadisi, Müslim, Ebu Davud ve Tirmizi parça parça rivayet
etmişlerdir. Rezin ise bu lafızla (kaydettiğimiz şekilde tek bir rivayet
halinde) tahric etmiştir.
4746 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin
öldürüldüğünü bilemeyecek."
"Bu nasıl olur?" diye soruldu. Şu cevabı verdi:
"Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir."
Müslim, Fiten 56, (2908).
4747 - Üsame İbnu zeyd radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm, Medine'nin Ütüm denen (eski ve yüksek) binalarından
birine yaklaşmıştı:
"Benim gördüklerimi sizler de görüyor musunuz?" buyurdular. Yanındakiler:
"Hayır" deyince, açıkladı:
"Ben, şu evlerinizin arasında birkısım fitnelerin yerlerini görüyorum, tıpkı
yağmur yerleri gibi."
Buhari, Fezailu'l-Medine 8, Mezalim 25, Menakıb 25, Fiten 4; Müslim, Fiten 9,
(2885).
4748 - Ebu Sa'id radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Müslümanlar arasına tefrika girip (iki fırkaya ayrıldıkları) zaman dinden
çıkan bir taife zuhur edecek. Onları, iki taifeden halka en yakın olanı
öldürecektir."
Müslim, Zekat 150, (1065); Ebu Davud, Sünnet 13, (4667).
4749 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Ümmetim çalımlı çalımlı yürüdü ve meliklerin evladları,
Rumlar ve İranlılar hizmetini yaptı mı, şerirleri hayırlılarına musallat
edilecektir."
Tirmizi, Fiten 64, 2262.
4750 - İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm bir gün:
"Size İran ve Bizans'ın hazineleri açılınca, nasıl bir kavim olacaksınız?"
diye sormuştu. Abdurrahman İbnu Avf: "Allah'ın emrettiği şekilde oluruz!" dedi.
Aleyhissalatu vesselam:
"Bilakis, sizler birbirinizle münafese (menfaat yarışı) edecek, hasedleşecek
sonra da birbirinizden yüz çevirecek ve kinleşeceksiniz. Daha sonra da
muhacirlerin miskin (ve zayıf olan)larına gidip birkısmını diğeri üzerine
valiler yapacaksınız."
Müslim, Zühd 7, (2962).
4751 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse,
işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat),
altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz
cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek
yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz)."
Tirmizi, Fiten 78, (2267).
4752 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
(bir gün):
"Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?"
diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle):
"Ey Allah'ın Resûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?" dediler.
"Evet, hatta daha beteri!" buyurdu ve devam etti:
"Emr-i bi'l-ma'rufta bulunmadığınız, nehy-i ani'l-münker yapmadığınız vakit
haliniz ne olur?" diye sordu. (Yanındakiler hayretle:)
"Yani bu olacak mı?" dediler.
"Evet, hatta daha beteri!" buyurdular ve sormaya devam ettiler:
"Münkeri emredip, ma'rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?" (Yanında
bulunanlar iyice hayrete düşerek):
"Ey Allah'ın Resûlü! Bu mutlaka olacak mı?" dediler.
"Evet, hatta daha beteri!" buyurdular ve devam ettiler:
"Ma'rufu münker, münkeri de ma'ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?"
(yanindeki Ashab:) "Ey Allah'ın Resûlü! Bu mutlaka olacak mı?" diye sordular.
"Evet, olacak!" buyurdular."
Rezin tahric etmiştir. Bu rivayet daha muhtasar olarak Ebu Ya'lâ'nın
Müsned'inde ve Taberâni'nin el-Mu'cemu'l-Evsat'ında tahric edilmiştir. Heysemi,
Mecma'u'z-Zevaid'de kaydetmiştir (7, 281).
4753 - Ebu Mâlik veya Ebu Amir el-Eş'ari radıyallahu anh anlatıyor:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Ümmetimden bir kavim, ferci (zinayı), ipeği, içkiyi, çalgıyı helal
addedecektir. Birkısım kavimler de bir dağın eteğine inecekler. Onların
sürüsünü, çoban sabahları yanlarına getirecek. (Fakir) bir adam da, bir ihtiyacı
için yanlarına gelecek. Onlar adama:
"Bize yarın gel! derler. Bunun üzerine Allah onları geceleyin yakalayıverir
ve dağı tepelerine koyarak birkısmını helak eder. Geri kalanları da mesh ederek
Kıyamete kadar maymun ve hınzırlara çevirir."
Buhari, Eşribe 6.
4754 - Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'a halk hayırdan sorardı. Ben ise, bana da ulaşabilir korkusuyla, hep
şerden sorardım. (Yine bir gün:)
"Ey Allah'ın Resûlü! Biz Cahiliye devrinde şer içerisinde idik. Allah bize bu
hayrı verdi. Bu hayırdan sonra tekrar şer var mı?" diye sordum.
"Evet var!" buyurdular. Ben tekrar: "Pekiyi bu şerden sonra hayır var mı?"
dedim.
"Evet, var! Fakat onda duman da var" buyurdular. Ben: "duman da ne?" dedim.
"Bir kavim var. Sünnetimden başka bir sünnet edinir; hidayetimden başka bir
hidayet arar. Bazı işlerini iyi (ma'rûf) bulursun, bazı işlerini kötü (münker)
bulursun" buyurdular. Ben tekrar:
"Bu hayırdan sonra başka bir şer kaldı mı?" diye sordum.
"Evet! buyurdular. Cehennem kapısına çağıran davetçiler var. Kim onlara
icabet ederek o kapıya doğru giderse, onlar bunu ateşe atarlar" buyurdular. Ben:
"Ey Allah'ın Resûlü! Ben (o güne) ulaşırsam, bana ne emredersiniz?" dedim.
"Müslümanların cemaatine ve imamlarına uy, onlardan ayrılma. (İmam sırtına
(zulmen) vursa, malını (haksızlıkla) alsa da onu dinle ve itaat et!)"
buyurdular.
"O zaman ne cemaat ne de imam yoksa?" dedim.
"O takdirde bütün fırkaları terket (kaç)! Öyle ki, bir ağacın köküne
dişlerinle tutunmuş bile olsan, ölüm sana gelinceye kadar o vaziyette kal"
buyurdular."
Buhari, Fiten 11, Menakıb 25; Müslim, İmaret 51, (1847); Ebu Davud, Fiten 1,
(4244, 4245, 4246, 4247).
4755 - Abdurrahman İbnu Abdi'l-ka'be anlatıyor: "Mescide girmiştim. Abdullah
İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma'yı gördüm: Ka'be'nin gölgesinde
oturuyordu. Ka'be'nin gölgesinde birçok kimse ona müteveccih olarak oturmuştu.
Ben de ona doğru oturdum. Şunu anlattı:
"Bir seferde Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'la beraberdik. Bir yerde
konakladık. Kimimiz çadırını tamir ediyor, kimimiz yerini düzlüyor, kimimiz
hayvanlarını güdüyordu. Derken Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın münadisi
seslendi: "es-Salâtu câmi'a: "Haydin namaza!" Resûlullah'a gittik, yanında
toplandık.
"Benden önce her peygamber, ümmeti için hayır bildiği şeyi onlara öğretmekle
mükellef idi. Onlar için şer bildiği şeyden de onları inzar etmesi (korkutması)
gerekli idi. Bilesiniz, şu ümmetinizin afiyeti önce gelenler hakkında kesin
kılınmıştır. Sonrakiler belaya ve kötü addedeceğiniz birkısım hallere maruz
kalacaklardır. Birbirini takip eden fitneler gelecek. Mü'min: "Bu fitne
helâkimdir" diyecek. Sonra bu kalkacak, başka bir fitne gelecek. "Helakim işte
bundan, işte bundan" diyecek. Öyleyse, kim ateşten uzak kalmayı ve cennete
girmeyi dilerse, Allah'a ve ahiret gününe inanır olduğu halde ölümü karşılasın.
İnsanlara, onların kendisine nasıl muamele etmelerini dilerse öyle muamelede
bulunsun. Kim bir imama biat edip, samimiyetle sadakat sözü vermiş ise, elinden
geldikçe ona itaat etsin. Bir başkası gelip, önceki ile münâzaaya girişecek
olursan sonradan çıkanın boynunu uçurun."
Ravi (Abdurrahman) der ki: "Abdullah İbnu Amr'a yanaştım ve:
"Allah aşkına söyle. Bu anlattıklarını bizzat kendin Resûlullah
aleyhissalâm'dan işittin mi?" dedim. Sorum üzerine eliyle kulak ve kalbini
tutarak:
"Evet kulaklarım işitti, kalbim de belledi" dedi. Ben:
"Ama, amcaoğlun Muaviye, bize mallarımızı aramızda batıl bir şekilde
yememizi, birbirimizi öldürmemizi emrediyor. Halbuki Allah Teâla hazretleri
(mealen): "Ey iman edenler! Birbirinizin malını haram şekilde yemeyin; ancak
karşılıklı rıza ile yaptığınız ticaret başkadır. Birbirinizi ve kendinizi
öldürmeyin. Canlarınızı da boşu boşuna tehlikeye atmayın. Şüphesiz ki Allah size
merhametlidir" (Nisa 29) buyuruyor" dedim. Biraz sustu sonra:
"Allah'a itaatte ona itaat et, Allah'a isyanda ona isyan et!" dedi."
Müslim, İmaret 46, (1844); Nesai, Bey'at 25, (7, 153); Ebu Davud, Fiten 1,
(4248); İbnu Mace, Fiten 9, (3956).
4756 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm:
"Irak ehline bir ölçeklik yiyecek ve tek dirhemlik paranın gelmeyeceği zaman
yakındır!" buyurmuşlardı.
"Nereden?" diye soruldu.
"Acem diyarından. Onlar bunu yasaklayacak" buyurdu ve devamla:
"Şam ehline de tek dinarlık paranın ve bir ölçeklik yiyeceğin gelmeyeceği
zaman yakındır!" buyurdular. Yine:
"Bu nereden gelmeyecek?" diye soruldu.
"Rum cihetinden!" buyurdular. Sonra (Hz. Cabir) bir müddet sustu (ve ilave
etti: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm dedi ki:
"Ümmetimin sonunda bir halife gelecek; malı sayı ile değil, avuç avuç
dağıtacak!)"
Müslim, Fiten 67, (2913).
4757 - Yine Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Ümmetimin sonunda bir halife gelecek, malı sayarak değil, avuçlayarak
dağıtacak."
Hadisi (Hz. Cabir'den rivayet eden) Ebu Nadre ve Ebu'l-Alâ'ya:
"Bunun Ömer İbnu Abdilaziz olmasına ne dersiniz?" diye sorulmuştu. Onlar:
"Hayır, (o değildir)!" dediler."
Müslim, Fiten 67, (2913).
4758 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm:
"Irak'a ölçeği ve dirhemi verilmeyecek. Şam'a da ölçeği ve dinarı
verilmeyecek. Mısır'a ölçeği ve dinarı verilmeyecek. Başladığınız yere
döneceksiniz" buyurdu ve üç kere tekrar etti. Buna Ebu Hureyre'nin eti ve kanı
şahit oldu."
Müslim, Fiten 33, (2896); Ebu Davud, Harac 29, (3035).
4759 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "İblis'in arşı deniz üzerindedir. Oradan askerlerini
gönderip insanları fitneye atar. Bunlardan, yanında mertebece en yüksek olanı en
büyük fitneyi çıkarandır. Askerlerinden biri gelip: "Şunu şunu yaptım!" der.
İblis: "Hiçbir şey yapmamışsın!" der. Sonra bir diğeri gelip: "Ben falanı(n
peşini) hanımıyla arasını açıncaya kadar bırakmadım!" der. İblis onu kendisine
yaklaştırıp: "sen ne iyisin!" der."
Müslim, Münafikûn 66-67, (2813).
4760 - Ebu'l-Bahteri anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı dinleyen
bir zatın bana anlattığına göre Resûlullah demiştir ki:
"İnsanlar, günahları çoğalmadıkça helak olmayacaklardır."
Ebu Davud, Melahim 17, (4347).
4761 - Seleme İbnu'l-Ekva' radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim bize kılıç kaldırırsa bizden
değildir."
Müslim, İman 162, (99).
4762 - Ebu Musa ve İbnu Ömer radıyallahu anhüm anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Kim bize karşı silah taşırsa bizden değildir."
Buhari, Fiten 7; Müslim, İman 163, (100); Tirmizi, Hudûd 26, (1459).
4763 - Abdullah İbnu'z-Zübeyr radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Kim kılıcını çeker sonra koyarsa kanı hederdir."
Nesai, Tahrim 26, (7, 117).
ASABİYET VE EHVA
4764 - Cündeb İbnu Abdillah radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Kim ummiyye (gayesi İslam olmayan) bir bayrak altında bir asabiyete yardım
ederken öldürülürse onun ölümü, cahiliye ölümü üzeredir."
Müslim, İmaret 57, (1850); Nesai, Tahrim 28, (7, 123).
4765 - Süraka İbnu Malik el-Cu'şemi radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"En hayırlınız, (zulme düşerek) günah işlemedikçe aşiretini müdafaa edendir."
Ebu Davud, Edeb 121, (5120).
4766 - Vasile İbnu'l-Eska' radıyallahu anh anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü
dedim, asabiyet nedir?"
"Asabiyet, buyurdular, zulümde kavmine yardım etmendir."
Ebu Davud, Edeb 121, (5519).
4767 - Amr İbnu Ebi Kurre anlatıyor: "Huzeyfe radıyallahu anh Medain'de iken,
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın öfke halinde, ashabından bazılarına
sarfettiği sözleri anlatıyordu. Huzeyfe'den bunları işitenlerden birkısmı Selmân
radıyallahu anh'a gelip, Huzeyfe'nin anlattıklarını kendisine söylüyorlardı.
Selmân da onlara:
"Huzeyfe söylediğini daha iyi bilir!" diyordu. Onlar da tekrar Huzeyfe'nin
yanına dönüp kendisine:
"Biz senin söylediklerini Selman'a sorduk. Ne tasdik etti ne de reddetti"
dediler. Bunun üzerine Huzeyfe (Sebze tarlasında bulunan) Selmân radıyallahu
anhüma'nın yanına gidip:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan işittiğim şeyler hususunda beni niye
tasdik etmedin?" diye sordu. Selman da:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm öfkelenir ve öfkeli iken konuşurdu. Razı
olur ve rıza halinde de konuşurdu!" cevabını verdi ve sonra devamla:
"Ey Huzeyfe! dedi. Sen, kalplerde, birkısım insanlara sevgi, birkısım
insanlara buğz hasıl edip aralarında ihtilaf ve ayrılıklara sebep olan bu
konuşmalardan vazgeçsen olmaz mı! Nitekim biliyorsun ki, Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm (bir gün) hutbesinde şöyle buyurmuştu: "Allahım! Ben
senin katından bir garanti talep ediyorum: Ümmetimden kime öfkeli halimde
(haksız yere) sebbetmiş veya lanet etmiş (veya vurmuş veya incitmiş) isem -ki
ben de ademoğluyum, tıpkı onların öfkelenmeleri gibi öfkelenirim. Halbuki sen
beni alemlere rahmet olarak gönderdin- bu (haksız sözümü) o kimseler için
Kıyamet günü rahmet, (zekat, ecir, yakınlık vesilesi, tuhûr) kıl. (Ta ki o
vesile ile sana yaklaşsın!)"
Ey Huzeyfe! Allah'a yemin olsun, ya bu konuşmalardan vazgeçeceksin, yahut da
seni Ömer İbnu'l-Hattab radıyallahu anh'a yazıp şikayet edeceğim!"
Ebu Dâvud, Sünnet 11, (4659).
FİTNELERİN GELDİĞİ CİHET VE FİTNELERİN ÇIKTIĞI KİMSELER
4768 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Küfrün başı doğu cihetindedir. Övünme ve çalım satma işi at, deve, sığır
besleyenler, çadırda oturanlar arasındadır. Sükûnet de koyun besleyenlerdedir."
4769 - Buhari'nin bir diğer rivayetinde denir ki: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"İman Yemenlidir. Fitne şu tarafta, şeytanın boynuzunun doğduğu yerdedir."
4770 - Müslim'in rivayetinde şöyledir: "İman Yemenlidir. Küfür de şark
cihetindedir. Sükûnet koyun besleyenlerin yanındadır. Övünmek ve çalım satmak
feddâdların, yani at besleyip çadırda kalanların yanındadır."
Buhari, Bed'ü'l-Halk 15, Menakıb 1, Megazi 74; Müslim, İman 85, (52);
Muvatta, İsti'zan 15, (2, 920).
MÜSLÜMANLARIN BİRBİRLERİYLE SAVAŞLARI
4771 - Ahnef İbnu Kays radıyallahu anh anlatıyor: "Şu adamı kastederek
(evden) çıkmıştım. Yolda Ebu Bekre radıyallahu anh'a rastladım.
"Ey Ahnef nereye gidiyorsun?" dedi.
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın amcaoğluna yardım etmeyi arzu
ediyorum!" dedim.
"Dön! dedi. Zira ben, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediğini
işittim: "İki müslüman kılıçlarıyla birbirlerinin üzerine yürürlerse öldüren de
ölen de ateştedir!" (Bu söz üzerine Resûl-i Ekrem'e): "Ey Allah'ın Resûlü!
Katili anladık ama maktûl niye ateşte?" diye sorulmuştu.
"Çünkü o da kardeşini öldürme hırsı taşıyordu!" cevabını verdi. -Bir başka
rivayette ise: "O da kardeşini öldürmek istemişti" demiştir.-"
Buhari, Diyat 2, Fiten 10; Müslim Fiten 14, (2888); Ebu Davud, Fiten 5,
(4268); Nesai, Tahrim 29, (7, 125).
4772 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Sizden kimse kardeşine silahla işarette bulunmasın.
Zira, o bilemez, belki de şeytan elinde bir fesatta bulunur da ateşten bir
çukura düşer."
Buhari, Fiten 7; Müslim, Birr 126, (2617); Tirmizi, Fiten 4, (2163).
4773 - Abdullah İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Müslümana sövmek fısktır, onunla çarpışmak da küfürdür."
Buhari, Fiten 8, İman 36, Edeb 44; Müslim, İman 116, (64); Tirmizi, İman 15,
(2636); Nesai, Tahrim 27, (7, 132).
4774 - İbnu Abbas radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Benden sonra birbirinizin boynunu vuran kâfirler olarak (dinden) dönmeyin."
Tirmizi, Fiten 28, (2194); Buhari, Fiten 8, Diyat 2; Ebu Davud, Sünnet 16,
(4686); Müslim, İan 66, (119); Nesai, Tahrim 28, (7, 127).
Nesai, İbnu Mes'ud'dan yaptığı bir rivayette şu ziyadeye yer verir: "Kişi ne
babasının ne de kardeşinin cinayetinden sorumlu tutulmaz."
HZ. OSMAN'IN ŞEHİD EDİLMESİ
4775 - Abdullah İbnu Selâm'ın kerdeşioğlu, amcası (Abdullah İbnu Selam)
radıyallahu anh'tan naklediyor:
"Hz. Osman radıyallahu anh öldürülmek istendiği zaman yanına geldim. Osman
bana:
"Sen niye geldin?" diye sordu.
"Sana yardım edeyim diye geldim" dedim.
"Öyleyse halka çık. Onları benden uzaklaştır. Zira sen bana hariçte olursan,
yanımda olmaktan daha faydalı olursun!" dedi. Ben de çıkıp: "Ey insanlar!
Bilirsiniz, benim adım cahiliye devrinde falandı. Ama Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm beni Abdullah diye tesmiye buyurdu. Benim hakkımda Kitabullah'ta
birkısım ayetler nazil olmuştur. Şu ayet benim hakkımda nazil olanlardan
biridir:
"De ki: Söyleyin bana, eğer bu Kur'ân Allah tarafından gönderildiği halde,
onu inkar ettiyseniz ve İsrailoğullarından bir şahit de Tevrat'a dayanarak onun
hak kitap olduğuna şahitlik edip iman ettiği halde siz iman etmeyi büyüklüğünüze
yediremezseniz, zalim olmaz mısınız? Muhakkak ki, Allah zalimler güruhuna yol
göstermez" (Ahkâf 10). Keza şu ayet de benim hakkımda nazil oldu: "İnkar
edenler, "Sen Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber değilsin" diyorlar. De
ki: "Sizinle benim aramızda şahid olarak Allah ile O'nun kitapları hakkında
bilgi sahibi olanlar yeter" (Ra'd 43). Allah'ın size karşı kınına konmuş bir
kılıcı var. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın inmiş olduğu bu beldenizde
melekler size mücavir oldular. Öyleyse bu adamı öldürmekten Allah'tan korkun!
Allah'tan korkun! Allah'a yemin olsun eğer onu öldürürseniz, komşularınız olan
melekleri buradan tardetmiş olacaksınız ve Allah'ın size karşı kında tuttuğu
kılıcı kınından çıkartacaksınız ve artık o Kıyamete kadar kınına girmeyecek!"
Bu sözlerim üzerine:
"Şu yahudiyi öldürün! Osman'ı öldürün!" diye bağrıştılar.
Tirmizi, Tefsir, Ahkâf.
CEMEL VAKASI
4776 - Abdullah İbnu Ziyâd anlatıyor: "Hz. Talha, Zübeyr ve Hz. Aişe
radıyallahu anhüm Basra'ya yürüyünce, Hz. Ali, Ammar İbnu Yasir ve Hasan'ı
(radıyallahu anhüm) gönderdi. Bu ikisi Küfe'ye yanımıza geldiler ve minbere
çıktılar. Hz. Hasan radıyallahu anh minberin yukarısında idi. Ammar radıyallahu
anh da ondan aşağıda idi. Biz onların etrafında toplandık. Ammar'ın şöyle
konuştuğunu işittim:
"Aişe, Basra'ya yürüdü. Muhakkak ki o, dünyada da ahirette de Peygamber
aleyhissalatu vesselam'ın zevcesidir. Ancak Allah sizi imtihan ediyor: Kendisine
mi itaat edeceksiniz, yoksa ona (Hz. Aişe'ye) mi?"
Buhari, Fezailu'l-Ashab 30, Fiten 17.
4777 - Şakik İbnu Abdillah anlatıyor: "Ben, Ebu Musa el-Eş'ari, Ebu Mes'ud
el-Ensari ve Ammar radıyallahu anhüm ile oturuyordum. Ebu Mes'ud, Ammar'a:
"Senin arkadaşlarından herkese dilediğim takdirde bir kulp takabilirim. Ama
sen hariçsin. Senin hakkında bir şey söyleyemem. Senin, Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'a arkadaş olduğum günden beri, ikinizin şu işteki ağırlığınızdan başka
bir kusurunuzu görmüş değilim!"
Ebu Mes'ud -zengin birisiydi- şu karşılıkta bulundu: "Ey oğlum! İki hulle
(takım) getir. Birini Ebu Musa'ya ver, diğerini de Ammar'a!" Ve ilave etti:
"Bunların içinde ikiniz cumaya gidin."
Buhari, Fiten 18, Fezailu'l-Ashab 30.
4778 - Kays İbnu Abbâd radıyallahu anh anlatıyor: "Ali radıyallahu anh'a:
"Söyle bize! (Savaş için) şu yürüyüşünü Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın bir
emrini yerine getirmek üzere mi yapıyorsun, şahsi bir içtihadın olarak mı?" diye
sordum.
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bana bu yürüyüşü yapmam için herhangi bir
emirde bulunmadı. Ben bunu şahsi reyimle yapıyorum!" cevabını verdi."
Ebu Davud, Sünnet 13, (4666).
HARİCİLER
4779 - Zeyd İbnu Vehb el-Cüheni -ki bu zat, Hz. Ali radıyallahu anh
Haricilerle savaşmak üzere yürüdüğü zaman beraberindeki orduda bulunuyordu-
anlatıyor: "Hz. Ali dedi ki: "Ey insanlar ben Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'ın şöyle söylediğini işittim:
"Ümmetimden bir grup çıkar. Kur'ân'ı öyle okurlar ki, sizin okuyuşunuz
onlarınkinin yanında bir hiç kalır. Namazınız da namazlarına göre bir hiç
kkalır. Orucunuz da oruçları yanında bir hiç kalır. Kur'ân'ı okurlar, onu
lehlerine zannederler. Halbuki o aleyhlerinedir. Namazları köprücük
kemiklerinden öteye geçmez. Okun avı delip geçmesi gibi dinden hemen çıkarlar.
Onlarla harb eden ordu(nun askerlerine) peygamberlerinin diliyle ne (kadar çok
ücret)ler takdir edilmiş olduğunu bilselerdi (başkaca) amel yapmaktan
vazgeçerlerdi. Onların alameti şudur: Aralarında pazusu olduğu halde kolu
olmayan bir adam olacak. Pazusu üzerinde meme ucu bir çıkıntı bulunacak. Bunun
üzerinde de beyaz kıllar bulunacak. Sizler Muâviye ve Şamlıların üzerine
gidecek, buradakileri terkedeceksiniz. Onlar da sizin (yokluğunuzdan istifade
ile) çoluk-çocuğunuza ve mallarınıza sizin namınıza halef olacaklar!."
(Hz. Ali ilave etti:) "O vallahi! Ben, onların bu kavim olacağını kuvvetle
ümit ediyorum. Çünkü onlar haram kan döktüler. Halkın meradaki hayvanlarını
gasbettiler. Öyleyse, Allah adına bunlar üzerine yürüyün!"
Ravi der ki: "Haricilerin başında o gün, Abdullah İbnu Vehb er-Râsibi olduğu
halde, onlarla karşılaşınca Hz. Ali radıyallahu anh askerlerine:
"Mızraklarınızı bırakın, kılıçlarınızı kınlarından çıkarın. Çünkü ben,
onların Harura günü size yaptıkları gibi yine size sulh teklif edeceklerinden
korkuyorum!" dedi. Bu emir üzerine döndüler, mızraklarını bertaraf ettiler ve
kılıçlarını sıyırdılar. Askerler onlara mızraklarını sapladı. Öldürüp üst üste
yığdı. O gün cengâverlerden sadece iki kişi isabet alıp şehit düştü. Ali
radıyallahu anh:
"Aralarında o sakat herifi arayın!" emretti. Aradılar, fakat bulamadılar.
Bizzat Ali kalkıp üst üste öldürülmüş insanların yanına geldi.
"Bunları geri çekin!" dedi. Sonra yere gelen cesetler arasında onu buldular.
Onun bulunması üzerine Hz. Ali radıyallahu anh tekbir getirdi ve:
"Allah doğru söyledi. Resûlü de doğru tebliğ etti" dedi. Ubeyde es-Selmâni,
Hz. Ali'ye doğrulup:
"Ey mü'minlerin emiri! Kendisinden başka ilah olmayan Allah aşkına söyle. Sen
bu hadisi Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan bizzat işittin mi?" diye sordu.
Ali radıyallahu anh:
"Kendinden başka ilah olmayan Allah'a yemin ederim, evet!" dedi. Ubeyde Hz.
Ali'ye üç sefer yemin verdi. O da ona üç sefer yemin etti."
Müslim, Zekat 156, (1066).
4780 - Müslim, (bu hadisi) Abdullah İbnu Rafi'den de aynı şekilde tahriç
etmiştir. O rivayetin baş kısmında şu ziyade var: "Haruriyye, Ali İbnu Ebi Talib
radıyallahu anh'a karşı hurûc ettikleri zaman: "Hüküm Allah'ındır" dediler. (Bu
ibare Kur'an'dan bir iktibas olması hasebiyle) Hz. Ali de: "Kendisiyle bâtıl
murad edilen hak bir söz" dedi."
Müslim, Zekat 157, (1066).
4781 - Süveyd İbnu Gafle radıyallahu anh anlatıyor: "Ali radıyallahu anh dedi
ki: "Ben size Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan bir hadis söyleyince,
Allah'a yemin olsun Aleyhissalatu vesselam'ın söylemediği bir şeyi söylemektense
gökten atılmayı tercih ederim. Ancak benimle sizin aranızda cereyan eden şeyler
hakkında konuşunca, bilesiniz harp hiledir. Zira ben Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'ın şöyle söylediğini işittim:
"Ahir zamanda yaşça küçük, akılca kıt birtakım gençler çıkacak. Yaratılmışın
en hayırlısının sözünü söylerler, Kur'ân'ı okurlar. İmanları gırtlaklarından
öteye geçmez. Okun avı delip geçtiği gibi dinden çıkarlar. Onlara nerede
rastlarsanız onları gebertin. Zira, onları öldürene, Kıyamet günü, Allah'ın
vereceği ücret var."
Buhari, Fezailu'l-Kur'ân 36, Menakıb 25, İstitâbe 6; Müslim, Zekat 154,
(1066); Ebu Davud, Sünnet 31, (4767); Nesai, Tahrim 26, (7, 119).
4782 - Ebu Said ve Enes radıyallahu anhüma anlatıyorlar: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Ümmetimde ihtilaf ve ayrılıklar meydana gelecek, (Onlardan) bir grup lafıyla
güzel, ameliyle kötü olacak. Bunlar Kur'ân'ı okuyacaklar, ancak köprücük
kemiklerinden aşağı geçmeyecek. Bunlar, dinden tıpkı okun avu delip geçmesi gibi
çıkarlar. Onlar, ok kirişine dönmedikçe bir daha dine geri gelmezler. Bunlar
mahlukatın en şeriridir. Onları öldürene ve onlar tarafından öldürülene ne
mutlu! Onlar insanları Kitabullah'a çağırırlar, fakat kitaptan zerre kadar
nasipleri yoktur."
Yanında bulunan Ashab:
"Ey Allah'ın Resûlü dediler. Onların alameti nedir?" diye sordular da:
"Tıraş olmak!" buyurdular."
Ebu Davud, Sünnet 31, (4765).Benzer bir rivayeti Ebu Saidi'l-Hudri'den
Sahiheyn kaydetmiştir. Buhari, Fezailu'l-Kur'an 36, Menakıb 25, Edeb 95,
İstitabe 6, 7; Müslim, Zekat 143-148, (1064); Muvatta, Kur'ân 10, (1, 204, 205);
Nesai, Zekat 79, (5, 87), Tahrim 26, (7, 119).
4783 - Hz. Enes'ten gelen bir rivayette (Resûlullah şöyle) buyurmuştur:
"Onların alameti tıraş ve saçın yolunmasıdır. Onları gördüğünüz zaman öldürün."
4784 - Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'ın Huneyn dönüşünde bir adam yanına geldi. Bu sırada Hz. Bilâl'in
eteğinde gümüş (para) vardı. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bundan avuç avuç
alıp insanlara dağıtıyordu. Gelen adam:
"Ey Muhammed! Adil ol!" dedi. Aleyhissalatu vesselam (öfkeli olarak):
"Yazık sana! Ben de adil olmazsam kim adil olabilir? Eğer adil olmazsam
zarara ve hüsrana düşerim!" buyurdular. Hz. Ömer atılıp:
"Ey Allah'ın Resûlü! Bana müsaade buyurun şu münafığın kellesini uçurayım!"
dedi. Aleyhissalatu vesselam:
"Halkın "Muhammed arkadaşlarını öldürüyor" diye dedikodu yapmasından Allah'a
sığınırım. Bu ve arkadaşları Kur'an okurlar (ama okudukları) hançerelerini aşağı
geçmez. Dinden, okun avı delip geçtiği gibi çıkıp giderler!" buyurdular."
Buhari, Humus 16; Müslim, Zekât 142, (1063). Metin Müslim'inkidir.
HAKEMEYN HADİSESİ VE YEZİD İBNU MUÂVİYE'YE BİAT VAKASI
4785 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Hz. Hafsa radıyallahu
anhâ'nın yanına girdim ve:
"(Ali ile Muaviye radıyallahu anhüma'nın Sıffin'deki hadiseleri sebebiyle
halka gelenleri görüyorsun. (Şimdi Harameyn ve başka yerde hayatta kalan
sahabeleri toplayıp fikirlerini almak istiyorlar.) Bu hilafet ve emirlik
meselesinde bana hiçbir hak tanımadılar (bu sebeple gitmek istemiyorum, ne
dersin?)" dedim.
"Katıl. Çünkü onlar seni bekliyorlar. Onlardan geri durmanı, onların bir
muhalefet saymalarından korkarım!" dedi ve Abdullah, oraya gidinceye kadar Hafsa
onu bırakmadı. (Hakemlerin hüküm vermesinden sonra) Hz. Muaviye bir hutbe irad
etti ve (Abdullah'la babası Ömer'i kastederek) dedi ki:
"Kim bu hilafet meselesi hakkında bizimle konuşmak isterse kendini bize
göstersin (meydana çıksın). Şurası muhakkak ki biz, halifeliğe ondan da
babasından da ehakkız."
Habib İbnu Mesleme der ki: "Abdullah'a: "Ona cevap vermedin mi?" dedim.
Abdullah cevaben:
"Bu işe senden daha ehak olan, İslam adına sana ve babana karşı (Uhud'da,
Hendek'te) mücadele vermiş olan Ali radıyallahu anh'tır!" demek istedim. Fakat,
herkesin arasına tefrika sokup, kan akıtacak ve istemediğim bir manaya çekilecek
bir kelime sarfetmekten korktum. Allah'ın sabredene) cennette hazırladığı
mükafaatları da hatırlayarak (Muaviye'ye karşılık vermedim) demiştir. Habib İbnu
Mesleme: "Bu tavrı takdir ederek: "Sen bir fitneden (inayet-i ilahi ile)
korunmuş ve (ciddi) bir felaketten muhafaza edilmişsin!" dedm" der."
Buhari, Megazi 29.
4786 - İbnu'l-Müseyyeb radıyallahu anh anlatıyor: "İlk fitne yani Hz. Osman
radıyallahu anh'ın şehid edilmesi vukua geldiği zaman Ashab-ı Bedr'den kimseyi
hayatta bırakmadı. Sonra ikinci fitne yani Harra hadisesi vukua geldi. Bu da
Hudeybiye ashabından kimseyi hayatta bırakmadı. Sonra üçüncüsü vukua geldi. O da
insanlar arasında akıl ve kuvvet (sahabe) bırakmadı."
Buhari, Megazi 11.
İBNU'Z-ZÜBEYR DEVRİ
4787 - Ebu Nevfel anlatıyor: "Abdullah İbnu'z-zübeyr radıyallahu anhümâ'yı
(Mekke'deki) Akabetü'l-Medine (denilen yerde) (asılmış) gördüm. Kureyş ve diğer
halk onun yanına gelmeye başlamıştı. Derken Abdullah İbnu Ömer radıyallahu
anhüma da geldi. Yanında durdu. "es-Selâmu aleyke ey Ebu Hubeyb!" dedi ve bu
selamı üç kere tekrar etti. Sonra sözlerine devamla (üç kere de) "Vallahi seni
bu işten men etmiştim (ama beni dinlemedin)" deyip şunları söyledi: "Vallahi,
benim biildiğime göre sen, çok oruç tutan, çok namaz kılan, yakınlara çokça
yardımcı olan bir kimseydin. Vallahi, en kötüsü sen olan bir ümmet mutlaka en
hayırlı bir ümmettir!"
Haccâc'a, Abdullah İbnu Ömer radıyallahu anhüma'nın İbnu'z-Zübeyr
karşısındaki tavrı ve söylediği bu sözleri ulaştı. Derhal adam göndererek
İbnu'z-Zübeyr'in cesedini asılı olduğu kütükten indirip, yahudilerin kabirlerine
attırdı. Sonra annesi Esma Bindu Ebi Bekr radıyallahu anha'ya da bir adam
gönderip çağırttı. Fakat kadıncağız gitmekten imtina etti. Haccac ikinci bir
elçi gönderdi ve: "Ya bana kendi rızanla gelirsin ya da, sana saç örgülerinden
sürüyerek getirecek birisini gönderirim!" dedi. Esmâ yine imtina edip:
"Sen, örgülerimden tutup beni sürükleyecek birini gönderinceye kadar vallahi
gelmeyeceğim!" dedi. Haccâc:
"Bana ayakkabılarımı gösterin!" dedi. Papuçlarını alıp, çalımla koşup
Esmâ'nın yanına girdi.
"Allah düşmanına ne yaptığımı gördün mü?" dedi.
"Ona dünyasını berbat ettiğini, onun da senin ahiretini berbat ettiğini
gördüm. Bana ulaştığına göre ona: "Ey iki kuşaklının oğlu!" demişsin. Vallahi
iki kuşaklı benim. Onlardan biriyle ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın ve
Ebu Bekr'in (hicret sırasındaki) yiyeceklerini bağladım. Diğeri de, kadının
belinden ayırmadığı kuşağıdır. Şunu ilave edeyim ki, Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm bana: "Sakif'te bir yalancı, bir de zalim var!" demişti. Yalancıyı
gördük. Zalime gelince; bunun da ancak sen olacağını zannediyorum!" dedi.
Haccac, hiç cevap vermeden yanından ayrıldı."
Müslim, Fezailu's-Sahabe 229, (2545)
Rezin şu ilavede bulundu: "Haccac (bilahare) demiş ki: "Ben Esma'nın yanına
onu üzmek için girmiştim, ama o beni üzdü."
HACCÂC
4788 - Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: "Hz. Enes İbnu Mâlik
radıyallahu anh'ın yanına girdik. Haccâc'ın bize yaptıklarını şikayet ettik.
"Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün,
gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben
bunu, Resûlunüz aleyhissalâtu vesselâm'dan işittim."
Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35, (2207).
4789 - İbnu Ömer radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Sakif'ten bir yalancı, bir de zalim çıkacaktır."
Tirmizi, Fiten 44, (2221).
4790 - Hişâm İbnu Hisân rahimehullah anlatıyor: "Haccac'ın hükmen öldürdüğü
insanların miktarı sayılmış. 120 bin kişiye ulaştığı görülmüştür."
Tirmizi, Fiten 43, (2221).
BENÎ MERVAN
4791 - Sa'id İbnu Amr İbni Said İbni'l-As anlatıyor: "Ceddim bana dedi ki:
"Ben Ebu Hureyre radıyallahu anh ile beraber Medine mescidinde oturuyordum.
Yanımızda Mervan da vardı. Bir ara Ebu Hureyre radıyallahu anh:
"Ben, sadık ve masduk olan Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle
buyurduklarını işittim:
"Ümmetimin helâk olması, Kureyş'e mensup (aklı kıt) bir grup çocukcağızların
elleriyledir!"
Mervan: "Allah onlara lanet etsin!" dedi. Ebu Hureyre der ki:
"Eğer ben dileseydim falan falan diye onları teker teker ismen sayardım."
Said rahimehullah dedi ki:
"Ben, Beni Mervan iktidar olduğu zaman dedemle birlikte Şam'a gittim. Orada
onları genç oğlanlar olarak görünce:
"Ebu Hureyre radıyallahu anh'ın kastetttiği bunlar olmasın!" ded. Ben de:
"Sen daha iyi bilirsin!" dedim."
Buhari, Fiten 3, Menakıb 25.
4792 - Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm (bir gün):
"Bana İslâm telaffuz eden kaç kişi olduğunu sayıverin" buyurdular. Biz: "Ey
Allah'ın Resûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda
korku mu taşıyorsunuz?" dedik.
"Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!" . Gerçekten
öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice
kılanlar oldu."
Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235, (149).
4793 - Sahiheyn'de yine Huzeyfe radıyallahu anh'tan gelen bir rivayet
şöyledir: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"(Kıyamet günü, havz-ı kevserime birkısım gruplar da gelecekler ki, onlar
oradan uzaklaştırılacaklar. Ben: "Onlar benim ashabımdır!" diyeceğim. Fakat,
"Sen, onların arkandan neler işlediklerini bilmiyorsun!" denilecek."
Buhari, Rikak 53; Müslim, Fezail 32, (2297).
4794 - Müseyyeb İbnu Rafi' anlatıyor: "Bera İbnu Azib radıyallahu anhüma'ya
rastladım. Kendisine:
"Sana ne mutlu! Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'la sohbet şerefine erdin.
O'na (Hudeybiye'de) ağaç altında biat ettin!" demiştim. Bana şu cevapta bulundu:
"Ey kardeşimoğlu! Biz ondan sonra ne bid'alar işledik sen bilmezsin."
Buhari, Megazi, 35.