ASHABIN FAZİLETLERİNİN MÜCMEL ZİKRİ
4332 - İmran İbnu Huseyn radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"İnsanların en hayırlıları benim asrımda yaşayanlardır. Sonra bunları takip
edenlerdir, sonra da bunları takip edenlerdir. İmran radıyallahu anh der ki:
"Kendi asrını zikrettikten sonra iki asır mı, üç asır mı zikretti bilemiyorum."
bu sonuncuları takiben öyle insanlar gelir ki kendilerinden şahidlik istenmediği
halde şahidlikte bulunurlar, onlar ihanet içindedirler, itimad olunmazlar.
Nezirlerde (adak) bulunurlar, yerine getirmezler. Aralarında şişmanlık zuhûr
eder." Bir rivayette şu ziyade var: "Yemin taleb edilmeden yemin ederler."
Buhari, Şehadat 9, Fezailu'l-Ashab 1, Rikak 7, Eyman 27; Müslim, Fezailu's-Sahabe,
214, (2535); Tirmizi, Fiten 45, (2222), Şehadat 4, (2303); Ebu Davud, Sünnet 10,
(4657); Nesai, Eyman 29, (7, 17, 18).
4333 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Beni gören veya beni göreni gören bir müslümana ateş değmeyecektir."
Tirmizi, Menakıb (3857).
4334 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Ashabıma sebbetmeyin (dil uzatmayın). Nefsim elinde olan Zât-ı Zülcelâl'e
yemin olsun (sizden) biri, Uhud dağı kadar altın infak etse, onlardan birinin
infak ettiği bir müdd'e hatta yarım müdd'e bedel olmaz."
Müslim, Fedailu's-Sahabe 221, (2540).
4335 - Hz. Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm ile, beraber akşam namazı kılmıştık. Aramızda: "Burada oturup yatsıyı
da onunla birlikte kılsak" dedik ve oturduk. Derken yanımıza geldi ve:
"Hala burada mısınız?" buyurdular.
"Evet!" dedik.
"İyi yapmışsınız!" buyurdu ve başını semaya kaldırdı. Başını sıkça semaya
kaldırdı ve şöyle buyurdu:
"Yıldızlar semanın emniyetidir. Yıldızlar gitti mi, vaadedilen şey semaya
gelir. Ben de Ashabım için bir emniyetim. Ben gittim mi, onlara vaadedilen şey
gelecektir. Ashabım da ümmetim için bir emniyettir. Ashabım gitti mi ümmetime
vaadedilen şey gelir."
Müslim, Fedâilu's-Sahâbe 207, (2531).
4336 - Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki:
"Bir yerde ölen Ashabımdan hiçbirisi yoktur ki, Kıyamet günü oranın ahalisine
bir nur ve onlara (cennete sevkte) bir rehber olmasın."
Tirmizi, Menakıb (3864).
4337 - Said İbnu'l-Müseyyeb, Hz. Ömer radıyallahu anh'tan naklediyor: Demişti
ki: "Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı dinledim, buyurmuştu ki: "Ben,
Rabbimden Ashabımın benden sonra düşeceği ihtilaf hakkında sordum. Bunun üzerine
şöyle vahyetti:
"Ey Muhammed! Senin Ashabın benim nezdimde, gökteki yıldızlar gibidir.
Bazıları diğerlerinden daha kavidirler. Her biri için bir nûr vardır. Öyleyse,
kim onların ihtilaf ettikleri meselelerden birini alırsa, o kimse benim
nazarımda hidayet üzeredir."
Hz. Ömer der ki: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (devamla) ilave etti:
"Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayeti bulursunuz."
Rezin tahriç etmiştir. (Hadisin birinci kısmını Câmi'u'us-Sağir'de Suyuti
kaydeder (Feyzu'l-Kadır 4, 76). İkinci kısmı da İbnu Abdi'l-Berr,
Câmi'u'l-İlm'de kaydetmiştir (2, 91).
ASHABIN FAZİLET VE MENKIBELERİNİN YÜCELİĞİ
4338 - Said İbnu Zeyd radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'ın şöyle söylediğini işittim:
"Ebu Bekr cennetliktir, Ömer cennetliktir, Osman cennetliktir, Ali
cennetliktir, Talhâ cennetliktir, Zübeyr cennetliktir, Sa'd İbnu Malik
cennetliktir, Abdurrahman İbnu Avi cennetliktir, Ebu Ubeyde İbnu'l-Cerrâh
cennetliktir."
(Râvi der ki: Zeyd) onuncuda sükut etti. Dinleyenler: "Onuncu kim?" diye
sordular. (Bu taleb üzerine):
"Said İbnu zeyd!" dedi. Yani bu, kendisi idi. Zeyd sonra ilave etti:
"Allah'a yemin ederim. Onlardan birinin Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile
birlikte yüzü tozlanacak kadar bulunuvermesi, sizden birinin ömrü boyu
çalışmasından daha hayırlıdır, hatta ömrü, Hz. Nuh aleyhisselam'ın ömrü kadar
uzun olsa bile"
Ebu Davud, Sünnet 9, (4648, 4649, 4650).
4339 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki:
"Ümmetim(in ferdleri arasında) ümmetime karşı en çok merhametli olan kimse
Ebu Bekr'dir. Onlar içinde Allah'ın emri hususunda en çok titiz olanı Ömer'dir.
Haya cihetiyle en şiddetli olanı Osman'dır. (Davalarda) en isabetli hüküm vereni
Ali'dir. Helal ve haramı en iyi bileni Muaz İbnu Cebel'dir. Ferâizi en iyi bilen
Zeyd İbnu Sâbit'tir. Kur'ân okumasını en iyi bileni Übey İbnu Ka'b'dır. Her
ümmetin bir emini vardır. Bu ümmetin emini Ebu Ubeyde İbnu'l-Cerrâh'dır. Ebu
Zerr'den daha doğru sözlü olan birini ne gök gölgeledi, ne de yer taşıdı. O,
verada Hz. İsa aleyhisselam gibiydi."
Hz. Ömer radıyallahu anh (hased etmişçesine): "Yani biz bu hasletin onda
olduğunu kabul edecek miyiz?" dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
"Evet. Bu hasletleri onda var bilin!" buyurdular."
Tirmizi, Menakıb (3793, 3794).
4340 - Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Ben aranızda ne kadar kalacağımı bilemiyorum. Benden sonra "iki'ye uyun"
dedi ve Ebu Bekr ile Ömer'e işaret etti. (Sözlerine devam ederek): "Ammar'ın
davranışlarını örnek alın. İbnu Mes'ud ne söylemişse tasdik edin" buyurdu.
Tirmizi, Menakıb (3804).
4341 - Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Geceleyin (rüyamda) bana salih bir adam gönderildi. Sanki Ebu Bekr,
Resulullah'a yamanmış gibiydi, Ömer de Ebu Bekr'e yamanmış gibiydi. Osman da
Ömer'e yamanmış gibiydi."
Cabir der ki: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanından kalktığımız
zaman dedik ki: "(Rüyanın yorumu şöyle olmalıdır:) "Oradaki salih kimse
Resûlullah'tır. Onların birbirlerine yamanmaları, Allah'ın, peygamberiyle
gönderdiği işin (dinin) sorumluları olmalarıdır."
Ebu Davud, Sünnet 9, (4639).
4342 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Ben kendimi cennete girmiş gördüm. Derken Ebu Talha'nın hanımı Rumeysa ile
karşılaştım (radıyallahu anhüma). Bir de hışırtı kulağıma geldi.
"Bu kim(in hışırtısı)?" dedim.
"Bilal(in)!" dediler. Avlusunda bir cariye bulunan bir köşk gördüm.
"Bu kime ait?" dedim.
"Ömer İbnu'l-Hattab'ındır!" dediler. İçine girip bakmayı arzu ettim. Ancak
senin kıskanç olduğunu hatırladım ve geri döndüm!"
Ömer, bu söz üzerine ağladı ve:
"Sana karşı da mı kıskanç olacağım ey Allah'ın Resûlü!" dedi."
Buhari, Ta'bir 31, 32, Bed'ü'l-Halk 9, Fezailu'l-Ashab 19, Nikah 107; Müslim,
Fezailü's-Sahabe 21, (2395).
4343 - Hz. Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Ey Bilal! Ne ile benden önce cennete girdin? Her ne zaman cennete girdiysem,
her seferinde önümde senin hışırtını işittim. Dün gece de cennete girmiştim,
önümde (yine) senin hışırtını duydum. Sonra altından şerefeleri olan murabba bir
köşke geldim.
"Bu köşk kimin?" diye sordum.
"Araplardan birinin!" dediler. Ben cevaben:
"Ama ben de bir Arabım, (benim olmadığına göre) bu köşk kimin?" dedim. Bunun
üzerine:
"Kureyş'ten birinin!" dediler. Ben tekrar:
"Ben de bir Kureyşliyim, bu köşk kimin?" dedim. Bu sefer:
"Muhammed ümmetinden birinin!" dediler. Ben de:
"Muhammed benim, bu köşk kimin?" dedim. Bunun üzerine:
"Ömer İbnu'l-Hattab'ın!" dediler, radıyallahu anh. Bunun üzerine bilal:
"Ya Resûlullah! Her ezan okuyuşumda iki rek'at namaz kıldım. Her ne zaman
hades vaki oldu ise derhal abdest tazeledim ve Allah'a iki rek'at namaz kılmayı
üzerimde borç gördüm" dedi. Bilal'in bu açıklaması üzerine Aleyhissalatu
vesselam:
"İşte bu iki şey sebebiyle (cennete girmede benden evvel davranmış
olmalısın)" buyurdular."
Tirmizi, Menâkıb, (3690).
4344 - Amr İbnu'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'a sordum:
"(Ey Allah'ın Resulü!) İnsanların hangisi size daha sevgilidir?"
"Aişe!" buyurdular.
"Ya erkeklerden?" dedim.
"Babası!" buyurdular.
"Sonra kim?" dedim.
"Ömer!" buyurdular ve başka bazı erkekler saydılar."
Buhari, Meğazi 63; Müslim, Fezailu's-Sahabe 8, (2384); Tirmizi, Menakıb,
(3879).
4345 - Usame İbnu Zeyd radıyallahu anh anlatıyor: "Ben Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'ın yanında oturuyordum. Ali ve Abbas radıyallahu anhümâ
gelip (huzuruna girmek için) izin istediler. Aleyhissalatu vesselâm:
"Ne getirdiler biliyor musun?" buyurdular.
"Hayır, bilmiyorum!" dedim.
"Ama ben biliyorum, onlara izin ver!" buyurdular. (İçeri aldım), onlar da
girdiler.
"Ey Allah'ın Resûlü! Ehlinden hangisi sana daha sevgili? Sormaya geldik!"
dediler. Aleyhissalatu vesselam:
"Fatıma Bintu Muhammed" buyurdular.
"(Kan bağı) olan ailenden kimi sevdiğinizi sormuyoruz. (Yakınlarından kimi
sevdiğini) soruyoruz" dediler.
"Ehlimin bana en sevgili olanı, kendisine (hidayet ederek) Allah'ın
nimetlendirdiği, (azad edip evlat edinmemle de) kendimin ikram etmiş olduğu
kimsedir!" buyurdu ve Üsâme İbnu Zeyd radıyallahu anhümâ'yı zikretti.
"Pekalâ sonra kim?" dediler.
"Sonra Ali İbnu Ebi Talib!" buyurdular. Bunun üzerine amcası Abbas
radıyallahu anh:
"Ey Allah'ın Resûlü! Amcanı en sona bıraktın!" dedi.
"Ali hicrette senden önce davrandı!" cevabını verdiler."
Tirmizi, Menakıb, (3821).
4346 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Biz Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm zamanında insanları derecelendirir ve şöyle sıralardık: (Ümmet-i
Muhammed'in, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan sonra en efdali) Ebu Bekr,
sonra Ömer, sonra Osman, (Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bu sıralamayı
işitir) bize itiraz etmezdi (Radıyallahu anhüm ecmain)."
Buhari, Fezailu'l-Ashab 4, 7; Ebu Davud, Sünnet 8, (4627, 4628); Tirmizi,
Menakıb, (3707).
4347 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Üseyd İbnu Hudayr ve Abbâd İbnu
Bişr radıyallahu anhüma karanlık bir gecede Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın
yanında idiler. (Sohbet bitince) yanından ayrıldılar. Derken önlerinde iki nur
peydah oldu. Yolları ayrıldığı zaman her birinin bir nûru vardı."
Buhari, Mesâ'ıd 78, Menakıb 28, Menakıbu'l-Ensar 13.
EBU BEKR SIDDİK Radıyallahu Anh
4348 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Ebu Bekr Radıyallahu anh,
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına girmişti. Aleyhissalatu vesselam:
"Müjde. (Ey Ebu Bekr!) Sen Allah'ın ateşten azad ettiği kimsesin!"
buyurdular. İşte o günden itibaren Hz. Ebu Bekr, Atik (azadlı) diye
isimlendirildi."
Tirmizi, Menakıb, (3679).
4349 - Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Cebrail aleyhisselâm yanıma gelerek elimden tuttu ve bana ümmetimin gireceği
cennet kapısını gösterdi."
Hz. Ebu Bekr atılıp:
"Ey Allah'ın Resulü! Ben o sırada seninle olmayı ne kadar isterdim, ta ki ona
ben de bakayım!" dedi.
Aleyhissalatu vesselam:
"Ey Ebu Bekr, ümmetimden cennete ilk girecek kimse olman sana yetmez mi!"
karşılığında bulundular."
Ebu Davud, Sünnet 9, (4652).
4350 - Yine Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Nezdimizde bir eli(ihsanı) bulunan hiç kimse yoktur ki, o ihsan sebebiyle
biz ona (misliyle veya daha fazlasıyla) karşılıkta bulunmayalım. Ancak Ebu Bekr
bundan hariç. Çünkü, onun nezdimizde yardım varsa da, onun karşılığını Kıyamet
günü ona Allah verecektir. Bana Ebu Bekr'in malı kadar kimsenin malı faydalı
olmadı. Benim müslüman olmasını teklif ettiğim herkesten bir zorluk gördüm, Ebu
Bekr hariç. Zira o teklifim karşısında hiç tereddüd etmeden kabul etti. Eğer
kendime bir dost (halil) ittihaz etseydim, mutlaka Ebu Bekr'i dost edinirdim.
Haberiniz olsun, arkadaşınız Allah Teâla'nın dostu (halilullah'tır)."
Tirmizi, Menakıb, (3662).
4351 - Ebu Sa'id radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm (bir gün) halka hitap ederek buyurdular ki:
"Allah Teâla Hazretleri bir kulunu, dünya ile nezdindekini tercihte muhayyer
bıraktı. O kul, Allah'ın nezdindekini tercih etti."
Bu söz üzerine Hz. Ebu Bekr ağlamaya başladı. Biz, Aleyhissalatu vesselam'ın,
Allah tarafından muhayyer bırakılan bir kul hakkında verdiği haber sebebiyle
onun ağlamasına hayret ettik. Meğer, muhayyer bırakılan o kul Aleyhissalatu
vesselam'ın kendisi imiş. Meğer bunu en iyi anlayan da aramızda Ebu Bekr imiş.
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Sohbetiyle olsun malıyla
olsun bana en ziyade ikramda bulunan Ebu Bekr'dir. Eğer, ben Rabbimden başkasını
halil (dost) tutacak olsaydım, mutlaka Ebu Bekr'i halil edinirdim. (Allah
arkadaşınızı kendine halil kıldı). Ancak (aramızda) İslam kardeşliği ve İslam
muhabbeti var ((bu) efdaldir).
Mescide açılan (hususi) hiçbir kapı bbırakılmayıp, hepsi kapatılacak, sadece
Ebu Bekr'in kapısı açık bırakılacak."
Buhari, Fezailu'l-Ashab 3, Menakıbu'l-Ensar 45, Mesacid 80; Müslim,
Fezailu's-Sahabe 2, (2382); Tirmizi, Menakıb, (3661).
4352 - Ebu'd-Derda radıyallahu anh anlatıyor: "Ben Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'ın yanında oturuyordum. Derken, Ebu Bekr radıyallahu anh elbisesinin
eteğini tutarak çıkageldi. Öyle ki, dizleri açılmış durumdaydı. Aleyhissalatu
vesselam (onu bu halde görür görmez):
"Arkadaşınız biriyle çekişmiş olmalı!" buyurdular. Ebu Bekr selam verdi ve:
"(Ey Allah'ın Rasûlü!) Benimle İbnu'l-Hattab arasında bir şey (tatsızlık)
oldu. Üzerine yürüdüm, sonra da pişman oldum. Beni affetmesini taleb ettim,
kabul etmedi. Bunun üzerine sana geldim!" dedi. Aleyhissalatu vesselam da:
"Ey Ebu Bekr! Allah sana mağfiret etsin!" buyurdu ve bunu üç kere tekrar
etti. Sonra da Ömer radıyallahu anh, davranışından pişman oldu. Ebu bekr
radıyallahu anh'ın evine gitti ve:
"Ebu Bekr evde mi?" diye sordu. "Hayır!" cevabını alınca, o da doğru
Aleyhissalatu vesselâm'ın yanına geldi ve selam verdi: Aleyhissalatu vesselam'ın
yüzü (öfkeden) renk renk olmaya başladı. Bu hal, Hz. Ebu Bekr radıyallah'ı
korkuttu. derhal diz çökerek:
"Ey Allah'ın Resûlü! Bu meselede (hata benim), ben zulmettim!" dedi.
Aleyhissalatu vesselam (hepimize):
"Allah beni size (peygamber olarak) gönderdi. Size tebliğ ettiğim zaman
hepiniz bana: "Sen yalancısın" dediniz. Ebu Bekr ise: "Doğru söyledin" dedi ve
bana canıyla, malıyla yardımcı oldu. Siz arkadaşımı bana bırakırsınız değil mi?"
buyurdular ve iki veya üç kere, bu sözü tekrar ettiler."
Ebu'd-Derda der ki: "Bundan sonra, (Resûlullah'ın hatırı için) Ebu Bekr'e hiç
eziyet edilmedi."
Buhari, Fezailu'l-Ashab 5, Tefsir, A'raf 3.
4353 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'ın hastalığı şiddetlenince, kendisine cemaate namazı kimin kıldıracağı
soruldu:
"Ebu Bekr'e söyleyin, halka namazı o kıldırsın!" buyurdular. Hz. Aişe
radıyallahu anha:
"Ebu bekr yufka yürekli bir kimsedir, senin yerinde namaza duracak olsa
(dayanamayıp ağlar ve ağlamaktan halka kıraati duyuramaz, (namaz kıldırma işini)
Ömer'e emretseniz!" dedi. Aleyhissalatu vesselam yine: "Ebu Bekr'e söyleyin,
namazı kıldırsın!" buyurdular. Hz. Aişe önceki sözünü tekrar etti. Aleyhissalatu
vesselam: "Ona (Ebu Bekr'e) emredin, namazı kıldırsın!" dedi ve:
"Siz (kadınlar) kendi kafanıza göre düzende Hz. Yusuf'un kadın arkadaşları
gibisiniz!" diye söylendi."
Buhari, Ezan 46.
4354 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'ı vefata götüren hastalığı şiddetlendiği zaman, halka namazı Hz. Ebu
Bekr radıyallahu anh kıldırıyordu. Pazartesi günü, cemaat saf olmuş halde namaza
durduğu sırada Aleyhissalatu vesselam hücresinin perdesini açtı, ayakta olduğu
halde bize bakıyordu. Yüzü sanki bir mushaf yaprağı gibi (uçuk) idi. Sonra
tebessüm ederek güldü. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı (böyle) görmenin
sevinciyle namazı bozayazdık. Hz. Ebu Bekr derhal safta namaz kılmak üzere geri
çekildi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm7ın namaza geldiğini zannetmişti.
Ancak Aleyhissalatu vesselam, bize işaret ederek namazı tamamlamamızı söyledi ve
perdeyi indirdi. O gün vefat etti."
Buhari, Ezan 46, 94, Amel fi's-Salat 6, Meğazi 83; Müslim, Salat 98; Nesai,
Cenaiz 7, (7, 4).
4355 - Urve rahimehullah anlatıyor: "Abdullah İbnu Ömer'e müşriklerin
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a yaptıkları kötülüklerin en fenası hangisi
idi?" diye sordum. Şunu anlattı:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm namaz kılarken Ukbe İbnu Ebi Mu'ayt'ın
kendisine gelerek ridasını boynuna geçirip şiddetli şekilde boğduğunu gördüm. O
sırada Ebu Bekr radıyallahu anh gelerek onu itti ve:
"Sen, Rabbim Allah'dır dediği için mi bir adamı öldürmek istiyorsun? O size
Rabbinizden açık hükümler getirdi!" dedi."
Buhari, Fezailu'l-Ashab 5, Menakibu'l-ensar 29, Tefsir, Mü'min 1.
4356 - Süfyan rahimehullah dedi ki: "Kim, Hz. Ali'nin imamete, Hz. Ebu Bekr
ve Hz. Ömer'den daha çok hak sahibi olduğu kuruntusuna düşerse, Hz. Ebu Bekr'i,
Hz. Ömer'i, Muhacirleri ve Ensarları toptan hatakârlıkla itham etmiş olur. Bu
bozuk akidesiyle onun amelinin semaya yükseleceğini zannetmiyorum."
Ebu Davud, Sünnet 8, (4630).
HZ. ÖMER'İN FAZİLETİ
4357 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Hz. Ömer radıyallahu anh, Hz.
Ebu Bekr'e:
"(Ey Ebu Bekr!) Allah'ın Rasulü Muhammed aleyhissalatu vesselam'dan sonra
insanların en hayırlısı" diye hitab etmişti. Hz. Ebu Bekr:
"Sen böyle söylersen ben (de sana) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan
işittiğimi söyleyeceğim. Demişti ki: "Güneş, Ömer'den daha hayırlı bir kimse
üzerine doğup batmadı."
Tirmizi, Menakıb, (3685).
4358 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm şöyle dua etmişti: "Allahım, İslâm'ı şu iki şahıstan sana en sevgili
olanla aziz kıl: Ebu Cehil ile veya Ömer İbnu'l-Hattab ile. Bunlardan Allah'a
daha sevgili olanı Ömer'di."
Tirmizi, Menakıb, (3682).
4359 - Yine İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Allah Teâla Hazretleri, hakkı, Hz. Ömer'in diline ve kalbine koydu." İbnu
Ömer der ki: "Halkın başına ne zaman bir iş gelmiş, (o hususta) Ömer bir şey
demiş, halk da başka bir şey demiş ise mutlaka Ömer radıyallahu anh'ın dediği
üzere Kur'ân'dan bir vahiy gelmiştir."
Tirmizi, Menakıb, (3683); Ebu Davud, Harac 18, (2962).
4360 - Salim, babası radıyallahu anh'tan naklediyor: "Dedi ki: "Ben Ömer
radıyallahu anh'ın bir şey için: "Zannederim ki bu şöyledir" deyip de dediği
gibi olmadığını hiç görmedim. (Nitekim bir gün), Ömer otururken güzel bir adam
yanından geçti. Ömer: "Zannımda yanıldım." Veya:
"Bu adam cahiliye devrindeki dini üzere devam etmektedir." Veya:
"Bu, cahiliyede kavminin kâhiniydi!" dedi ve: "Şu adamı bana çağırın!"
buyurdu. Adam çağrıldı. Ömer:
"Zannımda yanıldım veya sen cahiliye devrindeki dinin üzeresin! veya
cahiliyede sen onların kâhini idin!" diyerek hakkındaki tereddütlerini dile
getirdi. Adam:
"Bugünkü gibi bir gün görmedim (yani bugün gördüğüm şeyi hiç görmedim). Bugün
müslüman bir kimse (olmayacak şekilde) karşılandı" dedi. Hz. Ömer: "Sana yemin
veriyorum, benim istediklerimi doğru olarak söyleyeceksin!" buyurdu. Adam:
"Cahiliye devrinde ben onların kâhinleri idim!" dedi. Ömer ona:
"Dişi cinninin sana getirdiği haberlerin en acayibi hangisi idi?" dedi. Adam:
"Bir gün ben çarşıda iken, bana dişi cin geldi. Ondaki korkuyu biliyorum. Dedi
ki: "Sen cinni ve onun ye'sini ve başı üzerine devrilmesinden (yani kulak
hırsızlığından men olarak haber alamayışından) sonraki ümidsizliğini ve
sırtlarına ince çullar konulmuş genç develerle yetişilip yakalamasını görmedin
mi?"
Ömer şöyle dedi: "Doğru söyledi. Ben onların putlarının dibinde uyurken, bir
adam bir buzağı ile geldi ve kesti. O zaman ona birisi öyle bir bağırdı ki, bu
kadar yüksek sesle bağıran birisini hiç işitmemiştim. Şöyle diyordu:
"Ey celih (ey düşmanlığını açığa vuran kimse)! Emrun necih (zafer bulmuş bir
iş), recülün fasih (fasih konuşan bir adam) var. Senden başka ilah yoktur
diyor!"
Oradaki cemaat o adama doğru sıçradılar.
(Hz. Ömer devamla dedi ki): "Ben bunu görünce kendi kendime: "Ben bu işin
arkasında ne olduğunu anlayıncaya kadar buradan ayrılmayacağım!" dedim. Sonra o
zat yine bağırdı:
"Ey celih, emrun necih, recülün fasih (Ey düşmanlığnı açığa vuran kimse!
Muvaffak olacak bir iş, fasih konuşan bir adam (var)! Lâilahe illallah! diyor!"
Ben kalktım. Aradan çok geçmeden "Bir peygamber (çıktı)" dendi."
Buhari, Menakıbu'l-Ensar 35.
4361 - Hz. Ömer radıyallahu anh demiştir ki: "Üç şeyde Rabbime muvafakat
ettim:
- (Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a:) "Ey Allah'ın Resulü! Makâm-ı
İbrahim'de bir namaz yeri edinsen!" dedim, arkadan "İbrahim'in makamını namazgâh
edinin" (Bakara 125) ayeti nazil oldu."
- "(Bir gün) "Ey Allah'ın Rasûlü! Huzurunuza iyiler de facirler de giriyor.
Emretseniz de ümmühâtu'l-mü'minin örtünseler!" dedim. Bunun üzerine hicab
(örtünme) ayeti nazil oldu."
- "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın hanımları kıskançlıkta birleştiler.
Ben de: "O sizi boşarsa Allah O'na sizden hayırlısını verir" demiştim, bunun
üzerine şu ayet indi. (Mealen): "Rabbi O'na sizden daha hayırlı olan, Allah'a
teslim olmuş, iman etmiş, ibadet ve itaatte sebat eden, günahlarından tevbe
eden, allah'a kullukta bulunan, orucunu tutan hanımlar nasib eder ki, onlardan
dul olanı da bâkire olanı da bulunur" (Tahrim 5).
Buhari, Talak 32, Tefsir, Bakara 9, Ahzab 8, Tahrim 1; Müslim,
Fezailu's-sahabe 24, (2339).
HZ. ÖMER'LE HZ. EBU BEKR ARASINDA MÜŞTEREK HADİSLER
4362 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Bir çoban sürüsünü otlatırken, bir kurt koşarak gelip, sürüden bir koyun
kapar. Çoban kurdun peşine düşer ve koyunu ondan kurtarır. Ancak kurt, çobana
dönüp bakar ve: "Bu koyunlara yırtıcı gününde, onlara benden başka çobanın
olmadığı günde kim bakacak?" der.
Halk bunun üzerine: "Sübhanallah! Kurt konuşur mu?" diye hayrete düşerler.
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (onların bu tereddütleri üzerine):
"Buna ben inanıyorum, Ebu Bekr ve Ömer de inanıyor" der. Halbuki o sırada Ebu
Bekr ve Ömer orada değillerdi."
Buhari, Fezailu'l-Ashab 8, Hars 4, Enbiya 50; Müslim, Fezailu's-Sahabe 13,
(2388); Tirmizi, Menakıb, (3681, 3696).
4363 - Müslim'in bir rivayeti şöyledir: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki:
"Bir adam bir ineği sevkederken üzerine bindi. İnek adama bakıp dile geldi
ve: "Ben bunun için yaratılmadım, ben ziraat için yaratıldım" dedi. Halk, hayret
ve korku ile:
"Sübhanallah, konuşan bir inek ha!" dediler. Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm:
"Ben (onun konuşmasına) inanıyorum. Ebu Bekr ve Ömer de inanıyorlar,
(radıyallahu anhüma)" buyurdular."
Müslim, Fezailu's-Sahabe 13, (2388).
4364 - Hudri radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki:
"Yüksek derece sahiplerini onların altında olanlar görür. Tıpkı sizin,
semânın ufkunda doğan yıldızı görmeniz gibi. Ebu Bekr ve Ömer (radıyallahu
anhüma) onlardandır (yüksek derece sahiplerindendir) ve daha da ileridirler."
bu Davud, Huruf ve'l-Kıraat, (3987); Tirmizi, Menakıb, (3659).
4365 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
Hz. Ömer ve Hz. Ebu Bekr radıyallahu anhüma için:
"Bu ikisi var ya, bunlar, öncekiler ve sonrakilerden cennetlik olan kühûlün
efendisidirler."
Tirmizi, Menakıb, (3366).
4366 - Hz. Huzeyfe raadıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Benden sonra şu ikiye iktida edin: Ebu Bekr ve Ömer radıyallahu anhümâ."
Tirmizi, Menakıb. (3663, 3664).
4367 - Muhammed İbnu'l-Nanefiyye anlatıyor: "Babam radıyallahu anh'a dedim
ki: "Babacığım, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan sonra insanların hangisi
hayırlıdır?"
"Ebu bekr!" dedi.
"Sonra kim?" dedim.
"Ömer!" dedi.
Ben: "Sonra kim?" diye sormaya devam edip "Osman!" cevabını almaktan korktum
da:
"Sonra sen!" deyiverdim. Ama babam:
"Ben mi? Ben sıradan bir müslümanım" dedi."
Buhari, Fezailu'l-Ashab 5; Ebu Davud, Sünnet 8, (4629).
HZ. OSMAN RADIYALLAHU ANH
4368 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh,
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına girmek üzere izin istedi. Bu sırada
Aleyhissalatu vesselam yatağı üzerinde yatmakta idi. Üzerinde benim bürgüm
vardı. Resûlullah halini bozmadan izin verdi. (Konuştular), meselelerini
hallettiler. Hz. Ebu Bekr gitti. Bir müddet sonra Hz. Ömer girmek için izin
istedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm aynı halini hiç değiştirmeden ona da
izin verdi. Ömer'in ihtiyacını da gördü. Sonra o da gitti.
Bir müddet sonra Osman izin istedi. Bu sefer Aleyhissalatu vesselam yatağında
doğrulup oturdu. Üstünü başını düzeltti. Bana da: "Elbiseni üzerine topla!"
emretti. Ve ona da girmesi için izin verdi. Onun da ihtiyacını gördü. Osman da
gitti.
O gidince ben dayanamayıp: "Ey Allah'ın Resûlü! Ebu Bekir ve Ömer gelince
istifini bozmadığın halde Osman gelince kendine çekidüzen verdin. Sebebi nedir?"
diye sordum. Dedi ki:
"Osman çok utangaç birisidir. Ben istifimi hiç bozmadan eski halimde iken
içeri aldığım takdirde arzusunu açmadan gideceğinden korktum."
Bir rivayette: "Kendisinden meleklerin haya duydukları bir kimseden ben haya
duymayayım mı?" demiştir.
Müslim, Fezailu's-Sahabe 36, (4201).
4369 - Osman İbnu Abdillah İbnu Mevhib anlatıyor: "Mısır, ehlinden biri
geldi, hacc yapmak istiyordu. Oturan bir grup gördü ve:
"Bunlar da kim?" dedi.
"Kureyşliler!" denildi.
"Aralarındaki yaşlı zat da kim?" dedi.
"Abdullah İbnu Ömer (radıyallahu anh)" denildi. (Abdullah'a yaklaşarak:)
"Sana bir şey soracağım, bana ondan haber ver. Hz. Osman Uhud günü (savaş
meydanından) kaçmış mıydı, biliyor musun?" diye sordu. O da: "Evet!" dedi.
"Onun Bedir'de kaybolduğunu ve savaşta hazır bulunmadığını da biliyor musun?"
diye sordu.
"Evet!" dedi. Adam bu cevap üzerine:
"Allahuekber!" deyip döndü. Abdullah İbnu Ömer radıyallahu anh:
"Gel!" dedi, sana açıklayayım: "Uhud'daki firarına gelince: Şehadet ederim
ki, Allah onu affetti, mağfirette bulundu. Nitekim Allah Teâla Hazretleri,
haklarında şu ayeti indirdi: "Muhakkak ki iki ordunun karşılaştığı günde
içinizden geri dönen kimseleri, Resûlullah'ın emrine muhalefet gibi
hareketleriyle kazandıkları bazı günahlar yüzünden şeytan kaydırmak istedi.
Fakat gerçekten Allah onların günahlarını bağışladı..." (Al-i İmran 155).
Bedir'deki kayboluşuna gelince: Onun nikahı altında Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'ın kerimeleri Rukiyye radıyallahu anha vardı ve hasta idi.
Aleyhissalatu vesselam kendisine: "Rukiyye ile kal. Sana Bedr'e katılan bir
kimsenin sevabı ve (ganimetten alacağı) pay var!" buyurdu. (O da bu istek
üzerine kaldı). Bey'atu'r-Rıdvan'daki kayboluşuna gelince: Eğer Batn-ı Mekke'de
ondan daha aziz biri olsaydı, (Resulullah), yerine onu gönderecekti.
Aleyhissalatu vesselam, Mekke'ye onu gönderdi. Bey'atu'r-Rıdvan, Osman
radıyallahu anh Mekke'ye gittikten sonra akdedildi. Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm, Bey'at akdi sırasında sağ elini sol eli üzerine koyarak: "Bu da Osman
yerine!" buyurdular. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın sol elinin Osman için
hayrı, onların sağ elinin, kendileri için olan hayrından fazla idi.
Sonra İbnu Ömer radıyallahu anh, adama:
"Haydi şimdi bu (anlattıklarımı) beraberinde götür!" dedi."
Buhari, Fezailu'l-Ashab 7, Humus 14, Meğazi 19; Tirmizi, Menakıb, (3709).
4370 - Abdurrahman İbnu Semüre radıyallahu anh anlatıyor: "Hz. Osman
radıyallahu anh Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a ceyşü'l-Usre'yi (Tebük'e
gidecek orduyu) techiz ettiği sırada bin dinar getirdi ve Resulullah'ın kucağına
döktü. Aleyhissalatu vesselam, parayı kucağında (eliyle karıştırıp) altüst etti
ve şöyle dedi:
"Bugünden sonra Osman'a, (her ne) yapsa zarar vermeyecektir!" Ve bu sözü iki
sefer tekrar etti."
Tirmizi, Menakıb, (3702).
4371 - Abdurrahman İbnu Habbab radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm ceyşü'l-Usre'yi techiz ederken şahid oldum. Osman İbnu
Affan radıyallahu anh kaltı ve:
"Ey Allah'ın Resûlü! dedi, yüz deve çuluyla, semeriyle Allah rızası için
(bağış olarak) bendendir!"
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ordu için bağış yapmaya tekrar teşvikte
bulundu. Osman yine kalkıp:
"Ey Allah'ın Resûlü! Çuluyla semeriyle ikiyüz deve Allah rızası için
bendendir!" dedi. Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ordu için bağışta
bulunmaya yine teşvikte bulundu. Osman tekrar kalktı ve:
"Ey Allah'ın Resûlü! dedi. Benden üçyüz deve çuluyla, semeriyle Allah rızası
için bağışımdır!"
Abdurrahman der ki: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı minberden inerken
gördüm, hem iniyor, hem de:
"Bu hayırdan sonra, Osman'ın yapacağı (kötü amel) aleyhine olmaz!"
diyordu."
Tirmizi, Menakıb, (3701).
HZ. ALİ İBNU EBİ TALİB
4372 - Hz. Enes İbnu Malik radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm pazartesi günü gönderildi. Hz. Ali radıyallahu anh da
salı günü namaz kıldı."
Tirmizi, Menakıb. (3730).
4373 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm Ashabının arasını kardeşlemişti. Hz. Ali radıyallahu anh yanına geldi
ve:
"Ashabınızın arasını birbirleriyle kardeşlediniz, ama beni kimseyle
kardeşlemediniz!" dedi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam:
"Sen dünyada da ahirette de benim kardeşimsin!" buyurdular."
Tirmizi, Menakıb, (3722).
4374 - Zeyd İbnu Erkam radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm şöyle buyurdular: "Ben kimin dostu (mevlası) isem, Ali de onun
dostudur."
Tirmizi, Menakıb, (3714).
4375 - Sa'd İbnu Ebi Vakkas radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm Tebük seferine çıkınca Hz. Ali'yi geride (Medine'de)
bırakmıştı.
"Ey Allah'ın Resûlü, siz beni çocukların ve kadınların arasında mı
bırakıyorsunuz?" dedi (kalmak istemedi). Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam:
"Sen, Hz. Harun'un, Hz. Musa yanında aldığı yeri, benim yanımda almaktan razı
değil misin? Şu farkla ki, benden sonra peygamber yok!" buyurdular."
Buhari, Megazi 78, Fezailu'l-Ashab 9; Müslim, Fezailu'l-Ashab, 31, (2404);
Tirmizi, Menakıb, (3731).
4376 - Müslim ve Tirmizi'nin bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm Hayber günü buyurdular ki:
"Yarın sancağı öyle bir kimseye vereceğim ki, O, Allah'ı ve Resûlünü sever,
Allah ve Resûlü de onu sever."
Ravi devamla der ki: "Bu söz üzerine (beni mi seçer ümidiyle, Aleyhissalatu
vesselam'a görünmek için) boyunlarını uzattılar. Ama o:
"Bana Ali radıyallahu anh'ı çağırın!" buyurdular. Ali getirildi ama
gözlerinden rahatsız idi. Hemen gözlerine tükürdü ve sancağı ona verdi. Allah
Teâla Hazretleri onun eliyle fethi müyesser kıldı."
Ravi devamla der ki: "Şu ayet indiği zaman "Gelin, oğullarımızı ve
oğullarınızı çağıralım..." (Al-i İmran 61) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
hemen Ali'yi, Fatıma'yı, Hasan ve Hüseyin'i (radıyallahu anhüm ecmain) çağırdı
ve:
"Allahım, bunlar benim ailemdir!" buyurdu."
Müslim, Fezailu'l-Ashab 32, (2404); Tirmizi, Menakıb, (3726).
4377 - Zirr İbnu Hubeyş rahimehullah anlatıyor: "Hz. Ali radıyallahu anh'ın
şöyle söylediğini işittim: "Daneyi açan, canlıları yaratan Zât-ı Zülcelal'e
yeminle söylüyorum: Ümmi peygamberim aleyhissalatu vesselam, bana şu hususu
garantiledi: Beni mü'min olan sevecek, münafık olan da bana buğzedecektir."
Müslim, İman 131, (78); Tirmizi, Menakıb, (3737); Nesai, İman 20, (8, 117).
4378 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm Tâif günü Hz. Ali radıyallahu anh'ı çağırdı ve onunla hususi konuşma
yaptı. (Bu görüşme o kadar uzadı ki) halk: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
amcasının oğluyla görüşmesini uzattı" dedi. (Resûlullah bunu işitince):
"Onunla hususi görüşmeyi ben (kendi arzumla) yapmadım. Allah'ın arzusu ve
emri ile Resûlü) yaptı" açıklamasında bulundu."
Tirmizi, Menakıb, (3728).
4379 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
Berâet (Tevbe) sûresini, (Arafat'ta hacılara tebliğ edilmek üzere) Hz. Ebu Bekir
radıyallahu anh'la göndermişti. Sonra onu çağırarak:
"Bunun, ehlimden olmayan bir kimse ile tebliğ edilmesi muvafık değil!"
buyurdu. Hz. Ali radıyallahu anh'ı çağırarak sureyi, (Arafat'ta okuması için)
ona verdi."
Tirmizi, Tefsir, Tevbe, (3089).
TALHA İBNU UBEYDULLAH RADIYALLAHU ANH
4380 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Yeryüzünde (iki ayak üzerinde) yürüyen bir şehid görmek isteyen Talha İbnu
Ubeydullah radıyallahu anh'a baksın."
Tirmizi, Menakıb.
4381 - Kays İbnu Ebi Hazım radıyallahu anh anlatıyor: "Ben Telha İbnu
Ubeydullah radıyallahu anh'ın, Uhud'da Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı
himaye ettiği elini kurumuş gördüm."
Tirmizi, Fezailu'l-Ashab 14.
ZÜBEYR İBNU'L-AVVÂM RADIYALLAHU ANH
4382 - Hz. Cabir anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Her peygamberin bir havarisi vardır. Benim havarim ise Zübeyr
İbnu'l-Avvam'dır, radıyallahu anh."
Buhari, Fezailu Ashab 13, Cihad 40, 41, 135, Meğazi 29, Haber-i Vahid 2;
Müslim, Fezailu's-Sahabe 48, (2415); Tirmizi, Menakıb, (3746).
SA'D İBNU EBİ VAKKÂS RADIYALLAHU ANH
4383 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'ın Sa'd radıyallahu anh'tan başka kimseye "Annem babam sana fedâ olsun"
dediğini işitmedim. Uhud Savaşında: "Ey Sa'd (okunu) at! Annem ve babam sana
feda olsun!" dediğini duydum."
Buhari, Meğazi 18, Cihad 80, Edeb 103; Müslim, Fezailu's-Sahabe 41, (2411);
Tirmizi, Menakıb, (3756).
SAİD İBNU ZEYD RADIYALLAHU ANH
4384 - Kays İbnu Hazım anlatıyor: "Said İbnu Zeyd radıyallahu anh'ı dinledim,
diyordu ki: "Vallahi ben şu halimi hatırlıyorum: "Allah'a yemin olsun, Ömer
İslam'a girmezden önce, beni ve kızkardeşini müslüman olduk diye bağlamıştı.
Eğer Osman'a yaptığnız (öldürme işin)den dolayı Uhud dağı yerinden gitse,
gitmede haklı idi."
Buhari, Menakıbu'l-Ensar 34, İkrah 1.
ABDURRAHMAN İBNU AVF RADIYALLAHU ANH
4385 - Hz. Aişe rudıyallahu anha anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm (bir gün) hanımlarına:
"Ölümümden sonra beni üzecek şeylerden biri de sizin meselenizdir. Size ancak
sıddik (Hz. Aişe der ki yani mutasaddık) ve sabırlılar tahammül edebilir" der.
Hz. Aişe devamla, Ebu Seleme İbnu Abdirrahman'a dedi ki: "Allah senin babana
cennetin selsebil çeşmesinden içirsin."
İbnu Avf, Ümmühatu'l-mü'minin'e tasadduk edenlerdendi, kırkbin dirheme
satılan bir bahçe tasadduk etmiş idi.
Tirmizi, Menakıb, (3750).
EBU UBEYDE İBNU'L-CERRAH RADIYALLAHU ANH
4386 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki:
"Her ümmetin bir emini vardır. Bizim eminimiz, ey ümmet, Ebu Ubeyde
İbnu'l-Cerrah radıyallahu anh'tır."
4387 - Müslim'in bir rivayetinde: "Yemenliler Aleyhissalatu vesselam'a
gelerek: "Bizimle birlikte birisini gönder de bize sünneti ve İslam'ı öğretsin!"
dediler. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam Ebu Ubeyde İbnu'l-cerrah
radıyallahu anh'ın elinden tutup:
"İşte bu, bu ümmetin eminidir!" buyurdu."
Buhari, Fezailu'l-Ashab 21, Megazi 72; Müslim, Fezailu'l-ashab 53, 54.
(2419).
ABBAS İBNU ABDİLMUTTALİB RADIYALLAHU ANH
4388 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki:
"Kim amcama eziyet verirse mutlaka bana eziyet vermiştir. Şurası muhakkak ki;
kişinin amcası babası yerindedir."
Tirmizi, Menakıb, 3764.
4389 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm Abbas radıyallahu anh'a dedi ki:
"Ey amcam, pazartesi sabahı bana sen ve oğlun beraber gelin size dua
edivereyim. Allah bu dua bereketine, sana da oğluna da hayırlar halketsin!"
İbnu Abbas devamla der ki: "Abbas gitti, biz de beraberinde gittik.
(Resûlullah) hepimize bir kisâ örttü; sonra da şöyle dua buyurdu:
"Allahım! Abbâs'ı ve oğlunu mağfiretine erdir, öyle bir mağfiret ki zâhiri
bâtıni bütün günahlarına ulaşıp temizlesin, hiçbir günah hariç kılmasın.
Allahım, ona çocuğu sebebiyle ikram et."
Tirmizi, Menakıb, (3766).
Rezin bir rivayette şu ziyadeyi kaydetti: "Hilafeti onun neslinde baki kıl."
HZ. CAFER İBNU EBİ TALİB RADIYALLAHU ANH
4390 - Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Horasan'dan siyah bayraklar çıkacak. Bu bayrakları hiçbir şey geri
çeviremeyecek ve mutlaka İlya'ya (Kudüs şehrine) dikilecek."
Tirmizi, Fiten 79, (2270).
4391 - Berâ radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm,
Ca'fer İbnu Ebi Talib radıyallahu anh'a dedi ki: "sen bana hem huy ve hem de
yaratılış yönüyle benziyorsun."
Buhari, Megazi 43; Müslim, Cihad 90, (1783); Tirmizi, Menakıb, (3769).
HZ. HASAN VE HÜSEYİN RADIYALLAHU ANHÜMA
4392 - Hz. Berâ radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'ı gördüm, Hz. Hasan'ı omuzunda taşıyor ve de:
"Allahım, ben bunu seviyorum, onu sen de sev!" diyordu."
Buhari, Fezailu'l-Ashab 22; Müslim, Fezailu's-Sahabe 58, 59, (2422); Tirmizi,
Menakıb, (3784).
4393 - Tirmizi'nin bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm Hz. Hasan ve Hüseyin'e bakıp: "Allahım, ben bunları seviyorum, sen de
sev!" buyurdu."
Tirmizi, Menakıb, (3784).
4394 - Ukbe İbnu'l-Haris radıyallahu anh anlatıyor: "Hz. Ebu Bekr radıyallahu
anh (bir gün) ikindi namazını kıldı, sonra beraberinde Hz. Ali radıyallahu anh
olduğu halde yürümeye başladı. Yolda Hz. Hasan'ı çocuklarla oynuyor gördü.
Omuzuna alıp:
"Babam feda olsun! ali'ye değil, Resûlullah'a benziyor!" buyurdu. Hz. Ali de
gülüyordu."
Buhari, Fezailu'l-Ashab 22.
4395 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'a "ehl-i Beyti'nden hangisini en çok seviyorsun?" diye sorulmuştu.
"Hasan ve Hüseyin!" diye cevap verdi. Hz. Fatıma radıyallahu anha'ya:
"Benim oğullarımı bana çağır!" emreder, onları getirip koklar, kucaklardı."
Tirmizi, Menakıb, (3774).
4396 - Ya'lâ İbnu Mürre anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki: "Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin'denim. Allah Hüseyin'i seveni
sever. Hüseyin "esbat" tan biridir."
Tirmizi, Menakıb, (3777); İbnu Mace, Mukaddime, (144).
4397 - Ebu Sa'id radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Hasan ve Hüseyin, cennet ehlinin iki gencidir."
Tirmizi, Menakıb, (3778).
4398 - Abdullah İbnu Şeddad, babası radıyallahu anh'tan naklediyor: Der ki:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm iki akşam namazının (yani akşam ve yatsının)
birinde yanımıza geldi. Hasan veya Hüseyin'den birini taşıyordu. Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm öne geçip çocuğu yere bıraktı. Sonra tekbir getirip
namaza durdu. Sonra namaz sırasında uzunca bir secde yaptı."
Babam devamla dedi ki: "(Secde çok uzadığı için) başımı kaldırıp baktım. Bir
de ne göreyim! Secdede olan Resûlullah'ın sırtına çocuk binmiş duruyor. Ben
hemen secdeme döndüm. Namaz bitince, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a
cemaatten:
"Ey Allah'ın Resûlü! Namaz sırasında öyle uzun bir secde yaptınız ki, bir
hadise meydana geldi zannettik veya sana vahiy indi zannettik!" diye soranlar
oldu.
"Hayır!" dedi, "bunlardan hiçbiri olmadı. Velakin, oğlum sırtıma bindi. Ben,
acele edip hevesi geçmeden sırtımdan indirmeyi uygun bulmadım (kendisi ininceye
kadar bekledim)."
Nesai, İftitah 83, (2, 229, 230).
4399 - Ensar'dan bir kadın Selma radıyallahu anha anlatıyor: "Ümmü Seleme'nin
yanına girdim, ağlıyordu.
"Niye ağlıyorsun!" diye sordum. Bana şu cevabı verdi:
"Şimdi Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı rüyamda gördüm. Başında ve
sakallarında toprak vardı. "Neyiniz var, Ey Allah'ın Resûlü?" dedim, "Az önce
Hüseyin'in öldürüldüğüne şahid oldum" buyurdu."
Tirmizi, Menakıb, (3774).
4400 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Ubeydullah İbnu Ziyad'a Hz.
Hüseyin radıyallahu anh'ın başı getirildi. Elindeki çubuğun ucuyla burnuna
dürtüyor ve:
"Bu kadar güzelini de hiç görmedim!" diyordu. Ben de:
"O, (Âl-i Beyt arasında) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a en çok benzeyeni
idi" dedim."
Buhari, Fezailu'l-Ashab 22; Tirmizi, Menakıb, (3780).
4401 - Ammar İbnu Umayr rahimehullah anlatıyor: "Ubeydullah İbnu Ziyad ve
arkadaşlarının kellesi geldikçe Küfe'nin Rahâbe mahallesinin mescidinde üst üste
dizildi. (Seyirci kalabalığa) ben de yaklaştım.
"Geldi! Geldi!" diyorlardı. (Ne idi bu gelen? Merak edip daha da yaklaştım).
Meğerse bir yılanmış. (Nerden geldiyse) gelmiş, kelleler arasına girip
(kayboluyor, tekrar) çıkıyordu. Derken Ubeydullah İbnu Ziyad'ın burun deliğine
girdi ve orada bir müddet kaldı. Sonra çıkıp gitti ve kayboldu. Biraz sonra
kalabalık tekrar bağırmaya başladı:
"Yine geldi! Yine geldi!"
Bu hal iki veya üç kere tekerrür etti."
Tirmizi, Menakıb, (3782).
ZEYD İBNU HÂRİSE VE OĞLU ÜSÂME RADIYALLAHU ANHÜMA
4402 - İbnu Ömer radıyallahu anlüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm askeri bir sefer hazırlamış, askerlerin başına da Üsame İbnu zeyd'i
komutan yapmıştı. (Üsame siyahi bir azadlının oğlu olması hasebiyle) onun
komutanlığından memnun kalmayan bazı kimseler dedikodu yaptılar. (Söylenen
yersiz sözler kulağına ulaşmış olan) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
"Onun komutanlığı hususunda dedikodu yapan sizler, aynı dedikoduyu daha önce
babasının komutanlığı için de yapmıştınız. Allah'a yemin olsun! O komutanlığa
layık idi. Ve o, bana, insanların en sevgililerindendi. Bu da, bana, ondan sonra
insanların en sevgili olanlarındandır" buyurdu."
Buhari, Fezailu'l-Ashab 17, Meğazi 42, 87, Eyman 2, Ahkam 33; Müslim,
Fezailu's-Sahabe 63, (2426); Tirmizi, Menakıb, (3819).
4403 - Yine İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Ömer radıyallahu anh,
Üsame İbnu Zeyd'e (fey'den) üçbinbeşyüz (dirhemlik) pay ayırmıştı. Bana ise
üçbin (dirhemlik) pay verdi.
"Niye Üsâme'yi benden üstün tuttun? Vallehi hiçbir savaşta benden ileri
geçmiş değil (yani ben de onun katıldığı her savaşa katıldım) dedim. Bana şu
cevabı verdi:
"Ey oğulcuğum! Zeyd radıyallahu anh, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
nezdinde babandan daha sevgili idi. Üsame radıyallahu anh da Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'a senden daha sevgilidir. Ben Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'ın sevgisini kendi sevgime tercih ettim."
Tirmizi, Menakıb, (3815).
AMMÂR İBNU YASİR RADIYALLAHU ANH
4404 - Hz. Ali İbnu Ebi Talib radıyallahu anh anlatıyor: "Ammar radıyallahu
anh, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına girmek için izin istedi.
"Ona müsaade edin, girsin!" buyurdular. Ammar girince de:
"Tayyib ve mutayyeb Ammar'a merhaba!" diyerek selamladılar."
Tirmizi, Menakıb, (3799).
4405 - İkrime radıyallahu anh anlatıyor: "İbnu Abbas radıyallahu anhüma, bana
ve oğlu Ali'ye:
"Ebu Said'e gidin, onun rivayet ettiği hadisi dinleyin!" dedi. Biz de gittik.
Onu, bakımını yapmakta olduğu bir bahçede bulduk. (Bizi görünce) ridasını alıp
sarındı. Sonra bize (en baştan) anlatmaya koyularak, mescidin inşaasını
zikretmeye kadar geldi ve:
"Biz kerpiçleri tane tane taşıyorduk. Ammar radıyallahu anh ise (biri kendi,
biri de Resûlullah adın) ikişer ikişer taşıyordu. Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm onu gördü. Üzerindeki toprakları çırpmaya başladı ve:
"Vay Ammâr'a! Onu bâği (âsi) bir grup öldürecek. Bu, onları cennete çağırır,
onlar da bunu ateşe çağırır!" buyurdu."
Buhari, salat 63, Cihad 17.
Buhari'nin rivayetinde "Onu bâği bir grup öldürecek" ibaresi mevcut değildir.
Bu ibare Ebu Bekr el-Berkani ve el-İsmaili'nin rivayetinde mevcuttur.)
4406 - Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Ammar hangi meselede muhayyer bırakılmışsa mutlaka en
doğrusunu seçmiştir."
Tirmizi, Menakıb, (3800).
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Ammâr kıkırdaklarına kadar
iman doldurulmuştur."
Nesai, İman 17, (8, 111).
ABDULLAH İBNU MES'UD RADIYALLAHU ANH
4407 - Abdurrahman İbnu Yezid anlatıyor: "Huzeyfe radıyallahu anh'a, içiyle
dışıyla, hal ve hareketleriyle Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a, en çok
benzeyen şahıs kimse, onu bize söyle de kendisinden hadis dinleyelim" diye
sordum. Bize şu cevabı verdi:
"Biz içiyle dışıyla, hal ve hareketleriyle, evinin duvarlarıyla gizleninceye
kadar Resûlullah'a en çok benzeyen, İbnu Mes'ud radıyallahu anh'tan başka
birisini tanımıyoruz."
Buhari, Fezailu'l-Ashab 27, Edeb 70; Tirmizi, Menakıb, (3809).
4408 - Mesruk ve Şakik rahimehümallah anlatıyor: "Abdullah İbnu Mes'ud
radıyallahu anh dedi ki: "Kendisinden başka ilah olmayan Zât-ı Zülcelal'e yemin
olsun. Kur'ân'dan nazil olan her bir sûrenin nerede indiğini, her bir ayetin ne
sebeple indiğini mutlaka biliyorum. Eğer bilsem ki, bir kimse Kitabullah'ı
benden daha iyi bilmektedir ve ona da deve ulaşabilmektedir, mutlaka binip
giderim."
Buhari, Fezailu'l-Kur'ân 8; Müslim, Fezailu's-Sahabe 114, (2462); Nesai,
Zinet 10, (8, 134).
4409 - Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: "Yemen'den benn ve kardeşim
beraber (Medine'ye) geldik. Bir müddet kaldık. Bu esnada İbnu Mes'ud ve
annesini, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına çok girip çıkmaları ve
beraberliklerinin fazlalığı sebebiyle Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın aile
efradından olduklarına hükmetmiştik."
Buhari, Fezailu'l-Ashab 27, Meğazi 74; Müslim, Fezailu's-Sahabe 110, (2460);
Tirmizi, Menakıb, (3808).
4410 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Şu ayet indiği zaman (mealen):
"İman edip güzel işler yapanlar, haramdaan sakınıp iman ederek güzel işler
yaptıkları, sonra yine haramdan kaçınmaya devam edip imanlarında sebat
ettikleri, sonra da takvayı kalplerinde iyice kökleştirip iyilikte bulundukları
takdirde, onların, haram şeyleri, henüz haram kılınmazdın önce tatmış
olmalarından dolayı üzerlerine bir günah yoktur. Zira Allah iyilik yapanları ve
iyi kullukta bulunannları sever" (Maide 93) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
bana: "sen bunlardan birisin" buyurdu."
Müslim, Fezailu's-Sahabe 109, (2459); Tirmizi, Tefsir, Maide, (3056).
EBU ZERR EL-GIFÂRİ RADIYALLAHU ANH
4411 - Hz. Ebu Zerr radıyallahu anh:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile karşılaşmazdan önce üç yıl ibadet
ettim" demişti. Kendisine: "(Bu ibadeti) kimin için yaptın?" diye sordular.
"Allah için!" cevabını verdi. Tekrar:
"Pekiyi nereye yönelerek yaptın?" denildi.
"Rabbim beni nereye yöneltmiş idiyse oraya!" dedi ve açıklamaya devam etti:
"Akşam vakti namaza başlıyor, gecenin sonuna kadar devam ediyordum. O zaman
kendimi bir örtü gibi atıyor, güneş tepeme yükselinceye kadar öyle kalıyordum.
(Bir gün kardeşim) Üneys bana:
"benim Mekke'de görülecek bir işim var. Sen bana baş-göz ol (eksikliğimi
duyurma) dedi ve Mekke'ye gitti. Oraya varınca bana dönmekte gecikti. Nihayet
geldi.
"Ne yaptın?" dedim.
"Mekke'de bir adama rastladım, senin (gibi farklı bir) din üzerine yaşıyor.
Ancak O, kendisini Allah Teâla'nın gönderdiğini zannediyor" dedi.
"Halk ne diyor?" diye sordum.
"Halk mı? Halk O'na şair diyor, kâhin diyor, sâhir (sihirbaz) diyor!" dedi.
Esasen Üneys şairlerden biriydi. Tekrar sordum:
"Pekala sen ne diyorsun?"
"ben dedi, kâhinlerin sözünü işittim, bilirim. Onunki kâhin sözü değil. onun
söylediklerini şiir çeşitlerine tatbik ettim. Hiçbirine uygun gelmiyor. Benden
sonra kimse O'na şiir diyemez. Vallahi O doğru sözlüdür, kâhinler ise hep
yalancıdırlar!" dedi. Bu açıklama üzerine ben ona:
"Öyleyse benim işlerime de sen baş-göz ol, bir de ben gidip göreyim!2 dedim."
Ebu Zerr, gerisini şöyle anlatır:
"Mekke'ye geldim. Halktan zayıf bir adam buldum. Ona: "Şu Sâbii (sapık)
dediğiniz adam nerede?" diye sormuştum. Adam, beni göstererek:
"Burada bir sabii var! Burada bir sabii var!" diye bağırmaya başladı. Derken
vadi halkı kesek ve kemiklerle üzerime hücum etti. Bayılarak yığılmış kalmışım.
Kendime gelip kalktığım zaman kırmızı bir dikili taş gibiydim. Zemzem'e kadar
gittim. Kanlarımı yıkadım, suyundan biraz içtim.
Böylece otuz gün, gece ile gündüz arası kaldım. Bu esnada zemzem suyundan
başka hiçbir taam almadım. Buna rağmen şişmanladım ve karnımın kıvrımları arttı.
Ciğerimde açlık hissi duymadım. Mekkeliler, ay ışığı olan bir gecede uyurken
Beytullah'ı tavaf eden yoktu. Onlardan sadece iki kadın, İsaf ve Naile (adındaki
putlarına) dua ediyordu. Tavafları sırasında bana kadar geldiler. (Dayanamayıp):
"Onları birbirlerine nikahlayıverin bari!" dedim. Onlar dualarından
vazgeçmeyip, tavaflarını yaparken yanıma kadar geldiler. Bu sefer:
"Onlar(a niye tapıyorsunuz)? Odundan farkları ne?" dedim. Kadınlar:
"(İmdat!) burada bir adam yok mu?" diye velvele kopararak gittiler. Tam o
sırada kadınları Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ve Ebu Bekr radıyallahu anh
tepeden inerlerken karşılayıp:
"(Niye bağırdınız) başınıza ne geldi?" derler. Kadınlar (onları daha
tanımadan)"
"Kâ'be ile örtüsü arasında bir sâbii (sapık) var!" derler. Onlar sorarlar:
"Size ne dedi?"
" Bize ağzı dolduran (ağza alınmaz) sözler söyledi" derler. Derken Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm geldi, Haceru'l-Esved'e istilamda bulundu, arkadaşıyla
birlikte Beytullah'ı tavaf etti. Sonra namaz kıldı. Namazını bitirince, -Ebu
Zerr der ki: "Aleyhissalatu vesselâm'ı İslam selamı ile ilk selamlayan ben
oldum.- "Esselâmu aleyke ya Resûlullah. (Ey Allah'ın Resûlü! Selam üzerine
olsun)!" dedim. Bana:
"Ve aleyke ve Rahmetullah. (Selam senin üzerine olsun, Allah'ın rahmeti de)!"
diye mukabele etti. Sonra:
"Sen kimlerdensin?" diye sordu.
"Gıfâr'danım!" dedim. Bunun üzerine eliyle eğilerek parmaklarımı alnına
koydu. İçimden: "Galiba kendimi Gıfâr'a nisbet etmemden hoşlanmadı" dedim.
Elinden tutmak üzere ilerledim. Fakat arkadaşı bana mani oldu. Onu benden iyi
biliyordu. Sonra başını kaldırıp sordu:
"Buraya ne zaman geldin?
"Otuz gündür burdayım!" dedim.
"Sana kim yiyecek verdi?" dedi.
"Zemzem suyundan başka bir yiyeceğim olmadı. Şişmanladım bile. Öyle ki
karnımın kıvrımları arttı. Ciğerimde açlık hissi de duymadım!" dedim.
"Zemzem suyu mübarektir. O hakikaten besleyici bir gıdadır!" buyurdu. Hz. Ebu
Bekr radıyallahu anh:
"Ey Allah'ın Resûlü! Bana müsaade et, bu geceki yiyeceğini ben ikram edeyim!"
dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ve Ebu Bekr radıyallahu anh gittiler,
onlarla ben de gittim.
Ebu Bekr bir kapı açtı. Taif kuru üzümünden benim için avuç avuç çıkarmaya
başladı. bu, Mekke'de yediğim ilk yemekti. Orada kaldığım kadar kaldım. Sonra
Resûlullah'a geldim. Bana dedi ki:
"ben hurmalıklı bir yere sevkedileceğim. Burasının Yesrib olduğu
kanaatindeyim. Sen kavmine benden mesaj götür. Umarım, sayende Allah onları
hayırla menfaatlendirecek ve onlar sebebiyle de sana sevap verecek."
Bundan sonra ben kardeşim Üneys'e geldim. Bana:
"Ne yaptın?" diye sordu. Ben:
"Müslüman oldum ve (Muhammed'in hak bir peygamber olduğunu) tasdik ettim"
dedim.
"Ben senin dinine karşı değilim. ben de müslüman oldum ve tasdik ettim" dedi.
Sonra kalkıp annemize geldik. (Durumu anlattık) O da bize:
"Ben sizin dininize karşı değilim. ben de müslüman oldum ve tasdik ettim!"
dedi. Sonra kalkıp hayvanlarımıza binip kavmimiz Gıfâr'a geldik. (Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'ın mesafını getirdik. İlk anda) yarısı müslüman oldu.
Eymâ İbnu Rahza el-Gıfâri müslüman olanların imamlığını yürütüyordu, bu onların
efendisi idi. Diğer (müslüman olmayan) yarı:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Medine'ye gelince müslüman oluruz!"
dediler. Derken Aleyhissalatu vesselam medine'ye geldi. O geri kalan yarı da
müslüman oldu. Bir müddet sonra Eslem kabilesi de gelerek:
"Ey Allah'ın Resulü! (Gıfarlılar) bizim kardeşlerimizdir. Onların müslüman
oldukları şey üzere biz de müslüman oluyoruz!" dediler ve onlar da müslüman
oldular. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
"Gıfâr'a Allah mağfiretini bol kılsın. Eslem'i de Allah selamete
kavuştursun!" diyerek o iki kabileden memnuniyetini ifade buyurdular."
Müslim, Fezailu's-Sahabe 132, (2473): Metin Müslim'in metnidir.
4412 - Ebu Zerr'in Buhari'de gelen bir rivayetinde şöyle denmiştir: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'ın bi'set (peygamber olarak gönderiliş) haberi Ebu Zerr
radıyallahu anh'a ulaşınca, kardeşi (Üneys)e:
"Devene bin! şu vadiye (Mekke'ye) git! Kendisini peygamber zanneden ve
semadan haber geldiğini söyleyen şu adam hakkında bana bilgi edin, sözlerini
dinle ve bana getir!" dedi. Kardeşi gidip, Mekke'ye vardı. Onun sözlerinden
dinledi. Sonra Ebu Zerr'in yanına döndü ve şu bilgiyi verdi:
"Onu gördüm. İnsanlara güzel ahlakı emrediyordu. (İnsanlara getirdiği) kelam
da şiir değil."
"Arzuladığım kadar merakımı gideremedin!" dedi. Azık hazırladı. İçerisinde su
olan dağarcığını yüklenip yola çıktı. Mekke'ye geldi. Mescide uğrayıp Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'ı kolladı. Esasen O'nu tanımıyordu. Doğrudan sormayı da
uygun görmedi. Böylece birkaç gece geçirdi. Tutup (bir kuytuya) yattı. Derken
Ali radıyallahu anh onu görüp, bir yabancı olduğunu anladı. Onu görünce takip
etti. Bu ikisinden hiçbiri diğerine herhangi bir şey sormadı. Bu suretle sabaha
erdiler. Sonra kırbasını ve azığını Mescid'e taşıdı. O gün de öyle geçti ve
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı akşama kadar göremedi. Bunun üzerine yattığı
yere döndü. (Az sonra) Ali radıyallahu anh ona uğradı ve adama:
"Yerimi öğrenme zamanı gelmedi mi?" dedi. Böylece Ebu zerr'i kaldırdı ve
beraberinde götürdü. (Ebu Zerr onu geriden takip etti.) Birbirlerine hiçbir şey
söylemediler. Üçüncü güne ermişlerdi. O gün de aynı şekilde hareket ettiler. Ali
Onu beraberinde ikamet ettirdi. Ve:
"Seni bu memlekete getiren sebebi bana söylemez misin?" diye sordu. Ebu Zerr:
"Bana yardımcı olup yol göstereceğin hususunda ahd-u misakda bulunur (kesin
söz verir)sen açıklarım!" dedi. Ali söz verdi, o da açıkladı. Ali dedi ki:
"O haktır ve Allah'ın Resûlüdür. Sabah olunca peşimi takip et. Ben, senin
hakkında korktuğum bir şey görürsem, sanki su döküyorum gibi doğrulurum. Değilse
yürümeye devam ederim. Böylece girdiğim yere sen de girinceye kadar beni takip
et!"
Ali böyle yaptı. O da onu takip edip geldi. Ali, Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'ın yanına girdi. O da onunla birlikte içeri daldı. Resûlullah'ın sözünü
dinledi ve anında müslüman oldu. Resûlullah kendisine:
"Hemen kavmine dön. (Gördüklerini) onlara haber ver. Emrim sana gelinceye
kadar (orada kal)" ferman etti. Ebu Zerr de:
"Nefsim elinde olan Zât'a yemin olsun, ben de haberi onlar arasında bağırarak
söyleyeceğim!" dedi. Oradan çıkıp Mescid'e geldi. Yüksek sesle:
"Eşhadu en-lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resûlullah!" dedi.
Halk üzerine atılıp, onu iyice dövdüler, canını pek yaktılar. Derken Abbas
radıyallahu anh gelip üzerine kapanarak (mani oldu).
"Yazık size! bunun Gıfârlı olduğunu, Şam'a giden tüccarlarınızın yolunun
oradan geçtiğini bilmiyor musunuz?" diyerek onu ellerinden kurtardı.
Ebu Zerr, ertesi günü aynı şeyi tekrarladı. Mekkeliler, üzerine atılıp tekrar
dövdüler. Yine Abbas üzerine kapandı ve onu kurtardı.
(Ravi der ki:) "Bu, Ebu Zerr el-Gıfâri'nin müslüman oluşunun başlangıcı
oldu."
Buhari, Menakıbul-Ensar 33, Menakıb 10.
HUZEYFE İBNU'L-YEMÂN RADIYALLAHU ANHÜMA
4413 - Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor. "Annem bana: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'ı (en son) ne zaman gördün?" diye sordu. Ben:
"Şu şu zamandan beri görmedim!" dedim. Annem bana (kızdı ve) azarladı. Bunun
üzerine:
"İzin ver Aleyhissalatu vesselam'a gideyim, akşam namazını O'nunla kılayım ve
bana da sana da mağfiret dileyivermesini taleb edeyim!" dedim. (O gün)
Aleyhissalatu vesselam'a gittim. Akşamı onunla kıldım. Yatsıyı da kılıncaya
kadar (orada nafile) namaz kıldı. Sonra ayrıldı. Ben de peşine düştüm. Derken
sesimi işitti:
"Bu kim? Huzeyfe değil mi?" dedi.
"Evet, Huzeyfe'dir!" dedim.
"Hacetin nedir? Allah Teala Hazretleri sana da, annene de mağfiret buyursun.
Şu bir melektir. Bu geceden önce arza hiç inmemiştir. Bana selam vermek ve
Fâtıma'nın, cennetteki kadınların efendisi olduğunu, Hasan ve Hüseyn'in de
cennetteki gençlerin efendisi olduğunu bana müjdelemek için Rabbinden izin
istedi" buyurdu."
Tirmizi, Menakıb, (3783).
4414 - Yine Huzeyfe raadıyallahu anh anlatıyor: "Ashab:
"Ey Allah'ın Resûlü! yerinize bir halife tayin etseniz!" demişti. Şu cevapta
bulundu:
"Ben birini yerime koysam, sonra da siz ona isyan etseniz, azaba maruz
kalırsınız. Velâkin, siz, Huzeyfe'nin size rivayet edeceği sözleri tasdik edin,
Abdullah İbnu Mes'ud'un okuyacağını okuyun."
Tirmizi, Menakıb, (3814).
SA'D İBNU MUÂZ RADIYALLAHU ANH
4415 - Berâ radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a
sündüs bir cübbe hediye edildi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ipek elbiseyi
yasaklamıştı. Halk bu elbiseden çok hoşlandı. -bir rivayette: "İpek bir elbise
hediye edildi, elimizle yoklamaya başladık, hepimiz hayran olmuştuk" denmiştir.
-Resûlullah:
"Nefsim (kudret) elinde olan Zât'a yemin olsun, Sa'd İbnu mu'âz'ın cennetteki
mendilleri bundan hayırlıdır" buyurdular."
Buhari, Libas 26, bed'ül-Halk 8, Menakıbu'l-Ensar 12, Eyman 3; Müslim, Fezail
126, 2468); Tirmizi, Menakıb, (3846).
4416 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Sa'd İbnu Mu'az'ın vefatından Arş titredi. -Bir
rivayette "Arş-ı Rahmân titredi" buyurmuştur-."
Buhari, Menakıbu'l-ensar 12; Müslim, Fezailu's-Sahabe 125, (2467); Tirmizi,
Menakıb, (3847).
4417 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Said İbnu Mu'az radıyallahu
anh'ın cenazesi taşındığı zaman münafıklar: "Cenazesi ne kadar hafif!" dediler.
(Bu sözleriyle) beni Kureyza hakkındaki hükmünü kastediyorlardı. Bu, Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm'ın kulağına ulaştı. Hemen şunu söyledi: "Onun cenazesini
melekler taşıyordu. (Bu sebeple insanlara hafif geldi):"
Tirmizi, Menakıb, (3848).
ABDULLAH İBNU ABBÂS RADIYALLAHU ANHÜMÂ
4418 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm beni sinesine bastırdı ve: "Allahım, bunu dinde fakih kıl" diye dua
etti." Bir başka rivayette: "Allahım ona Kitab'ı öğret!"; bir diğer rivayette:
"Hikmeti öğret" demiştir."
Buhari, Fezailu'l-Ashab 24, ilm 17, Vudû 10, İ'tisam 1; Müslim, Fezailu's-Sahabe
138, (2477); Tirmizi, Menakıb, (3823, 3824).
ABDULLAH İBNU ÖMER RADIYALLAHU ANHÜMA
4419 - Abdullah İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "(Rüyamda) elimde bir
istibrak parçası gördüm. Cennette her nereye istedi isem bu parça beni (bir
kanat gibi) oraya uçuruyordu. Rüyamı (kızkardeşim) Hafsa'ya anlattım. O da
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a anlatmış. Aleyhissalatu vesselam, Hafsa'ya:
"Kardeşin Abdullah (Allah'ın ve kulların hakkına riayet eden) salih bir
insan, keşke geceleyin de namaza kalksa!" buyurmuş. Ben bu vak'adan sonra gece
namazını hiç bırakmadım."
Buhari, Fezailu'l-Ashab 19, Mesacid 58, Teheccüd 2, 21, Tabir 25, 35, 36;
Müslim, Fezailu's-Sahabe 139, (2478); Tirmizi, Menakıb, (3825).