CİHAD VE MÜCAHİDLERİN FAZİLETİ962
- Hz. Osman (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı
dinledim şöyle diyordu:
"Allah yolunda bir günlük ribât, diğer menzillerde (Allah yolunda geçirilen)
bir günden daha hayırlıdır."
Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 26; ( 1667, 1664, 1665); Buharî, Cihâd 73; Müslim,
İmaret 163; İbnu Mâce, Cihâd 7, Nesaî, Cihâd 39, 6, 39).
963 - Fadâle İbnu Ubeyd (radıyalahu anh) anlatıyor: "Her ölenin ameline son
verilir, ancak Allah yolunda ölen murâbıt müstesna. Çünkü onun ameli kıyamet
gününe kadar artırılır. Ayrıca o, kabir azabına da uğratılmaz."
Tirmizî, Fedâilu'1-Cihad 2,(1621); Ebu Dâvud, Cihâd 16, (2500).
964 - Tirmizî'nin rivayetinde şu ziyade mevcuttur: "Gerçek mücâhid, nefsiyle
cihad edendir."
Fedâiıu'l-Cihad 2, (1621).
965 - Hz. Enes (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki: "Öğleden evvel veya öğleden sonra bir kerecik Allah
yolunda yola çıkış, dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır."
Buharî, Cihad 5, 6, 73, Rikak 2, 51; Müslim, İmâret 112- 115, (1880);
Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 17, (1648, 1649, 1651); Nesâî, Cihâd 11, 12,(6,15);
İbnu Mâce, Cihad 2,(2755-2757).
966 - Ebu Hüreyre (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki:
"(Müslüman erkeklerden) kim, Allah yolunda, ilâ-yı kelimetullah için, devenin
iki sağımı arasında geçen müddet kadar savaşacak olsa cennet kendisine vacib
olur."
Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 21, (1657); Ebu Dâvud, Cihâd 42, (2541); Nesâî,Cihâd
25, (6, 26); İbnu Mace, Cihâd 15, (2792).
967 - Muâz İbnu Cebel (radıyalahu anh) anlatıyor: "İçinden samimi şekilde
Allah yolunda cihâd yapmayı temenni eden bir kimse, bilâhare ölse de, öldürülse
de şehid sevabı kazanır. Kim de Allah yolunda yara alsa veya Allah yolunda
-düşmanın sebep olmadığı- bir musibetle bile yaralansa bu yara, kıyamet günü, en
büyük hâli içinde rengi zaferân renginde, kokusu da misk kokusunda olarak gelir.
Kimin vücudunda, Allah yolunda iken çıkan, iltihab gibi bir yara açılacak olsa
bu da onun için Şehidlik mührü olur."
Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 21, (1657); Ebu Dâvud, Cihâd 42, (2541); Nesâi,
Cihâd 25, (6, 26).
968 - Ebu Hüreyre (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki:
"Allah yolunda yaralanan hiçbir yaralı yoktur ki, kıyâmet günü, yarası
kanıyor olarak gelmiş olmasın, bu kanın rengi kan renginde, kokusu da misk
kokusundadır."
Buharî, Cihâd 10, Zebâih 31; Müslim, İmâret 103; Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 21,
(1656); Nesâî, Cenâiz 82, (4, 78), Cihâd 27, (6,28); Muvatta, Cihâd 29, (2,
461).
969 - Ebu Hüreyre (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki:
"Allah Teâla Hazretleri, Allah rızası için yola çıkan kimse hakkında:
"Bu kulum, benim yolumda cihad etmek üzere bana inanarak peygamberlerimi
tasdik ederek yola çıkmıştır, artık onu ya cennetime koymak yahut da ücret veya
ganimet elde etmiş olarak, çıkmış olduğu meskenine geri çevirmek hususunda
garanti veriyorum" diyerek te'minat verir.
Muhammed'in nefsini kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelâl'e yemin olsun ki,
Allah yolunda yaralanmış hiçbir yaralı yoktur ki, kıyamet günü, yaralandığn ilk
günkü manzarasıyla gelmiş olmasın: (Yarası taze) kan renginde, kokusu da misk
kokusunda olarak.
Muhammed'in nefsini kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin ediyorum ki,
Müslümanlar'a meşakkat vermeyecek olsam, Allah yolunda gazveye çıkan hiçbir
seriyyeden asla geri kalmazdım. Ancak onları hayvana bindirecek imkân
bulamıyorum. Onlar da beni tâkibe imkân bulamıyorlar. Benden geri kalmak da
onlara zor geliyor.
Muhammed'in nefsi kudret elinde olan Zât-ı Zülcelâl'e kasem olsun Allah
yolunda gazaya çıkıp öldürülmeyi, sonra tekrar hayat bulup gazada tekrar
öldürülmeyi, sonra tekrar gazaya çıkıp öldürülmeyi ne kadar isterim.
Buharî,İman 25, Cihâd 2,119, Hums 8, Tevhid 28, 30; Müslim, İmâret 103- 107,
(18?6), (8, 119); Muvatta, Cihâd 2, (2, 444), 40, (2, 465); Nesâî, Cihâd 14,(6,
16), İman 24.
970 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm)'tan bir gün sordular:
"- Ey Allah'ın Resûlü! Allah yolunda yapılan cihada hangi amel denk olur?"
" (Başka bir amelle) dedi, ona güç getiremezsiniz !"
Soruyu soranlar ikinci ve hatta üçüncü sefer tekrar sordular.
Resûlullah her seferinde aynı cevabı verip:
" (Bir başka amelle) ona güç getiremezsiniz!" dedi ve sonra şunu ilâve etti:
" Allah yolundaki mücâhidin misâli (gündüzleri ve geceleri hiç ara vermeden
oruç tutup, namaz kılan, Allah'ın âyetlerine de itaatkâr olan ve Allah yolundaki
mücâhid, cihaddan dönünceye kadar namaz ve oruçtan hiç gevşemeyen kimse gibidir.
"
Buharî, Cihad 2; Müslim, İmâret 110, (1878); Tirmizî, Fed ilu'l-Cihâd 1,
(1619); Nesâî, Cihâd 17, (6,19); Muvatta, Cihâd 1, (2, 443).
971 - Ebu Saîd (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm)'a:
"- Ey Allah'ın Resûlü! İnsanların en efdali kimdir?" diye soruldu. Şu cevabı
verdi:
" Allah yolunda malıyla canıyla cihad eden mü'min kişi!"
"- Sonra kim? diye tekrar soruldu. Bu sefer:
" Tenhalardan bir tenhaya Allah korkusuyla çekilip, insanları şerrinden
bırakan kimsedir" diye cevap verdi."
Buharî, Cihâd 2, Rikâk 34; Müslim, İmâret 122, 123, 127, (1888); Ebu Dâvud,
Cihad 5, (2485); Tirmizî, Fedâuilu'l- Cihâd 24, (1660); Nesâi, Zekât 74, (5,
83), Cihâd 7, (6,11); İbnu Mâce, Fiten 13, (3978).
972 - Ebu Saîdi'l-Hudrî (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Size, insanların en hayırlısı ve en şerlisini haber vereyim mi! İnsanların
en hayırlısı o kimsedir ki, kendi veya başkasının atı sırtında ya da yaya
olarak, ölünceye kadar Allah yolunda çalışır. İnsanların en şerlisine gelince o
da, Allah 'ın Kitab 'ını okuyup (emir ve yasaklarına) riayet etmeyen kimsedir."
Nesâî, Cihad 8, (6,11-12).
973 - İbnu Abbas (radıyalahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki:
"Size insanların en hayırlısını haber vereyim mi! O, atının yularından Allah
yolunda tutan kimsedir. (Hayırda) bunu takip edeni haber vereyim mi? O da
koyunlarının peşine takılıp (insanları) terkeden koyunlarda bulunan Allah'ın
hakkını da ödeyen kimsedir.
Size insanların en kötüsünü de haber vereyim mi! O da, Allah'tan isteyip,
Allah adına vermeyendir."
Muvatta, Cihad 4, (2, 445); Tirmizî, Fedâilu'I-Cihâd 18, (1652); Nesâî, Zekât
74, (5, 83-84).
974 - Ebu Ümâme (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) şöyle buyurdular:
"Ümmetimin seyahati Allah yolunda cihaddır."
Ebu Dâvud, Cihad 6, (2486).
975 - Hz. Ebü Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki:
"Allah korkusuyla göz yaşı döken kimse, süt memeye geri dönmedikçe ateşe
girmez. Bir kul üzerinde, Allah yolunda yapışan tozla, cehennemin dumanı
biraraya gelmez."
Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 8, (1633); Zühd 37,(2372); Nesâî, Cihâd 8, (6,12).
976 - İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm)'ın şöyle söylediğini işittim:
"İki göz vardır, onlara ateş değemez: Allah için ağlayan göz ile, Allah
yolunda uyanık sabahlayan göz."
(Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 7, (1632).
977 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Rasûlullah buyurdu ki: "Kâfır
ile onu öldüren ebediyyen cehennemde bir araya gelmezler, keza bir kulun
karnında, Allah yolunda (yutulmuş olan) tozla cehennem ateşi bir araya
gelmezler, keza, bir kulun kalbinde imanla hased bir araya gelmezler."
Müslim, İmâret 130, 131, (1891); Ebu Dâvud, Cihad 11, (2495); Nesâî, Cihâd 8,
(6,12-14); İbnu Mâce, Cihâd 9.
978 - Ebu Saîd (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) bir gün şöyle dedi:
"Kim Rabb olarak Allah'tan, din olarak İslâm'dan, peygamber olarak
Muhammed'den râzı ise ona cennet vâcib olmuştur." Bu söz hayretime gitti ve:
"- Ey Allah'ın Resûlü, bir kere daha tekrar eder misiniz?" dedim. Aynen
tekrar etti ve arkadan da şunu söyledi.
" Bir başka şey daha var ki, Allah, onun sebebiyle, kulun cennetteki makamını
yüz derece yüceltir. Bu derecelerden ikisi arasındaki uzaklık sema ile arz
arasındaki mesâfe gibidir. " Ben:
"- Öyleyse bu nedir`?" dedim. Şu cevabı verdi:
" Allah yolunda cihad, Allah yolunda cihad, Allah yolunda cihad!"
Müslim, İmâret 116, (1884); Nesâî, Cihâd 18, (6,19-20).
979 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki:
"Allah iki kişi hakkında güler: Bunlardan biri diğerini öldürmüş olduğu halde
ikisi de cennete gider. Bunlardan diğeri, Allah yolunda cihad eder ve şehid
olur. Allah katile mağfiretini ulaştırır, o da Müslüman olur, sonra Allah
yolunda cihâda katılır ve şehid olur (Böylece her ikisi de Cennette
buluşurlar)."
Buharî, Cihâd 28; Müslim, İmâret 128,129, (1890); Muvatta, Cihâd 28, (2,
460); Nesâi, Cihâd 37, (2, 38); İbnu Mâce, Mukaddime 13, (191).
980 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki:
"Kim Allah iman ederek ve va'dini tasdik ederek, Allah yolunda (kullanmak
üzere) bir at "tutarsa" bu atın yediği, teri, gübresi, bevli kıyamet günü
terâzisine girecektir, yani sahibine sevap olacaktır."
Buharî, Cihâd 46; Nesâî, Hayl 11.
981 - Ebu Mes'ud el-Bedri (radıyallahu anh) anlatıyor: "Bir adam, Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm)'a, yularlanmış bir deve getirerek: "Bu Allah yoluna
bağışımdır" dedi. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) adama:
" Buna karşılık sana, kıyamet günü, her biri yularlanmış yedi yüz deve
vardır!" dedi.
Müslim, İmâret 132, (1892); Nesâî, Cihâd 46, (6, 49).
982 - Adiyy İbnu Hâtim (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm)'a:
"- Sadakanın hangisi efdâl (Allah nazarında en kıymetli)dir?" diye
sorulmuştu, şu cevabı verdi:
" Allah yolunda bir köleyi hizmete koymak veya Allah yolunda (askerler için)
bir çadır kurmak (bağışlamak) veya döl alma yaşına basan bir deveyi (hibe, iâre
veya karz suretinde) bağışlamak. "
Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 5, (1626).
983 - Zeyd İbnu Hâlid (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) şöyle buyurdular:
"Kim Allah yolunda bir askerin teçhizatını temin ederse bizzat gaza yapmış
olur. Kim, gazaya çıkan bir askerin geride kalan âilesine hayırlı himayede
bulunursa gaza yapmış olur."
Buharî, Cihâd 38; Müslim, Emâret 135,136, (1899); Ebu Dâvud, Cihâd 21,
(2509); Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 6, (1628); Nesâî, Cih d 44, (6, 46).
984 - Ebu Eyyub (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalàtu
vesselâm)'ı dinledim şöyle demişti:
"Size bir çok memleketlerin fethi müyesser kılınacak. Oralarda (komşu
küffarla cihad için) toplanmış askeri birlikler göreceksiniz. Size bu
birliklerle sefere çıkmak vazifesi verilecek. Bazılarınız onlarla (hasbi olarak)
sefere çıkmak istemiyerek, adamlarının arasından svışıp gazveye (ücretsiz)
katılmamanın yollarını arayacak. Arkadan da kendileriyle anlaşacak kabileler
araştırıp, onlara: "Falanca orduya size bedel katılmam için beni ücretle tutacak
yok mu, falanca orduya size bedel katılmam için beni ücretle tutacak yok mu?"
diyecek. Bilesiniz, (hasbeten gazveye gitmekten kaçan bu adam) bir ücretlidir,
son damlasına kadar kanını akıtsa da (gazi değildir, şehit sayılmaz, uhrevî
ücretten mahrumdur)."
Ebu Dâvud, Cihâd 30, (2525).
985 - Zeyd İbnu Eslem anlatıyor: "Ebu Ubeyde, Hz. Ömer (radıyallahu anhümâ)'e
yazarak Rum cemaatlerini ve bunlardan duyduğu endişeyi belirtti. Hz. Ömer
(radıyallahu anh) kendisine şu cevabı verdi: "Emmâ ba'd: Bil ki, mü'min bir kula
nerede bir şiddet inecek olsa Allah ondan sonra bir ferec (kurtuluş) verir. Zira
bir zorluk iki kolaylığa asla galebe çalamaz. Cenâb-ı Hakk da Kur'ân-ı
Kerim'inde şöyle buyurmuştur: "Ey iman edenler, sabredin, düşmanlarınızdan daha
sabırlı olun, cihâda hazır bulunun, Allah'tan da korkun ki başarıya eresiniz"
(Al-i Imrân 200).
Muvatta, Cihâd 6, (2, 446).
ŞEHADET VE ŞEHİDİN FAZİLETİ
986 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki:
"Cennete giren hiç kimse dünyaya geri dönmek istemez, yeryüzünde
olan her şey orada vardır. Ancak şehid böyle değil. O, mazhar olduğu ikramlar
sebebiyle yeryüzüne dönüp on kere şehit olmayı temenni eder. "
Bir rivayette şu ziyade mevcut: ".. Şehid hariç, o, şehidlik sebebiyle mazhar
olduğu üstünlükler ve kerametler sebebiyle. . . (dönmek ister). "
Buharî, Cihâd 5, 21; Müslim,İmâret 108, 109, (1877); TirmizÎ, Fedâilu'l-Cihâd
13, (1643);
Nesâi, Cihâd 30, 6, 32).
987 - İbnu Ebî Umeyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki:
"Allah yolunda öldürülmem; bana bütün evlerde ve çadırda yaşayanların benim
olmasından daha sevgilidir."
Nesâî, Cihâd 30, (6, 33).
988 - Hz. Muğîre (radıyallahu anh) dedi ki: "Peygamberimiz (aleyhissalâtu
vesselâm), Rabbimizin risaletini getirmiştir. Bir de bize bildirdi ki, bizden
kim öldürülürse cennetlik olacaktır. Bu sebeple biz, ölümü, sizin hayatı
sevdiğinizden daha çok seviyoruz."
Buharî, Cizye 1, Tevhid 46, (Buharî, Kitabu't-Tevhid'de muallak olarak
kaydetmiştir. Rezîn tam olarak kaydeder).
989 - Ebu Katâde (radıyallahu anh) anlatıyor: "Bir adam sordu:
"- Ey Allah'ın Resûlü, Allah yolunda öldürüldüğüm takdirde, bütün hatalarım
örtülecek mi?"
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) :
" Evet, sen sabreder, mükâfaat bekler, geri kaçmadan ileri atılır vaziyette
olduğun halde öldürülürsen!" diye cevap verdi. Ve adama sordu:
" Nasıl sormuştun?"
Adam sorusunu aynen yeniledi. Bunun üzerine aleyhissalâtu vesselâm Efendimiz
sözlerini şöyle tamamladı:
" Evet, (kul) borcu hariç, bütün günahların affedilecek. Zira Cebrâil bu
hususu bana haber verdi!"
Müslim, İmâret 117, (1885); Muvatta, Cihad 31, (2, 461); Nesâî, Cihâd 32, (2,
33).
990 - Müslim, Abdullah İbnu Amr İbni'l-Âs (radıyallahu anhümâ)'dan şunu
kaydeder:
"- Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular:
"Şehidin -borç hariç- bütün günahları affedilir."
Müslim, İmâret 118.
991 - Fadale İbnu Ubeyd anlatıyor "Hz Ömer (radıyallahu anh)'i dinledim, "Hz.
Peygamber'den işittim" diyerek şu hadisi rivayet etti:
"Dört çeşit şehid vardır:
1- İmanı kavî mü'min kişi düşmanla karşılaşır, öldürülünceye kadar Allah
sadık kalır. İşte bu kıyamet günü, insanların gıbta ile gözlerini kaldırıp
bakacakları gerçek şehiddir. -Bunu yaparken başını kaldırır ve kalansuvesi yere
düşer- (Fadâle der ki:) "Bu, Hz. Ömer'in kalansuvesi mi idi, yoksa Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm)'ın kalansuvesi mi idi anlıyamadım."
2- İmanı sağlam (ancak önceki kadar şecaat sahibi olmayan) bir mü'min
düşmanla karşılaşır. Korkudan vücudu -talh ağacının dikeni batmış gibi - titrer.
Bu sırada gelen serseri bir ok darbesiyle hayatını kaybeder. Bu, ikinci derecede
bir şehiddir.
3- İyi amelle kötü ameli karıştırmış mü'min kişi, düşmanla karşılaşır. Bu
karşılaşma esnasında (sabır ve şecâatte, şehidliğin mükâfaatını beklemekte)
Allah'a sâdık kalır. Öldürülünce bu üçüncü mertebede bir şehid olur.
4. Günahkâr bir mü'min düşmanla karşılaşır, ölünceye kadar Allah'a sâdık
kalır. Bu da dördüncü derecede bir şehid olur."
Tirmizî, Fedailu'l-Cihad 14, (1644).
992 - Yahya İbnu Saîd (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) (Bedir'de bizleri) cihâda teşvik etti, cenneti hatırlattı. Bu sırada
Ensâr'dan biri, elindeki hurmalardan yemekte idi. Birden: "Ben şunları
bitirinceye kadar oturacak olursam dünyaya fazla hırs göstermiş olacağım" dedi
ve ellerindeki hurmaları fırlatarak kılıncını çekip öldürülünceye kadar
savaştı."
Muvatta, Cihâd 42, (2, 466); Buharî, Megâzî, 17; Müslim, İmâret 145, (1901).
993 - Hz. Berâ (radıyallahu anh) anlatıyor: "Zırh giyinmiş bir adam gelerek:
"Ya Resûlullah! Hemen savaşa mı katılayım, Müslüman mı olayım?" diye sordu.
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
" Müslüman ol, sonra savaşa katıl"dedi. Adam Müslüman oldu, savaşa katıldı ve
öldürüldü. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onun hakkında:
Az bir amelde bulundu fackat çok şey kazandı!"buyurdu.
Buhari, Cihâd 1.3; Müslim, İmâret 144, (1900).
994 - Râşid İbnu Sa'd, ashaba mensup birinden naklen anlatıyor: "Bir zât
Resûlullah'a gelip: "Ey Allah'ın Resûlü, niye şehid dışında kalan mü'minler
kabirde imtihan edilirler?" diye sordu. Resûlullah şu cevabı verdi: "Şehidin
ölüm anında tepesinin üstünde kılıç parıltısını hissetmesi imtihan olarak ona
kâfidir."
Nesâî, Cenâiz 112.
995 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki:
"Şehidin ölüm (darbesinden) duyduğu ızdırab sizden birinin çimdikten duyduğu
ızdırap kadardır."
Tirmizî, Fedâilu'1-Cihâd 26, (1668).
996 - İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki:
"Rabbimiz, Allah yolunda savaşan şu kimseye taaccüb etmiştir: Arkadaşları
hezimete uğra(yıp kaçmış)tır. Ancak O, (kaçmanın haram olduğunu düşünerek)
kendisine düşen sorumluluğun idrakiyle geri dönerek, öldürülünceye kadar
düşmanla çarpışmıştır. Bunun üzerine Aziz ve Celil olan Allah, meleklere
(iftiharla) şöyle der: "Şu kuluma bakın, benim nezdimde olan mükâfaatı) düşünüp
katımda olan (cezâdan) korkarak geri döndü, öldürülünceye kadar savaştı."
Ebu Dâvud, Cihâd 38, (2536).
Abdü'l-Habîr İbnu Kays İbni Sabit İbni Kays İbni Şemmâs an ebîhi an ceddihi
(radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a Ümmü Hâlid
adında bir kadın yüzü örtülü olduğu halde gelerek Allah yolunda öldürülmüş olan
oğlu hakkında sormak istedi. Ashab'tan biri kadına: "Sen, yüzü örtülü olduğun
halde gelip oğlundan mı soracaksın?" dedi. Kadın: Oğlumu kaybetti isem de hayamı
kaybetmedim" dedi.
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kadına:
" Oğlun iki şehid mükâfatı elde etmiştir!" dedi. kadın:
"- Bunun sebebi nedir, ey Allah'ın Resûlü?" diye sorunca şu cevabı verdi:
" Çünkü onu Ehl-i Kitap öldürdü!"
Ebu Dâvud, Cihâd 8, (2488).
997 - Sehl İbnu Huneyf (radıyallahu anh) anlatıyor:, "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm):
"Kim sıdk ile Allah'tan şehid olmayı taleb ederse, Allah onu şehidlerin
derecesine ulaştırır, yatağında ölmüş bile olsa" buyurdu."
Müslim, Cihâd 156, 157, (1908, 1909); Ebu Dâvud,Salât 361, (1520); Tirmizî,
Fedâilu'1-Cihâd 19, (1653); Nesâî-Gihâd 36, (6, 36); İbnu Mâce, Cihâd 15,
(2797).
998 - Ebu Mâlik el-Eş'ârî (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki:
"Kim Allah yolunda evinden ayrılır, sonra da öldürülür, yahut atı veya devesi
(yere atıp) boynunu kırar veya bir zehirli sokar veya yatağında ölür ise,
Allah'ın dilediği hangi musibetle ölmüş olursa olsun şehit olarak ölür."
Ebu Davud, Cihâd 15, (2499).
999 - Ebu Dâvud'un bir diğer rivayetinde geldiğine göre, "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm)'a: "Ey Allah'ın Resûlü, kim cennete gidecek?" diye
sorulmuş, o da şu cevabı vermiştir: "Peygamber cennetliktir, şehid cennetliktir,
çocuk(ken ölen) cennetliktir, diri diri gömülen çocuk cennetliktir."
Ebu Dâvud, Cihâd 27, (2521).
1000 - Ebu'n-Nasr (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) Uhud şehidlerine uğradı ve: "İşte bunlar var ya, bunlar için şehadet
ederim" dedi. Ebu Bekir (radıyallahu anh): "Ey Allah'ın Resûlü biz onların
kardeşleri değil miyiz? Onlar nasıl Müslüman oldularsa biz de Müslüman olduk,
onların cihad etmeleri gibi biz de cihad ediyoruz!" dedi. Resûlullah şu cevabı
verdi:
" Evet (söylediğiniz hususlar doğru), ancak benden sonra ne gibi bid'alar
çıkaracağınızı bilemiyorum."
Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh) ağladı, ağladı ve sonra:
"- Yani biz senden sonraya mı kalacağız? (diye eseflendi)."
Muvatta, Cihâd 32, (2, 461-62).
CİHADIN VACİB OLUŞU VE CİHADA TEŞVİK EDEN HADİSLER
1001 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki:
"Emîriniz, fâzıl veya fâcir her nasıl olursa olsun, (onun emri altında) cihad
etmeniz size farzdır. Keza, namazı da fâzıl veya fâcir ve hatta kebâir işlemiş
bile olsa her Müslümanın, arkasında kılması bütün Müslümanlara farzdır."
Ebu Dâvud, Cihâd 35, (2533).
1002 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki:
"Müşriklere karşı mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad edin."
Ebu Dâvud, Cihâd 18, 2504); Nesâî,Cihâd 1, (6, 7).
1003 - İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm.) Mekke'nin fethi günü buyurdular ki:
"Artık bu fetihten sonra hicret yoktur. Fakat cihâd ve niyyet vardır. Öyleyse
askere çağrıldığınız zaman hemen silah altına koşun!"
Buharî, Cihâd 1, 27, 194, Cizye 22, Hacc 43, Cezâu's-Sayd 10; Müslim, İmâret
85, (1353), Hacc 445, (1353); Tirmizî, Siyer 33, (1590); Nesâî, Cihâd 15,
(7,146); Ebu Dâvud, Cihad 64, (2480).
1004 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki: "Kim gazve yapmadan ve gaza yapmayı temenni etmeden
ölürse nifaktan bir şube üzerine ölmüş olur."
İbnu'l-Mübârek der ki: "Biz bunun Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in
sağlığına has bir keyfıyet olduğuna hükmetmiştik."
Müslim, İmâret 158, (1910); Ebu Dâvud, Cihâd 18, (2502); Nesâî, Gihâd 2, (6,
8).
1005 - Ebu Ümâme (radıyallahu anh) anlatıyor: "Kim bizzat gazveye katılmaz
veya bir gaziyi techiz etmez veya bir gazinin ailesini hayırlı bir şekilde
himaye etmez ise, Allah kıyamet gününden önce ona hiç beklemediği bir musibet
ulaştırır."
Ebu Dâvud, Cihâd 18, (2503).
1006 - Ebu'n-Nadr merhum Abdullah İbnu Ebî Evfâ (radıyallahu anh)'dan naklen
anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) düşmanla karşılaştığı günlerden
birinde, güneşin meyletmesini bekledi. Sonra kalkıp yanındakilere şöyle dedi:
"Ey insanlar, düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin, Allah'tan afıyet dileyin.
Ancak karşılaşacak olursanız sabredin, bilin ki cennet kılıçların
gölgesindedir."
En sonda Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sözlerini şöyle tamamladı:
"Ey Kitab'ı indiren, bulutları yürüten, (Hendek Savaşı'nda düşman müttefikler
olan) Ahzâb'ı hezimete uğratan Rabbimiz, bunları da hezimete uğrat ve onlar
karşısında bize yardım et".
Buharî, Cihâd 156, 22, 32,112, Temennî 8; Müslim, Cihâd 20, (1742), Ebu
Dâvud, Cihâd 98, (2631).
1007 - Seleme İbnu Nüfeyl el-Kindî (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Ümmetimden bir grup, hak yolunda mücadeleye (hiç ara vermeden) devam edecek,
Allah da, onlar(la mücâdele sebebi) ile bazı kavimlerin kalplerini saptıracak ve
bunlardan (alınanlarla) onların rızkını sağlayacaktır, bu hal kıyamet gününe,
Allah'ın va'dinin gelme anına kadar devam edecektir. Atın, kıyamete kadar
alnında hayır bağlıdır. Rabbim bana, aranızda kalıcı değil, gidici olduğumu,
ruhumu kabzedeceğini, sizin de beni, (birbirinizin boynunu vuran gruplar olarak)
takib edeceğinizi bildirdi. Sakın birbirinizin boynunu vurmayın. Mü'minlerin
(fitne sırasında emniyette olacakları) asıl yerleri Şam'dır."
Nesâî, Hayl 1, (6, 214-215).
CİHAD'IN ÂDÂBI
1008 - Hz.Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) gazve yaptığı zaman:
"Ey Rabbim sen benim destekcim ve yardımcımsın. Senin sayende çâre düşünür,
senin sayende saldırır, senin sayende mukâtele ederim" derdi.
Tirmizî, Da'avât 132, (35, 781; Ebu Dâvud, Cihâd 99, (2632).
1009 - İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) ve askerleri (sefer sırasında) tepeleri tırmandıkça tekbir getirirler,
inişe geçince de tesbihte bulunurlardı. Namaz dahi buna göre vazedildi."
Ebu Dâvud, Cihâd 78, (2595).
1010 - Seleme İbnu'l-Ekvâ (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) bir gazve sırasında başımıza Hz. Ebu Bekir (radıyallahu
anh)'i komutan tayin etti. Bu seferde müşriklerden bir gruba gece baskını
yaptık. Onlardan çokça öldürüldü. Ben kendi elimle yedi kişi öldürdüm. Bunlar,
farklı âilelerdendi. O gün parolamız: "Ey Mansur (yardım gören) öldür, öldür!"
idi."
Ebu Dâvud, Cihâd 78, (2596),102, (2638).
1011 - Mühelleb İbnu Ebî Sufre (rahimehullah) Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm)'ı dinleyen birisinden, Efendimiz'in şöyle söylediğini naklediyor:
"Düşman size gece baskını yaparsa Ha-mim La yunsarûn deyin."
Tirmizî, Cihâd 11, (1682); Ebu Dâvud, Cihâd 78, (2597).
1012 - Ka'b İbnu Mâlik (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) gazveye çıkmaya karar verdiği zaman, şaşırtarak başka
bir zan uyandırır ve: "Harb bir hiledir" derdi."
Ebu Dâvud Cihad 101, (2637); Buharî, Cihad 157; Müslim, Cihâd 18, (1740).
1013 - Muâz İbnu Cebel (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
Gazve iki çeşittir: Birincisi kişinin Allah'ın rızasını aramak için yaptığı
gazvedir. Bu maksadla gazve yapan imama da itaat eder, en kıymetli şeyini
harcar, ortağına kolaylık gösterir, fesaddan kaçınır. Bunun uykusu da uyanıklığı
da tamamen kendisi için ücret olur. Bir de övünmek, riyâkârlıkta bulunmak ve
kendini satmak için savaşan, imama isyan eden, arzda fesad çıkaran kimse vardır.
Böyle gazveden asgarî ücreti bile elde edemez."
Ebu Dâvud, Cihad 25, (2515); Nesâî, Cihad 46, (6, 49); Muvatta Cihad 18 (2,
466).
1014 - Kays İbnu Abbâd anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın
ashabı (radıyallahu anhüm) savaş sırasında ses çıkarmayı sevmezlerdi."
Ebu Dâvud, Cihad 112, (2656).
1015 - Ebu'd-Derdâ (radıyallahu anh)'nın anlattığına göre, cihâda giderken,
yola çıkıp, halkın geçeceği yere durarak, herkese duyuracak şekilde şöyle
bağırırmış: "Ey insanlar: Kimin üzerinde bir borç olduğu halde, cihada katılır
ve bilirse ki, öldüğü takdirde bu borç ödenmeyecektir, hemen geri dönsün, sakın
peşime takılmasın. Zîra, o, bu haliyle cihâdın karşılığını alamaz."
Rezîn'in ilavesidir.
CİHADA NİYETTE SIDK VE İHLAS
1016 - Ebu Musa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu
vesselâm)'e, şecaat olsun diye veya hamiyyet (kavmi, ailesi,dostu) için veya
gösteriş için mukâtele eden kimseler hakkında sorularak bunlardan hangisi "Allah
yolunda"dır? dendi. Resûlullah: "Kim, Allah'ın kelamı yücelsin diye mukâtele
ederse, o Allah yolundadır" diye cevap verdi."
Buharî, Cihad 15, Hums 10, İlm 35, Tevhid 28; Müslim, İmâret 149,(1904);
Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 16, (1646); Ebu Dâvud, Cihâd 26, (2517); Nesâî, Cihâd
21; İbnu Mace, Cihâd 13, (2783).
1017 - EbuHüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Bir adam gelerek Hz.
Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e: "Ey Allah'ın Resûlü, bir kimse Allah
yolunda cihad arzu ettiği halde bir de dünyalık isterse durumu nedir?" diye
sordu. Şu cevabı verdi: "Ona hiçbir sevab yoktur!" Adam aynı soruyu üç sefer
tekrar etti, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) da her seferinde: "Ona sevab
yoktur!" diye cevap verdi."
Ebu Dâvud, Cihâd 25, (2516).
1018 - Şeddâd İbnu'l-Hâd (radıyallahu anh) anlatıyor: "Bir bedevî gelerek
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a iman etti. Sonra da sordu: "Seninle hicret
edeyim mi?" Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onu ashabından birine teslim
edip meşgul olmasını söyledi. Sonra yapılan gazvede Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm), bir miktar ganimet elde etmişti. Bunu taksim etti ve bedevîye de bir
pay ayırdı. Bedevî: "Bu nedir?" diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
"Bu payı sana ayırdım" dedi. Adam: "Ben bunun için sana tâbi olmuş değilim, ben
-eli ile boğazını göstererek- şuraya bir ok atılıp ölmem ve cennete gitmem için
sana tâbi oldum" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) da: "Sen Allah'a
sâdık oldun mu o da sana sâdık olur (dilediğini verir)" dedi.
Askerler bir müddet durdular. Sonra düşmanla mukâtele etmek üzere kalktılar.
Adamcağızı, az sonra sırtlayıp Hz.Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e
getirdiler. Tam gösterdiği yere bir ok isabet etmiş ve ölmüştü. Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm):
"Bu, o adam mı?" diye sordu:
"Evet, odur!" dediler.
"Öyleyse o Allah'a doğru söyleyip sadâkat gösterdi, Allah da ona sadâkat
gösterdi" dedi.
Adam, Resûlullah (aleyhissalâtu vessselâm)'ın cübbesi ile kefenlendi.
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) cenazeyi öne çıkardı, üzerine namaz kıldı.
Okuduğu duadan işitilenler arasında şu da vardı: "Ey Allahım, bu senin bir
kulundur. Senin yolunda hicret etmek üzere memleketinden ayrıldı. Şehid olarak
öldürüldü. Ben buna şâhidlik ediyorum."
Nesâî, Cenâiz 61, (4, 60, 61).
1019 - Abdurrahman İbnu Ebî Ukbe, babasından naklediyor. Babası İran asıllı
bir azadlı idi. Der ki: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte Uhud
Savaşı'na katıldım. Müşriklerden bir adama darbeyi indirdim ve: "Al, bu sana
benden, ben İranlı bir köleden!" dedim. (Sözlerimi işitmiş bulunan) Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) bana doğru baktı ve: "Niye, ben Ensarî bir köleyim
demedin? Bir kavmin kızkardeşlerinin oğlu o kavimden sayılır" dedi.
Ebu Dâvud, Edeb 121, 5/23; İbnu Mâce, Cihâd 13, (2784).Bu hadisin son cümlesi
yani, ibaresi diğer kitaplarda da yer alır. Buharî, Ferâiz 24, Tirmizî, Menâkıb
85, (3897); Nesâî, Zekât 96, (5,106); Müslim, Zekat 133, (1059).
KITÂL VE GAZVE AHKÂMI
1020 - Büreyde (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) bir ordunun veya seriyyenin başına komutan tayin ettiği zaman,
-hassaten komutana- Allah'a karşı muttaki olmasını, beraberindeki Müslümanlara
da hayır tavsiye eder ve sonra şunları söylerdi:
"Allah'ın adıyla ve Allah'ın rızası için savaşın. Allah'ı inkâr eden
kâfirlerle çarpışın. Gazâ edin fakat ganimete hıyanet etmeyin, haksızlıkda
bulunmayın, ölülerin vücudlarına sataşıp burun ve kulaklarını kesmeyin, (önünüze
çıkan) çocukları öldürmeyin!
Müşrik düşmanlarla karşılaşınca onları önce üç şeyden birine çağır: Bunlardan
birine cevap verirlerse onlardan bunu kabul et ve artık dokunma!
Önce İslâm dâvet et. İcâbet ederlerse hemen kabul et ve elini onlardan çek.
Sonra onları yurtlarından muhâcirler diyarına hicrete dâvet et.Ve onlara haber
ver ki, eğer bunu yapacak olurlarsa Muhcacirler‚ va'dedilen bütün mükâfaat ve
vecibeler aynen onlara da terettüp edecektir. Hicretten imtina edecek olurlarsa
bilsinler ki, Müslüman bedevîler hükmündedirler ve Allah'ın mü'minler üzerine
câri olan hükmü onlara icra edilecektir; ganimet ve fey'den kendilerine hiçbir
pay ayrılmayacaktır. Müslümanlara birlikte cihâda katılırlarsa o hariç, (o zaman
ganimete iştirak ederler.)
Bu şartlarda Müslüman olma teklifini kabul etmezlerse, onlardan cizye iste,
müsbet cevap verirlerse hemen kabul et ve onları serbest bırak.
Budan da imtina ederlerse, onlara karşı Allah'tan yardım dile ve onlarla
savaş. Bu durumda bir kale ahâlisini muhâsara ettiğinde onlar senden Allah ve
Resûlü'nün ahd ve emânını talep ederlerse kabul etme: onlar için, kendine ve
ashâbına ait bir emân tanı. Zira sizin kendi ahdinizi veya arkadaşlarınızın
ahdini bozmanız, Allah'ın ve Resûlü'nün ahdini bozmaktan ehvendir.
Eğer bir kale ahalisini kuşattığında onlar, senden Allah'ın hükmünü tatbik
etmeni isterlerse sakın onlara Allah'ın hükmünü tatbik etme, lakinkendi hükmünü
tatbik et. Zira Allah'ın onlar hakkındaki hükmüne isâbet edip etmeyeceğini
bilemezsin."
Müslim, Cihâd 3, (1731); Tirmizî, Siyer 48, (1617), Diyât,14, (1408); Ebu
Dâvud, Cihâd 90, (2612, 2613).
1021 - Abdullah İbnu Avn anlatıyor: "Nâfı'ye yazarak savaştan önce
(müşrikleri İslâm'a) davet etme hususunda sordum. Şu cevabı verdi: "Bu İslâm'ın
başında idi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Benî Müstalik'e ani baskın
yaptı. Adamları gâfıldi, hayvanları su kenarında sulanmakta idi.
Savaşabilecekleri öldürdü, kadın ve çocuklarını da esir etti. O gün Cüveyriye
(radıyallahu anhâ) validemizi esir almıştı.
Bunu bana Abdullah İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) rivayet etti. Abdullah bu
orduya asker olarak katılmıştı."
Buharî, Itk 13; Müslim, Cihâd 1, (1730); Ebu Dâvud, Cihâd 100, (2633).
1022 - Ebu Mûsa (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) ashâbından birini herhangi bir iş için gönderince şu tenbihte
bulunurdu; "Müjdeleyin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın zorlaştırmayın."
Müslim, Cihâd, (1732).
1023 - Semure İbnu Cündeb (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Müşriklerin yaşlılarını öldürün, fakat
tıfıllarına (şerh) yani henüz tüyü çıkmayanlara dokunmayın."
Ebu Dâvud, Cihâd 121, (2670); Tirmizî, Siyer 28, ( 1583).
1024 - İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm)'ın katıldığı gazvelerden birinde öldürülmüş bir kadın bulundu.
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bunun üzerine kadınları ve çocukları
öldürmeyi yasakladı."
Buharî, Cihâd 147,148; Müslim, Gihâd 24, (1744); Muvatta 3, (2, 447);
Tirmizî, Gihâd 19, (1569); Ebu Dâvud, Gihâd 34, (1667); İbnu Mâce, 30, (2841).
1025 - Nu'mân İbnu Mukarrin. (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) ile birçok gazvelere katıldım. (Şunu gördüm):
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), şafak sökünce, güneş doğuncaya kadar
mukâteleyi durdururdu. Güneş doğunca öğle vaktine kadar tekrar mukâteleye
geçerdi. Tam öğle vaktinde mukâteleyi durdurur, güneş batıya meyledinceye kadar
ara verirdi. Meyledince, ikindi vaktine kadar mukâtele eder, ikindi vaktinde
ikindi namazını kılıncaya kadar ara verir, sonra tekrar mukateleye geçerdi.
(Ashab) derdi ki: "Bu vakitte (yani güneşin zevali vaktinde) yardım rüzgârları
eser, mü'minler namazlarında orduları için dua ederler."
Tirmizî, Siyer 46, (1612); Ebu Dâvud, Cihâd 111, (2655); Buharî, Cizye 1.
1026 - Hz. Enes (radıyallahu anh): "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm),
sabah vakti baskın yapardı. (Yaklaştığı yerleşim bölgesine) kulak kabartır,
(ezan okunup okunmadığını kontrol eder) ezan sesi işitecek olursa durur,
işitmezse saldırıya geçerdi."
Müslim, Salât 9, (382). Tirmizî, (Siyer 48, (1618); Ebu Dâvud, Cihâd 100,
(2634).
1027 - İsâm el-Müzenî (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) bir ordu veya seriyye yola çıkardığı zaman, askerlere şunu
tenbihlerdi: "Bir mecsid görür veya müezzini işitirseniz, orada kimseyi
öldürmeyin."
Ebu Dâvud, Cihâd 100, (2635); Tirmizî, Siyer 2, (1549).
1028 - El-Hâriss İbnu Müslim İbni'l-.Hâris babasından Müslim İbnü'l-Hâris
(radıyallahu anh)]'den naklediyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bizi bir
seriyye ile gazveye gönderdi. Baskın mahalline vardığımız zaman, atını
hızlandırdım ve arkadaşlarımı geçtim. Köy halkı beni imdât çığlıklarıyla
karşıladı. Ben onlara: Lâilâhe illallah deyip kendinizi koruyun dedim. Öyle
yaptılar. Arkadaşlarım beni bu davranışım sebebiyle "Ganimeti bize haram ettin"
diyerek ayıpladılar. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanına dönünce,
yaptığımı ona haber verdiler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) beni çağırttı.
Yanına varınca davranışımdan dolayı takdir etti ve: "Bilesin, Allah (celle
celaluhu) senin için, o kurtardığın insanlardan her birisi sebebiyle şu kadar
sevab yazmıştır" buyurdu. Sonra Resûlullah (aleyhissalâtu vessselâm) bana: "Sana
kendimden sonra bir tavsiye yazacağım"dedi ve yazıp, üzerini mühürleyip bana
verdi."
Ebu Dâvud Edeb 110, (5080).
1029 - Cündeb İbnu Mekîs (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) benim de katıldığım bir seriyye gönderdi. Orduya
Benu'l-Mülevvah kabilesine baskın yapılması talimâtını verdi. Yola çıktık. Kedîd
nâm mevkiye geldiğimiz zaman el-Hâris İbnu'l-Bersâ el-Leysî ile karşılaştık. Onu
yakaladık. Bize:
"- Ben Müslüman olmak arzusuyla geliyordum. Memleketten de Resûlullah
( aleyhissalâtu vesselâm)'a gitmek düşüncesiyle ayrılmıştım" dedi. Kendisine:
"- Eğer Müslümansan bizim sana bir gün bir gecelik bağımız zarar vermez,
dediğin gibi değilsen sana karşı tedbirimizi tam yapmış oluruz" dedik ve
bağlarını daha bir sıkıladık."
Ebu Dâvud, İmâret 137, (1896).
1030 - Ebü Said (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) Benî Lihyan kabilesine bir askerî birlik göndermeye karar vermişti:
"Her iki kişiden biri atılsın, sevapta ortak olacaklar" buyurdu.
Müslim, İmâret,1896.
CİHADA MÜTEALLİK HADİSLER
1042 - Abdullah İbnu Amr İbnu'l-Âs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor:
"Resûlullah (aeyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah yolunda cihada çıkıp
gazve yapan selamete erip ganimetle dönen her ordu ve her seriyye ahirette elde
edeceği mükâfaatın üçte ikisine dünyada kavuşmuş olur. Hiçbir ganimet elde
edemeyen, korku geçiren ve musibetlere mâruz kalan her ordu ve her seriyye ise
(ahirette) tam ücrete erer. "
Müslim İmâret 153, (1906); Ebu Dâvud; Cihâd 13, (2785); Nesâî,15, (6,17,18);
İbnu Mâce, Cihâd 13,(2785).
1043 - Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Biz bir gazvede Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) ile beraberdik, bir ara şöyle buyurdular: "Medine'de
kalan öyleleri var ki, kateddiğiniz her mesafe ve geçtiğiniz her vâdide ayrıca
sizinle berabermiş gibi sevabınıza eksiksiz ortak oluyorlar. Bunlar, (cihada
katılmayı cânu gönülden arzulayıp da) özürleri sebebiyle orada kalanlardır." Bu
rivayeti Buhârî ve Ebu Dâvud, Hz. Enes (radıyallahu anh)'ten tahric etmişlerdir.
Müslim, İmâret 159, (1911).
1044 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm)'ı işittim şöyle diyordu: "Zincirlere bağlı olarak
cennete sevkedilen bir zümrenin haline Rabbimiz taccüb (hayret) etti."
Ebu Dâvud: "Harp esiri yakalanır, zincire vurulur sonra da Müslüman olur"
diyerek açıklamıştır.
Buharı, Cihâd 144; Ebu Dâvud, Cihâd 124, (2677).
1045 - Yine Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) hazretlerinin anlattığına göre,
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur: "İmam bir perdedir,
onunla birlikte (düşmana karşı) savaş yapılır."
Buhârî, Cihâd,109, Ahkâm 1; Müslim, İmâret 43, 1841), Ebu Dâvud, Cihâd 163,
(2757); Nesâî, Büyû 30, (7,155).
1046 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Eslem kabilesinden bir genç:
"Ey Allah'ın Resûlü! Ben gazveye katılmak istiyorum, ancak gazve için gerekli
techizâtı temin edecek malım yok!" dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):
"Öyleyse falancaya git. O hazırlık yapmıştı ama hastalandı (gelemeyecek)"
dedi. Genç o adama gidip:
"- Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın sana selamı var, cihâd için
hazırladığın techizâtı bana vermeni söyledi" dedi. Adam, ismen çağırarak
hanımına:
"- Hanım! cihad için hazırladığım teçhizâtı şu gence ver, onlardan hiçbir
şeyi alıkoyup esirgeme, Allah'a kasem olsun, esirgemeden her ne verirsen
hakkında mübârek kılınır" dedi."
Müslim, İmâret 134, (1894); Ebu Dâvud, Cihâd 177, (2780).
1047 - Semure İbnu Cündeb (radıyallahu anh) (bir gün) dedi ki:"Emmâ ba'd,
bilesiniz, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) atlarımıza "Allah'ın atları" diye
isim verdi. Bize, korktuğmuz zaman cemaat olmamızı, savaştığımız zaman da
sabırlı ve sâkin olmamızı emrederdi."
Ebu Dâvud, Cihâd 54, (2560).
1048 - İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki: "En hayırlı arkadaş (grubu) dört kişiliktir. En hayırlı
askerî birlik dört yüz kişiliktir. En hayırlı ordu dört bin kişidir. On iki bin
kişi, sayıca az diye mağlub edilemez."
Ebu Dâvud, Cihâd 89, (2611); Tirmizî, Siyer 7, (1555); İbnu Mâce, Cihâd 25,
(2827).
1049 - Ebu Talha (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) bir kavme galebe çalınca, (evler arasındaki) boş bir arsada üç gece
ikâmet ederdi."
Buharî, Cihad 185, Megâzî 7; Müslim, Cennet 78, (2875); Tirmizî, Siyer 3,
(1551); Ebu Dâvüd, Cihâd 131, (2695).
1050 - İmrân İbnu'l-Husayn (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Sakif, Benî
Ukayl'in müttefiki idi. Sakîfliler, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın
ashabından iki kişiyi esir ettiler. Buna mukabil Müslümanlar da Benî Ukayl'dan
bir kişiyi esir ettiler, adamla birlikte Adbâ adlı deveyi de ele geçirdiler.
Adam bağlı halde iken Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yanına geldi. Adam:
"- Ey Muhammed!" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
" Ne istiyorsun?" diye sordu:
"- Beni niye yakaladınız, hacıları geçene (yani Adbâ'ya) niye el koydunuz?"
dedi:
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) meseleyi büyütmek için:
"Seni müttefiklerin olan Sakifin cinayetinden dolayı yakaladım!" cevabını
verdi, sonra oradan ayrılıp gitti. Adam tekrar seslenerek:
"- Ey Muhammed! Ey Muhammed" dedi. Resûlulah (aleyhissalâtu vesselâm)
merhametli ve nezâketli idi. Adama dönerek:
" Ne istiyorsun?" dedi. Adam:
"- Ben Müslümanım!" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
"- Sen bunu, daha önce, kendi umuruna mâlik iken söylemiş olsaydın, tamamiyle
kurtulurdun" dedi ve adamdan uzaklaştı. Adam tekrar:
"- Ey Muhammed, ey Muhammed!" diye bağırdı. Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) geri gelerek:
"- Ne istiyorsun?" dedi. Adam:
"- Açım, doyur beni, susadım, su ver bana!" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm):
"- Hacetin bu mu?" dedi. Adam öbür iki kişiye mukabil fıdye yapıldı."
Râvi İmrân sözüne şöyle devam etti: "Ensâr'dan bir kadın esir edildi.Adbâ
dahi ele geçirildi. Kadın bağa vurulmuştu. Halk develerini evlerinin önünde
dinlendiriyorlardı.
Bir akşam bu kadın ipten boşanarak develerin yanına geldi. Kadın deveye
yaklaştı mı deve böğürüyordu. O da birini bırakıp öbürüne yaklaşıyordu. Sonunda
Adbâ'ya yaklaştı. Bu böğürmedi.
Râvî der ki: "Bu pişkin bir deve idi" -bir rivayette: "O terbiyeden geçmiş
bir deve idi" denmiştir. Ebu Dâvud'da: "Uysal bir deve" denmiştir. Kadın devenin
arkasına bindi, hayvanı sürüp yola revân oldu.
Kadının kaçtığını hissettiler, arayıp taradılar, ama bulamadılar.Kadın, Allah
kendisine kurtulma nasib ederse, deveyi Allah için kurban etmeyi adadı.
Medine'ye gelince, halk onun kurtulduğunu görünce: "Adbâ, Resûlullah
(aleyhisssalâtu vesselâm)'ın devesi!" diye bağrıştı. Kadın:
"- Ben nezretmişim. Allah beni kurtarırsa onu kurban edeceğim diye!" dedi.
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a gelip bu durumu haber verdiler. O:
"- Sübhânallah! Hayvancağıza ne kötü mühâfaat vermiş: Allah onu bunun
üzerinde kurtarırsa o tutup bunu kesecek ha! Olacak şey mi? Hayır! Günah olan
bir nezre uyulmaz, şahsen sâhip olmadığı bir şey üzerine yaptığı nezre de
uymaz!" dedi."
Müslim, Nüzür 8, (1641); Ebu Dâvud, Eymân 28, (3316).
1051 - İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Müşrikler, bir müşrikin
cesedini parayla satın almak istediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)
bunun para ile satılmasına karşı çıktı."
Tirmizî, Cihâd 35,(1715).
1052 - Osman İbnu Ebî Hâzım, babası vasıtasıyla dedesi Sahr (radıyallahu
anh)'dan rivayet ediyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Tâif'e karşı
gazveye çıkmıştı. Sahr bunu işitir işitmez, Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm)'a imdad etmek üzere bir grup atlıyla hareket etti. Ancak, Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm)'ı fetih yapmadan geri dönmüş buldu. Sahr, o gün Allah'a
yemin ederek: "Şu Kasr, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)ın hükmüne boyun
eğmedikçe kuşatmayı kaldırmayacağım" dedi ve oradan ayrılmadı. Nihâyet
içeridekiler Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın hükmüne boyun eğdiler. Sahr,
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a şöyle yazarak durumu bildirdi: "Emmâ ba'd:
Ey Allah'ın Resûlü! Sakif senin hükmüne boyun eğmiştir. Ben, onları süvariler
arasında getiriyorum."
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) "Es-salâtu Câmiatun" diye nida edilmesini
emretti. Kahraman (yani Sahr) için: "Rabbim, şu kahramana atlarını, adamlarını
mübârek kıl!" diye on kere dua etti.
Derken halktan bir grup Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanına geldi.
Muğîre İbnu Şu'be söz alıp: "Ey Allah'ın Resûlü! Sahr, halamı yakaladı. Halbuki
halam Müslümanların girdiği şeye (imana) girmişti" dedi. Resûlulah
(aleyhissalâtu vesselâm) onları çağırıp:
"- Ey Sahr, bir kavm Müslüman oldu mu, artık kanlarını da mallarını da
korumuş olurlar. Muğîre'ye halasını iade et!" dedi. O da kadını ona iâde etti.
Sahr, Benî Süleym'e ait olan bir suyu Hz. Peygamber (aleyhissalâtu
vesselâm)'den istedi. Benî Süleym, İslâm'dan kaçarak bu suyu terketmişti. Sahr:
"Ey Allah'ın Resûlü, beni ve kavmimi oraya yerleştir!" dedi. Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm): "Pekâla!" dedi ve onu oraya yerleştirdi:
Sonra Süleymîler Müslüman oldular ve Sahr'a gelip suyu kendilerine iade
etmesini söylediler. Sahr, buna imtina edince Süleymîler, Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm)'a başvurdular:
"- Ey Allah'ın Resûlü, biz Müslüman olduk, suyumuzu iâde etmesi için Sahr
geldik. O imtina edip vermedi" dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)
Sahr'ı çağırttı. Gelince:
" Ey Sahr, bir kavm Müslüman olunca mallarını ve kanlarını korurlar, bunlara
sularını geri ver!'' diye emretti. Sahr:
"- Başüstüne ey Allah'ın Resûlü!" dedi.
Râvi der ki: "Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yüzünün bu sırada
suyu Sahr'dan geri almaktan duyduğu haya sebebiyle genç kızın yüzü gibi
kızardığını gördüm."
Ebu Dâvud, Harâc 36, (3067).
1053 - Zeyd İbnu Abdillah anlatıyor: "Biz Basra'da Mirbed denen yerde idik.
Saçları dağınık, bir adam geldi, elinde kırmızı renkli bir deri parçası vardı.
Kendisine: "- Köylüsün galiba." dedik.
"- Evet!" dedi.
"- Elindeki şu deri parçasını bize ver (de ne var bir bakalım)!" dedik.
Hemen alıp içindekini okuduk. Şu yazılı idi: "Allah'ın Resûlü Muhammed'den
Benî Züheyr İbnu Kays . Siz, şâyet Allah'tan başka ilah olmadığına ve
Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şehâdet eder, namaz kılar, zekat verir,
ganimetten beşte biri, Peygamberin hissesini ve safiyy payı'nı eda ederseniz,
sizler Allah ve Resûlü'nün emânıyla emniyette olursunuz.
Biz: "Bu mektubu size kim yazdı?" diye sorduk. "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm)!" dedi.
Ebu Dâvud, Harac 21, (2999); Nesâî, Fey 1, (7,134).
1054 - Amir İbnu Şehr (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) (peygamber olarak ortaya) çıktığı zaman, Hamdân kabilesi bana: "Gidip
şu adam hakkında araştırıp bize haber getirebilir misin? Şâyet bizim adımıza
memnun kalırsan biz de onu kabul ederiz, şayet beğenmediğin bir husus olursa biz
de reddederiz" dediler. Ben de: "Pekâla!" dedim.
Yola çıkıp Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in yanına kadar geldim.
(Gördüm, inceledim ve) memnun kaldım. Kavmim de Müslüman oldu. Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm), Ümeyr Zî Merrân'a şu mektubu yazdı."
Râvi devamla der ki: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Mâlik İbnu Mirâre
er-Rehâvî'yi Yemen'in tamamına (elçi olarak) yolladı. Akk Zû Hayvân Müslüman
oldu."
Râvi devamla der ki: "Akk'a: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a git,
köyün ve malın için kendisinden emân al" dendi. O da hemen Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm)'a geldi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kendisine
şu eman mektubunu yazdı:
"Bismillahirrahmanirrahim, Allah'ın Resûlü Muhammed'den Akk Zû Hayvân'a:
"Eğer arâzisinde, malında, kölesinde (İslâm'a) sadık kalırsa, kendisine emân
vardır, Allah'ın ve Allah'ın Resûlü Muhammed'in garantisi vardır. Bu emânı Hâlid
İbnu Saîd İbni'1-As yazdı."
Ebu Dâvud, Harâc 27, (3027).
1055 - Ka'b İbn Mâlik (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ka'b İbnu'l-Eşref,
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın aleyhine hicviyeler düzüyor ve bunlarla
Kureyş kâfırlerini, ona karşı tahrik ediyordu. Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) Medine'ye hicretle geldiği zaman, şehrin ahalisi kozmopolitti: Bir
kısmı Müslüman, bir kısmı putlara tapan müşrik, bir kısmı da Yahudi idi.
Yahudiler, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ve ashabına rahatsızlık
veriyorlardı. Cenab-ı Hakk, Resûlü'ne (aleyhissalâtu vesselâm) sabır ve af
emrediyordu. Allah şu âyeti onlar hakkında inzâl buyurmuş idi. (meâlen): "Hiç
şüphesiz, sizden önce kitap verilenlerden ve Allah'a eş koşanlardan çok üzücü
sözler işiteceksiniz. Sabreder ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki,
bu üzerinizde sebat edilecek işlerdendir" (Âl-i İmrân 186).
Ka'b İbnu'l-Eşref, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e ceza vermekten
bir türlü vazgeçmiyordu. Sonunda Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Sa'd İbnu
Mu'âz (radıyallahu anh)'a, onu öldürecek birini yollamasını emretti. Onu
Muhammed İbnu Mesleme (radıyallahu anh) öldürdü. Ka'b öldürülünce, Yahudiler ve
müşrikler çok korktular. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a gelerek:
"Arkadaşımızı geceleyin kapısını çalarak öldürdüler" dediler. Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) onlara Ka'bu'l-Eşrefin geçmişte söylediklerini
hatırlattı. Sonra da hepsini kendisiyle onlar arasında yapılacak ve (şerirlerin
uyarak sıkıntıları) sona erdirecek bir antlaşma imzalamaya çağırdı. Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) onlarla kendisi ve bütün Müslümanlar arasında muteber
olacak yazılı bir antlaşma yaptı."
Ebu Dâvud, Harâc 22, (3000).
1056 - İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm), Necrânlılarla iki bin takım elbise üzerine sulh yaptı. Yarısını Safer
ayında, yarısını da Recep ayında Müslümanlara teslim edeceklerdi. Ayrıca gazvede
kullanmak üzere âriyeten otuz zırh, otuz at, otuz deve ve her çeşit silahtan
otuzar aded vereceklerdi. Müslümanlar, bunları, Yemen'de ihanetli bir harb
olduğu takdirde Necranlılardan alıp kullanacaklar, sonra iâde edeceklerdi. Buna
mukâbil Müslümanlar da Hıristiyan mâbedlerini yıkmayacaklar, dinî-ilmî
reislerine dokunmayacaklar, bir hâdise çıkarmayıp yahut da fâiz yemedikleri
müddetçe dinlerinde rahatsız etmeyeceklerdi."
Ebu Dâvud, Harâc 30, (3041).
1057 - Ziyâd İbnu Hudeyr anlatıyor: "Hz. Ali (radıyallahu anh) buyurdu ki:
"Eğer sağ kalırsam, Benî Tağlib Hıristiyanlarının eli kılınç tutanlarını
öldürüp, çocuklarını esir edeceğim. Çünkü Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın
onlarla yaptığı antlaşmayı elimle bizzat yazdım: "Çocuklarını
Hıristiyanlaştırmayacakları" şartı vardı. "
Ebu Dâvud, Harac (30, 40).
1058 - İrbâz İbnu Sâriye es-Sülemî (radıyallahu anh) anlatıyor:"Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm)'la Hayber Kalesi'ne indik. Beraberinde başka birçok
Müslüman da vardı. Hayber'in sâhibi (lideri) cebbâr, mütekebbir birisi idi.
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a gelerek:
"- Ey Muhammed! Sizin eşeklerimizi kesmeye, meyvelerimizi yemeye,
kadınlarımızı dövmeye hakkınız mı var?" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) bu sözlere öfkelenerek emretti:
"Ey İbnu Avf merkebine bin ve şöyle nida et: "Haberiniz olsun, cennet sâdece
mü'minlere helâldir, namaz kılmak üzere toplanın!"
Râvi, devamla, der ki: "Cemaat toplandı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)
onlara namaz kıldırdı. Sonra da kalkıp şunları söyledi:
" Sizden biri, (rahat) koltuğuna kurulup, Allah'ın sâdece şu Kur' ân'da
yazdıklarını mı haram ettiğini sanıyor? Haberiniz olsun, vallahi ben (Allah'ın
yasaklarını) duyurdum, (Kur'ân'da olmayan hayırlar) emrettim, birçok şeylerden
sizleri yasakladım; bunlar, Kur'ân in bir misli kadar ve belki de daha çoktur.
Allah Teâla hazretleri, Ehl-i Kitab'ın evlerine izinsiz girmenizi helal
kılmamıştır. Kadınları dövmenizi, borçlarını (olan cizyeyi) verdikten sonra
meyvelerini yemenizi de helal kılmamıştır."
Ebu Dâvud, Harâc 33, (3050).
1059 - Cüheyneli bir adam anlatmıştır: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)
buyurdu ki:
" Sizler muhtemelen bir kavimle savaşıp onlara galebe çalacaksınız. Onlar
mallarıyla kendilerini ve çocuklarını size karşı koruyacaklar. "
Said (İbnu Mansûr) rivayetinde der ki: "Sizinle belli şartlarla sulh
yaparlar." (Bu cümleden sonra Müsedded ve Saîd İbnu Mansur şu ifadede) ittifak
ederler:
"..Artık onlardan (sulh sırasında belirlenenden) başka bir şey alamazsınız,
zîra bu size yakışmaz."
Ebu Dâvud, Harâc 33, (3051).