KAZANIN KERAHETİ4847 - Hz. Ebu
Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular
ki:
"Kim insanlar arasında kâdı tayin edilmiş ise, bıçaksız boğazlanmış
demektir."
Ebu Dâvud, Akdiye 1, (3571, 3572); Tirmizi, Ahkam 1, (1325).
4848 - Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki:
"Kadı üçtür: Biri cennetlik, ikisi cehennemliktir. Cennetlik olan, hakkı
bilip öyle hükmedendir. Hakkı bilip hükmünde (bile bile) adaletsiz davranan
cehennemliktir. Halka câhilâne hükümde bulunan da cehennemliktir."
Ebu Dâvud, Akdiye 2, (3573).
4849 - Abdullah İbnu Mevhib anlatıyor: "Osman İbnu Affan, İbnu Ömer
radıyallahu anhüm'e: "Git insanlar arasında hükmet!" dedi. Abdullah:
"Ey mü'minlerin emiri, beni bu vazifeden affetmez misiniz?" diye ricada
bulundu. Hz. Osman radıyallahu anh:
"Bundan niye kaçınıyorsun? Senin baban da kâdı idi" diye ısrar etmek istedi.
Ancak Abdullah dedi ki: "Doğru da, ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın:
"Kim kadı olur ve adâletle hükmederse, bu kimse başabaş (sevap ve günahı
eşit) ayrılmaya liyakat kazanmıştır" dediğini işittim. Artık (Resûlullah'ın bu
sözünden) sonra ne ümid edebilirim?" (Hz. Osman bunun üzerine İbnu Ömer'e
teklifte bulunmadı.)"
Tirmizi, Ahkâm 1, (1322).
ÂDİL VE ZÂLİM HÂKİM
4850 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki:
"Kim kadılık talep eder ve bunun gerçekleşmesinde şefaatçilere başvurursa
(iş) kendisine yıkılır (Allah'ın yardımı olmaz). Kime de o iş zorla verilirse,
Allah onu doğruya sevkedecek bir melek gönderir."
Ebu Dâvud, Akdiye 3, (3578); Tirmizi, 1, (1323, 1324).
4851 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Kim müslümanların kadılık hizmetini talep edip elde etse, sonra adaleti
zulmüne galebe çalsa cennete girer. Zulmü adaletine galebe çalsa, ateş onundur."
Ebu Dâvud, Akdiye 2, (3575).
4852 - (Abdullah) İbnu Ebi Evfa anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki:
"Kadı zulmetmedikçe, Allah Teâla hazretleri onunla birliktedir
(yardımcısıdır). Zulme yer verdiği zaman onu terkeder, artık şeytan onunla
beraber olur."
Tirmizi, Ahkâm 4, (1330).
MÜÇTEHİDİN SEVABI
4853 - Amr İbnu'l-Âs radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Hâkim içtihad eder ve isabet ederse kendisine iki ücret (sevap) verilir.
Eğer içtihad eder ve hata ederse ona bir ücret vardır."
Buhâri, İ'tisâm 21; Müslim, Akdiye 15, (1716); Ebu Dâvud, Akdiye 2, (3574);
Tirmizi, Ahkâm 2, (1326); Nesâi, Kazâ 3, (8, 224).
4854 - Yahya İbnu Sa'îd anlatıyor: "Ebu'd-Derdâ, Selman-ı Fârisi radıyallahu
anhüma'ya:
"Arz-ı Mukaddese'ye gel!" diye yazmıştı. Selman ona şöyle cevap yazdı:
"Arz kimseyi takdis etmez. İnsanı mukaddes kılan şey amelidir. Bana
ulaştığına göre, sen orada tabib kılınmışsın ve hastaları tedavi ediyormuşsun.
Eğer tedavi edebiliyorsan ne mutlu sana. Eğer mütetabbib isen, insanları öldürüp
cehennemlik olmaktan sakın!"
Ebu'd-Derdâ radıyallahu anh iki kişi arasında hükmedince, onlar yanından
ayrıldıkları vakit onlara bakar ve:
"Vallahi mütetabbibdir. Bana geri dönün. Kıssanızı bana iade edin (meselenizi
iyice tetkik edeyim)!" derdi."
Muvatta, Vasiyyet 7, (2, 769).
RÜŞVET HAKKINDA
4855 - Ebu Hureyre, İbnu Amr İbni'l-Âs radıyallahu anhüm anlatıyor:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, hükümde rüşvet alan ve rüşvet veren (ve
aracılık eden) kimseyi lanetlemiştir."
Tirmizi, Ahkâm 9, (1336); Ebu Dâvud da bu hadisi sadece İbnu Ömer radıyallahu
anh'tan tahric etmiştir (Akdiye 4, (3580).
4856 - Mu'âz İbnu Cebel radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm beni Yemen'e göndermişti. (Hareket edip) yürüdüğüm zaman arkamdan
birini göndererek geri çağırdı. (Yanına varınca):
"Sana niye adam gönderip (geri çağırdığımı) biliyor musun?" buyurdular ve
ilave ettiler:
"Benim iznim olmadan hiçbir şey almayacaksın. Zira bu gulûldür (hırsızlık).
Kim gulûl yaparsa, aldığı şeyle Kıyamet günü (Allah'ın huzuruna gelir). İşte bu
(hususu tenbih etmek için) seni çağırdım, artık işine gidebilirsin."
Tirmizi, Ahkâm 8, (1335).
KADILIK ÂDÂBI
4857 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
beni Yemen'e kadı olarak gönderdi. O sıralarda henüz yaşım küçüktü, kazayı
(hüküm vermeyi) bilmiyordum. (Beni takviye için):
"(Sen tereddüt etme, git! Bu vazife için) Allah kalbine hidayet koyacak ve
dilini de sâbit kılacak. Yanına iki hasım geldiği vakit, birinciyi dinlediğin
gibi, diğerini de dinlemeden sakın hüküm verme. Böyle yapman (daha isabetli)
karar vermen için gereklidir!" buyurdular.
Hz. Ali devamla der ki: "Ondan sonra hep kadılık yaptım. Henüz, bir kerecik
olsun hükümde tereddüde düşmedim."
Ebu Dâvud, Akdiye 6, (3582); Tirmizi, Ahkam 5, (1331); İbnu Mâce, Ahkâm 1,
(2310).
4858 - İbnu'z-Zübeyr radıyallahu anhüma dedi ki: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm, iki hasmın da kadı'nın önüne oturmasına hükmetmiştir."
Ebu Dâvud, Akdiye 8, (3588).
4859 - Ebu Bekre radıyallahu anh'ın anlattığına göre, Sicistan'da kadılık
yapan oğlu Abdullah'a şöyle yazmıştır: "İki kişi arasında, öfkeli olduğun zaman
hüküm verme. Zira, ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediğini
işittim: "Kimse, öfkeli iken, iki kişi arasında hüküm vermesin."
Buhari, Ahkâm 13; Müslim, Akdiye 16, (1717); Tirmizi, Ahkâm 7, (1334); Ebu
Dâvud, Akdiye 9, (3589); Nesâi, Kudât 17, (8, 337, 238).
4860 - Avf İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm iki kişi arasında bir hükümde bulunmuştu. Hasımlar ayrıldıkları vakit,
aleyhine hükmedilen kimse:
"Hasbiyallahu ve ni'me'l-vekil (Allah bana yeterlidir. O ne iyi vekildir)!"
dedi. (Bu sözü işiten) Aleyhissalâtu vesselâm:
"Allah Teâla hazretleri aczi levmediyor (kötülüyor). Fakat sana akıllılık
düşer. Ama bir şey sana galebe çalacak olursa o zaman "hasbiyallahu ve
ni'me'l-vekil" de!" buyurdular."
Ebu Dâvud, Akdiye 28, (3627).
4861 - Hz. Ömer, Hz. Ali ve diğer bir kısım Ashab radıyallahu anhüm
demişlerdir ki: "Kadı ve hâkim mescidde hüküm verebilir. Şâyet bir haddle ilgili
hüküm vermişlerse, bunun icrası mescidin dışında yapılır."
Buhâri, bab başlığı olarak kaydetmiştir. Ahkâm 19.
HÜKMÜN KEYFİYETİ
4862 - Hâris İbnu Amr İbni Ahî'l-Mugîre İbni Şu'be, Muâz radıyallahu anh'tan
naklen anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Muaz'ı Yemen'e gönderdiği
zaman kendisine sorar: "Sana bir dâva geldiği vakit nasıl hükmedeceksin?"
"Allah'ın kitabıyla hükmedeceğim" der Muâz.
"(Meseleyi Kitabullah'ta) bulamazsan?"
"Resûlullah'ın sünnetiyle hükmedeceğim."
"Ne Kitabullah'ta ve ne de Resûlullah'ın sünnetinde bulamazsan?"
"Kendi re'yimle ictihad edeceğim, (hüküm vermekten) geri durmayacağım."
Hz. Muaz der ki: "Bu cevabım üzerine Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
(memnun kaldı), göğsüme eliyle vurup:
"Allah'ın elçisinin elçisini, Allah'ın elçisini memnun edecek usûlde muvaffak
kılan Allah'a hamdolsun!" buyurdular."
Ebu Dâvud, Akdiye 11, (3592, 3593); Tirmizi, Ahkâm 3, (1327, 1328).
4863 - Ümmü Seleme radıyallahu anhâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm, odasının kapısında bir münakaşa işitmişti. Yanlarına çıkıp:
"Ben bir beşerim. Bana ihtilaflılar gelir. Bunlardan biri, diğerine nazaran
daha belâgatlı (ikna edici) olur. Ben de onun doğru söylediğini zanneder, lehine
hükmederim. Ancak kime bir müslümanın hakkını vermiş isem, bunun ateşten bir
parça olduğunu bilsin. O ateşi ister yüklensin, ister terketsin (kendisi bilir)"
buyurdular."
4864 - Sahiheyn'in bir rivayetinde hadis şöyledir: "Ben de sizin gibi bir
insanım. Siz dâvalarınızın halli için bana geliyorsunuz. Bazınızın hüccet
yönüyle, diğer bazısından daha ikna edici olması, böylece benim, işittiğime
dayanarak onun lehine hükmetmem mümkündür. Kimin lehine, kardeşinin hakkından
bir şey hükmetmişsem (bilsin ki), onun için cehennemden bir ateş parçası kesmiş
oluyorum."
Burari, Şehâdât 27, Mezâlim 16, Hiyel 9, Ahkâm 20, 29, 31; Müslim, Akdiye 5,
(1713); Muvatta, Akdiye 1, (2, 719); Ebu Dâvud, Akdiye 7, (3583, 3584); Tirmizi,
Ahkam 11, (1339); Nesâi, Kudat 13, (8, 233).
4865 - Eş'as İbnu Kays'ın anlattığına göre, Humus'tan bir köleyi Abdullah'tan
yirmibin (dirhem)e satın almış ve Abdullah kölenin bedelini almak üzere
kendisine bir adam göndermiştir. Adam gelince Eş'as:
"Ben onu onbine satın aldım" dedi. Abdullah da:
"Öyleyse seninle benim arama (hakem olacak) bir kimse tayin et!" dedi. Eş'as:
"Benimle kendi aranda sen hakem ol!" dedi. Bunun üzerine Abdullah:
"Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın: "Alış-veriş yapan iki kişi
ihtilafa düşerlerse ve aralarında da delil yoksa, mal sahibinin söylediği esas
alınır veya (alış-verişi) terkederler" dediğini işittim" dedi."
Ebu Dâvud, Büyü 74, (3511); Nesâi, Büyü 82, (7, 302, 303). Nesai'de sadece
müsned (Resûlullah'a ait) kısım kaydedilmiştir.
DÂVÂLAR VE BEYYİNELER
4866 - İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm bana dedi ki: "Beyyine dâvacı üzerine, yemin de dâvalı
üzerine düşer."
Tirmizî, Ahkâm 12, (1341).
4867 - İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: "İki kadın bir odada deri
dikiyorlardı. Bunlardan biri avucuna bîz batırılmış olarak dışarı çıktı. Bunu
diğerinin yaptığını iddia etti. Dâva İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ'ya götürüldü.
İbnu Abbâs dedi ki:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurmuşlardı: "Eğer insanlara sırf
iddialarıyla, (delil olmadan) talep ettikleri verilseydi, insanlar başkalarının
kan ve mallarını istemeye kalkarlardı. Ancak iddia sahibine beyyine
gerekmektedir. İddiayı inkâr edene de yemin gerekmektedir. (Bu kadına) Allah'ı
(yalan yere yemin etmenin günahını) hatırlatın. Ona şu âyeti okuyun: "Allah'ın
ahdini ve yeminlerini az bir pahaya değişenler, işte bunlar için ahirette hiçbir
nasib yoktur" (Âl-i İmrân 77).
Kadına bu hatırlatıldı. Bunun üzerine kadın suçunu itiraf etti."
Buhari, Tefsir, Al-i İmran 3, Rükün 6; Müslim, Akdiye 2, (1711); Ebu Dâvud,
Akdiye 23, (3619); Tirmizi, Ahkâm 13, (1343); Nesâi, Kudât 35, (8, 248).
4868 - Yine İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm (iddia sahibi iki şahid bulamazsa) bir yemin ve bir
şahid(in yeterli olacağın)a hükmetmiştir."
Müslim, Akdiye 3, (1712); Ebu Dâvud, Akdiye 21, (3608).
4869 - Abdullah İbnu Ubeydillah İbni Ebî Müleyke anlatıyor: "Beni Süheyb
radıyallahu anh, Mervân nezdinde, iki ev ve bir odanın kendilerine ait olduğunu,
bunları (babaları) Süheyb'e Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın verdiğini iddia
ettiler. Mervân: "Söylediğiniz şeye şahidiniz var mı?" dedi. Onlar: "İbnu Ömer!"
dediler. Mervan, İbnu Ömer'i çağırdı. O, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın
Süheyb radıyallahu anh'a iki ev ve bir oda verdiğini söyledi. Mervân sadece onun
şehâdediyle onlar lehine hükmetti."
Buhari, Hibe 30.
4870 - Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
zamanında iki kişi bir deve hakkında iddiada bulundular. Her biri, iki tane
şâhid getirdi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam deveyi ikiye bölerek
aralarında taksim etti."
Ebu Dâvud, Akdiye 22, (3613, 3614, 3615); Nesai, Kudât 34, (8, 248).
4871 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm (bir mal hususunda ihtilaf eden, fakat beyyineleri olmayan) bir kavme
yemin teklif etti. (İki taraf da) birden yemin etmeye koştu. Bunun üzerine
(önce) yemin (edecek tarafın tesbiti için) kur'a çekilmesini emretti."
Buhari, Şehadat 24; Ebu Dâvud, Akdiye 22, (3616, 3617, 3618).
4872 - Ebu Gatafân İbnu Tarîf el Mürri anlatıyor: "Zeyd İbnu Sâbit ve İbnu
Mutî' aralarındaki bir ev sebebiyle (Medine Valisi) Mervân'a dava açtılar.
Mervân, minberde yemin etmesi şartıyla, evin Zeyd Sâbit'e ait olduğuna hükmetti.
Zeyd:
"Ben onun için şu yerimde yemin ederim!" dedi. Mervan da:
"Hayır! Hukukun kesinleştiği yerde yemin edeceksin!" dedi. Bunun üzerine Zeyd
"Hakkım haktır" diye yemin etmeye başladı ve minberde yemin etmekten imtina
etti.
Mervan bu duruma hayret etti."
Muvatta, Akdiye 12, (2, 728).
YEMİNİN ŞEKLİ
4873 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm, yemin teklif ettiği bir adama:
"Kendinden başka ilah bulunmayan Allah'ın adıyla, o kimsenin yani dava
sahibinin senin yanında malı olmadığına yemin et!" buyurdu."
Ebu Dâvud, Akdiye 24, (3620).
ADALET VE ŞEHADET
4874 - Amr İbnu Şuayb an ebîhi an ceddihi anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Hain erkek ve hâine kadının, zani erkek ve zâniye kadının, kardeşine kin
taşıyan kimsenin şehâdeti caiz değildir."
Ebu Dâvud, Akdiye 16, (3600, 3601); İbnu Mâce, Ahkâm 30, (2366).
Tirmizi'de Hz. Aişe'den yapılan bir rivayette, hâine kelimesinden sonra şu
ziyade vardır: "Hadd-i kazf'la celde tatbik edilenin, şehadette (yalanı) tecrübe
edilmiş olanın, ev halkına hizmet edenin, kendisini nisbet ettiği mevla ve
akrabaları hususlarında müttehem olan (gerçek nesebini gizleyen)in."
Tirmizi, Şehâdât 1, (2299).
4875 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Bedevînin, köylü aleyhindeki şehadeti câiz değildir."
Ebu Dâvud, Akdiye 17, (3602); İbnu Mâce, Ahkâm 30, (2367).
4876 - Eymen İbnu Hureym İbni Fâtik anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm:
"Yalan şehadet Allah'a şirkle bir tutulmuştur!" buyurdular ve âyeti okudular.
(Meâlen): "...Putlara tapmak gibi bir pislikten ve yalan sözden de kaçının."
(Hâcc 30).
Tirmizi, Şehâdât 3, (2300, 2301); Ebu Dâvud, Akdiye 15, (3599); İbnu Mâce,
Ahkâm 32, (2372).
4877 - Zeyd İbnu Hâlid radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Size şahidlerin en hayırlısını haber vermeyeyim mi: O kendisine talep
edilmezden önce şehâdet etmeye gelendir."
Müslim, Akdiye 19, (1719); Muvatta, Akdiye 3, (2, 720); Ebu Dâvud, Akdiye 13,
(3596); Tirmizi, Şehâdât 1, (2296).
4878 - Huzeyme İbnu Sâbit radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm bir bedeviden bir at satın almıştı. Aleyhissalâtu
vesselâm, onu eve kadar getirivermesini ve orada parasını almasını söyledi. Bu
sırada kendisi hızlı hızlı yürüdü; bedevi ise ağır ağır yürüyordu. (Aralarında
epeyce bir mesafe hasıl oldu. Bu sırada) bazı kimseler bedeviye gelip at
üzerinde pazarlık yapmaya başladılar. Onu Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın
satın almış olduğunu kimse bilmiyordu. Bedevi, Aleyhissalâtu vesselâm'a
seslenip:
"Şu atı alacaksan al, değilse sattım!" dedi. Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm bedevinin bu sözünü işitince adama yönelip: "Ben onu zaten senden satın
aldım ya!" buyurdular. Ama bedevî:
"(Bu ne demek?) Vallahi ben onu sana satmadım!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:
"Bilakis! Ben onu senden aldım" dedi. Bunun üzerine bedevî:
"Bir şâhit getir!" demeye başladı. Hemen Huzeyme atılıp:
"Ben şehadet ederim, siz onu satın aldınız!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm,
Huzeyme'ye gelerek: "Ne ile şehadet ediyorsun?" diye sordu. Huzeyme:
"Sana olan tasdikim ile, Ey Allah'ın Resûlü!" dedi. Bunun üzerine
Aleyhissalâtu vesselâm Huzeyme'nin şehâdetini iki kişinin şehadeti yerine
koydu."
Ebu Dâvud, Akdiye 20, (3607); Nesâi, Büyü 91, (7, 302).
Rezin şu ziyadeyi ilave etti: "Bedevî: "Bu, Resûlullah mı?" dedi. Ebu Hureyre
kendisine: "Peygamberini tanımaman cahillik olarak sana yeter. Allah Teâla
Hazretleri doğru söyledi: "Bedeviler küfür ve nifak yönünden daha şiddetli ve
Allah'ın Resûlüne indirdiği emir ve yasakları bilmemeye daha müsaiddirler"
(Tevbe 97). Bedevi bunun üzerine atı sattığını itiraf etti."
EHL-İ KİTABIN ŞEHADETİ
4879 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma şöyle hitap etmiştir: "Ey müslümanlar!
Peygamberiniz aleyhissalâtu vesselâm'a indirilen kitap, Allah'ın en yeni kitabı
ve içine hiçbir şey karışmamış olduğu halde, onu okuyup durduğunuz halde, nasıl
olur da Ehl-i Kitab'a (şer'î) birşey sormaktasınız? Halbuki Allah Teâla
Hazretleri, Ehl-i Kitab'ın Allah'ın kitabını değiştirip elleriyle yeni bir kitap
yazdıklarını, sonra da az bir menfaatı satın almak için: "Bu, Allah katındandır"
dediklerini haber vermektedir. Bilesiniz, size gelen ilim, onlara soru sormanızı
men etmektedir. Hayır! Vallahi onlardan bir kişinin bile size inen kitaptan
sizlere bir şey sorduğunu görmüyoruz."
Buhari, İ'tisam 25, Şehâdât 29, Tevhid 42.
4880 - Şa'bi anlatıyor: "Müslümanlardan birine, Dakûka'da ölüm geldi.
Vasiyetine şâhidlik edecek hiçbir müslüman bulamadı. Bunun üzerine Ehl-i
Kitap'tan iki kişiyi vasiyetine şâhid kıldı. Bunlar Kûfe'ye geldiler. Ebu Musa
el-Eş'ari'yi bulup durumu haber verdiler. Bunlar ölenin tereke ve vasiyetini
beraberlerinde getirmişlerdi. Ebu Mûsa radıyallahu anh onlara:
"Bu hâdise, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm devrinden sonra hiç görülmeyen
bir hâdisedir" dedi. İkindi namazından sonra onlara, ihânet etmedikleri, yalan
söylemedikleri, vasiyeti tebdil etmedikleri, gizlemedikleri, değiştirmedikleri,
söylediklerinin o adamın vasiyeti, getirdiklerinin de terikesi olduğuna dair
yemin ettirdi. Sonra şehâdetlerini(n gereğini yerine getirip) uygulamaya koydu."
Ebu Dâvud, Akdiye 19, (3605).
HAPİS VE TAKİP
4881 - Behz İbnu Hakîm an ceddihi anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm bir adamı bir töhmet sebebiyle hapsetti, sonra da serbest bıraktı."
Ebu Dâvud, Akdiye 29, (3630); Tirmizi, Diyât 21, (1417); Nesai, Sârık 2, (8,
67).
4882 - Yine Behz İbnu Hakîm aynı tarikten naklediyor: "Kardeşi veya amcası,
hutbe vermekte olan Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a doğrulup: "Komşularım
(ve kavmim, ashabın tarafından) niçin tutulup hapsedildiler" dedi. Aleyhissalâtu
vesselâm (cevap vermeyip) yüzünü çevirdi. (Adam aynı sözü tekrar edince) ikinci
sefer yüzünü çevirdi. Sonra adam (saygıyı taşan) bir şey söyledi. Bunun üzerine
Aleyhissalâtu vesselâm: "Bunun komşularını salıverin!" buyurdu."
Ebu Dâvud, Akdiye 29, (3631).
RESÛLULLAH'IN HÜKME BAĞLADIĞI DÂVÂLAR
4883 - İbnu'z-Zübeyr radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Ensar'dan bir erkek,
hurma ağaçlarını suladıkları Harre'nin su arkı yüzünden Zübeyr radıyallahu
anh'la ihtilafa düşüp Resûlullah'ın huzurunda murâfa'a oldular. Resûlullah
(ihtilaflarını dinledikten sonra) Zübeyr'e:
"Ey Zübeyr (önce) sen sula, suyu sonra da komşuna sal!" buyurdular. Ensari bu
hükme kızdı ve: "Böyle hükmetmen, o senin halaoğlun olmasındandır!" dedi.
Resûlullah bu söze çok kızdı, yüzü renk renk oldu ve: "Ey Zübeyr! Önce sen sula,
sonra duvara ulaşıncaya kadar da suyu tut!" dedi. Zübeyr dedi ki: "Vallahi öyle
zannediyorum ki şu âyet bu hadise ile ilgili olarak indi.
(Meâlen): "Hayır öyle değil! Rabbine and olsun ki, onlar aralarında kimi
oraya kimi buraya çektikleri (kavga ettikleri) şeylerde seni hakem yapıp sonra
da verdiğin hükümden yürekleri hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle
teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar" (Nisa 65).
Buhari, Şirb 6, 7, 8, Sulh 12, Tefsir, Nisa 12; Müslim, Fezail 129, (2357);
Ebu Dâvud, Adiye 31, (3637); Tirmizi, Ahkâm 26, (1363); Nesâi, Kudât 26, (8,
245).
4884 - Sâ'lebe İbnu Ebi Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: "Kureyş'ten bir
adamın Benî Kureyza'da bir payı vardı. Suyun paylaştıkları Mehzûr ve Müzeynib
vadisinin suyu hususunda ihtilafa düşerek Aleyhissâlatu vesselâm'a müracaat
ettiler. Resûlullah aralarında: "Su hakkı topuklara kadardır. Üstteki, alttakine
bundan fazlasına mâni olamaz" diye hükmetti."
Muvatta, Akdiye 28, (2, 744); Ebu Dâvud, Akdiye 31, (3638); İbnu Mâce, Rühûn
20, (2481).
4885 - Harâm İbnu Sa'd İbni Muhaysa anlatıyor: "Bera İbnu Âzib radıyallahu
anh'a ait bir at, Ensar'dan bir zâtın bahçesine girdi ve zarar meydana getirdi.
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, bunun üzerine: "Mal sahibinin, malını
gündüzleyin; hayvan (mevâşi) sahibinin de hayvanını geceleyin muhâfaza etmesine
hükmetti."
Muvatta, Akdiye 37, (2, 747, 748); Ebu Dâvud, Büyû' 92, (3569, 3570); İbnu
Mâce, Ahkâm 13, (2332).
4886 - Râfi' İbnu Hadîc radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Kim başkasının tarlasına onların izni olmadan ekim yaparsa, ektiğinde hiçbir
hakka sahip olamaz, ona sadece nafakası verilir."
Tirmizi, Ahkâm 29, (1366); Ebu Dâvud, Büyû 33, (3403); İbnu Mâce, Rühûn 13,
(2466).
4887 - Ebu Saîd radıyallahu anh anlatıyor: "İki kişi, bir hurma ağacının
harîmi hususunda ihtilaf ederek Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a başvurdular.
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ağacın ölçülmesini emir buyurdular. Yedi veya
beş zirâ olduğu tesbit edildi. Aleyhissalâtu vesselâm (harîmin) o kadar olmasına
hükmetti."
Ebu Dâvud, Akdiye 31, (3640).
KAZA
6668 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
beni Yemen'e gönderdi. "Ey Allah'ın Resûlü dedim. Sen beni gönderiyorsun.
Halbuki ben gencim ve aralarında dâvâlarını hükme bağlayacağım. Ben ise daha
hükmetmeyi bilmiyorum!"
Ali devamla der ki: "Bunun üzerine Resûlullah eliyle göğsüme vurdu ve:
"Allahım, kalbine hidayet, diline hakta sebat ver!" diye dua etti."
Ali der ki: "O günden sonra, iki kişi arasında verdiğim hiçbir hükümde
tereddüt etmedim."
RÜŞVET
6669 - Abdullah (İbnu Mes'ud) radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Halk arasında hüküm veren hiç kimse
yoktur ki, Kıyamet günü bir melek ensesinden tutmuş olarak onu getirmesin. Sonra
melek başını semaya kaldırır. Eğer (meleğe): "Onu at!" diyen olursa melek onu
cehennemin öyle derin bir çukuruna atar ki, kırk yılda o çukurun dibine
varabilir."
HAKİMİN HÛKMÜYLE HARAM HELAL OLMAZ
6670 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Muhakkak ki ben bir insanım. Sizden bazısı, delilini
beyanda diğerlerine nazaran daha belâgatlıdır. Bu sebeple, ben, kimin lehinde
diğer kardeşimin hakkından bir parça kesersem, şüphesiz ona ateşten bir parça
kesmiş olurum."
MAHKEMEDE YEMİN
6671 - Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Yaş bir misvak çubuğu için bile olsa, şu minberimin
yanında bile bile yalan yere yemin eden hiçbir köle ve cariye yoktur ki ona
cehennem vacip olmasın."
ÇALINMIŞ MALINI BULANIN ALMA HAKKI
6672 - Semure İbnu Cündeb radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Bir kimsenin bir eşyası kaybolsa veya
çalınsa, sonra bunu bir adamın satmakta olduğunu görse, o mala sahibi ehaktır.
Onu satın almış olan kimse satandan bedelini geri alır."
BİRŞEYİ KIRAN HAKKINDA HÜKÜM
6673 - Benî Sûe kabilesinden bir adam anlatmıştır: "Ben Hz. Aişe radıyallahu
anhâ'ya: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın ahlâkını bana haber ver!"
demiştim. Şu cevapta bulundu: "Sen Kur'ân'ın "Ve hiç şüphesiz sen pek yüce bir
ahlâk üzerindesin" (Kalem 4) ayetini okumadın mı?" (Aişe radıyallahu anhâ sözüne
devamla) dedi ki: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün) ashabıyla
birlikte (hücremde) idiler. Kendisine yemek yapmıştım. Hafsa da yemek yapmıştı.
Ama yemeği hazırlamada Hafsa benden önce davrandı. Ben cariyeme: "Git Hafsa'nın
yemeğini dök!" dedim. O(nun cariyesi) yemeği Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'ın önüne tam koyacağı sırada cariyem yetişip ona vurdu ve tabak
kırıldı, yemek ortalığa dağıldı. Resûlullah çabuk davranıp (kırıkları) bir araya
getirdi, deri sofra üzerine dökülen yemekleri topladı ve (ashabıyla) yediler.
Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm benim kabımı (kırılana bedel, içindeki
yemekle birlikte) Hafsa'ya gönderdi ve: "Kırılan kabınız yerine bu kabı alınız,
içerisindeki yemeği de yiyiniz" buyurdu." Aişe devamla der ki: "Ben işlediğim
(bu densizliğe hak ettiğim gücenmenin izini) Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'ın mübarek yüzlerinde hiç görmedim."
HATILINI KOMŞU DUVARA SAPLA
6674 - İkrime İbnu Seleme'den rivayet edildiğine göre: "Belmuğire'den iki
kardeşten biri duvarının üzerine hatıl koydurmamaya köle azad etmek üzere yemin
etti. Sonra Mücemmi' İbnu Yezid ile ensardan birçok kimse yanına gelip:
"Şehadet ederiz ki, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: "Hiçbiriniz komşusunun
hatılını duvarına saplamasına mani olmasın" buyurdu" dediler. Adamcağız bunun
üzerine: "Ey kardeşim! Senin lehinde benim aleyhimde hüküm verilmiş oldu. Ben
(koydurmayacağım diye köle azadı üzerine) yemin etmiştim. Bari, sen benim
duvarımın yanına bir direk koy ve hatılını bu direk üzerine at (böylece benim de
yeminim bozulmasın)" dedi."
6675 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Sizden kimse, duvarına, komşusunun hatıl saplamasına
mâni olmasın."
YOLUN GENİŞLİĞİNDE İHTİLAF OLURSA
6676 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Yolun (genişliği hususunda) ihtilafa düşerseniz yedi
zira' yapın."
ZARARA ZARARLA MUKABELE YOK
6677 - Ubade İbnu's-Sâmit ve İbnu Abbâs radıyallahu anhüm anlatıyor:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle hükmetmiştir: "Zarara sokmak ve zarara
karşı zarar vermek yoktur."
ZİLYED
6678 - Câriye (İbnu Zafer el-Hanefi) radıyallahu anh anlatıyor: "Bir grup
insan, aralarında yer alan ve sazlıktan mâmul bir çardağın mülkiyeti hakkındaki
ihtilaflarını çözdürmek üzere Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a başvurdular.
Aleyhissalâtu vesselâm, onlara, meselelerini çözmesi için Huzeyfe radıyallahu
anh'ı gönderdi. Huzeyfe gidince, kulübe kamışlarını bağlayan ipin tesbit
edildiği yere daha yakın olanlar lehinde hükmetti. Huzeyfe, Aleyhissalâtu
vesselâm'ın yanına dönünce nasıl hükmettiğini haber verdi. Aleyhissalâtu
vesselâm: "İsabet ettin ve güzel hükmettin!" buyurarak taktirlerini ifad etti."
KÂİF
6679 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Kureyşliler kâhine bir
kadına gelip: "(Hz. İbrahim aleyhisselâm'ın ayak izinin bulunduğu bilinen
Makam-ı İbrahim'deki taşı kastederek) şu makam sahibine, iz yönüyle en çok
benzeyeni bize bildir!" dediler. Kâhine:
"Suyun sürüklediği kum kadar ince olan şu toprak üzerine bir bez yayıp sonra
da üzerinden yürürseniz, ben istediğinizi haber veririm!" dedi. Söylendiği gibi
bir bez yaydılar, sonra halk üzerinde yürüdü. Kâhine kadın Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'ın ayak izini görünce: "Ona benzemede bu, en ileri
olanınız!" dedi. Bu hadiseden sonra yirmi yıl-veya Allah'ın dilediği-kadar bir
zaman geçince Allah Teâla hazretleri, Muhammed Mustafa'yı peygamber olarak
gönderdi."
ÇOCUĞA EBEVEYN HAKKINDA MUHAYYERLİK
6680 - Abdülhamîd İbnu Seleme'nin dedesi radıyallahu anh anlatıyor:
"(Boşanan) annesi ile babası, kendisini yanında tutmak hususunda ihtilafa
düşerek, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a başvurdular. Bunlardan biri kâfir,
diğeri müslüman idiler. Aleyhissalâtu vesselâm çocuğu (anne veya babadan birini
seçmede) muhayyer bıraktı. Çocuk kâfir olanı tercih etmişti ki, Aleyhissalâtu
vesselâm: "Allahım, onu doğruya yönelt!" diye dua buyurdu. Bunun üzerine çocuk
müslüman olana yöneldi. Böylece çocuğu müslüman olana verdi."
MALINA ZARAR VERENE TASARRUF YASAĞI
6681 - Muhammed İbnu Yahya İbnu Habbân radıyallahu anh anlatıyor: "O benim
dedem Munkız İbnu Amr'dır. (Bir savaşta başından derin bir yara almıştı. Bu yara
onun dilini kırmıştı (normal konuşamıyordu). Buna rağmen o, ticareti
bırakmamıştı. Alış-verişte hep aldatılırdı. Bunun üzerine Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'a gelerek durumunu anlattı. Aleyhissalâtu vesselâm, "Sen
alış-veriş edince: "(Dinimizde) aldatma yok!" de! Ayrıca sen, satın aldığın her
malı geri verme hususunda üç geceye kadar muhayyersin. (Bu üç günlük muhayyerlik
müddetinden) sonra rızan varsa malı tut, yoksa malı sahibine geri ver" buyurdu."
MÜFLİS
6682 - Hz. Cabir İbnu Abdillah radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm, Muaz İbnu Cebel radıyallahu anh'ı alacaklılarından
kurtardı. Sonra onu Yemen'e âmil (vâli) olarak yolladı. Bunun üzerine Hz. Muaz
şöyle dedi: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, (elimde mevcut) malımla beni
borçlardan halâs etti, sonra da Yemen'e âmil tayin etti."
ŞAHİTLİK İSTENMEDEN ŞEHADET
6683 - Cabir İbnu Semüre radıyallahu anh anlatıyor: "Hz. Ömer radıyallahu anh
bize Câbiye'de hitap etti ve dedi ki: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, tıpkı
benim sizin aranızdaki şu kalkmam gibi bizim aramızda hitap için ayağa kalktı ve
dedi ki: "Ashabım, bunları takip edenler (tabiin) ve onları da takip edenler
(etbauttabiin) hakkında bana riayetkâr olun (benim hatırım için onlara da
saygılı olun). Onlardan (Etbauttâbiînden) sonra yalan yaygınlaşacak, öyle ki,
kişi kendisinden şahitlik istenmediği halde şehadette bulunacak, yemin talep
edilmediği halde yemin edecek."
BORÇLARDA ŞEHADET
6684 - Ebu Saidi'l-Hudri radıyallahu anh, Bakara suresinin (meâlen) "Ey iman
edenler! Birbirinize belirli bir müddet için borçlandığınız zaman!" diye
başlayan (ve müdayene ayeti olarak bilinen ve Kur'ân-ı Kerim'in en uzun ayeti
olan Bakara suresinin 282. ayetini) "...Eğer bazınız bazınıza güvenirse -yani
borcu, sened, şahidler veya rehinle tevsik etmeye gerek duymazsa- kendisine
güvenilmiş olan borçlu kimse borcunu ödesin..." ayetine gelince: "Bu ayet,
bundan önceki ayeti neshetti" dedi".
ŞAHİDLİĞİ CAİZ OLMAYANLAR
6685 - Amr İbnu Şu'ayb an ebihi an ceddihi radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "(İslâm dinine göre) hâin erkek ve hâine
kadının, müslüman iken hadd cezasına çarpılan kimsenin şahidliği makbul
değildir. Keza kin ile husumet sahibinin kin beslediği kimse aleyhine şahidliği
caiz değildir."
TEK ŞAHİD VE YEMİNLE HÜKÜM
6686 - Sürrak radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
bir erkeğin şahitliğini ve talibin (davacının) yeminini geçerli saydı."
YALAN ŞAHİTLİK
6687 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Yalancı şahidin ayakları, (daha şehadet mahallinden)
ayrılmadan Allah Teâla hazretleri ona cehennemi vacip kılar."
EHLİ KİTABIN BİRBİRİNE ŞAHİTLİĞİ
6688 - Hz. Câbir İbnu Abdillah radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm Ehl-i Kitab'ın birbirlerine şahitlik etmelerine izin
verdi."