Ana Menü
İstanbul ve Anadolu Evliyaları

SAKIB DEDE HAZRETLERİ
 

Anadolu'da yetişen büyük Allah dostlarındandır.

Adı Mustafa'dır.

Endülüs'ten İzmir'e göçen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.

Doğum tarihi belli değildir.

Babası ticaretle uğraşırdı.

 Sakıb Dede doğmadan önce annesi Halime Hatun bir rüya gördü.

Rüyasında bir zat kendisine:

 "Allahü Teala sana üç beş gün içinde bir oğul verecektir.

Gözünü aç, onun kıymetini bil.

O birim yüksek dereceli oğlumuz olacaktır.

Sana da dünya ve ahirette çok faydası dokunacaktır" dedi.

Annesinin bu rüyasından birkaç gün sonra Sakıb Dede doğdu.

 Sakıb Dede, henüz yürümeye başladığı sırada babası ticaret için Mısır'a gitti.

Yıllarca kendisinden hiçbir haber alınamadı.

Bir gün yoksulluktan bir köşede annesinin ağladığını görünce çok sarsıldı.

 Bir köşeye çekilip oturdu.

O sı­rada elinde erzak ve mektupla bir zat kapıyı çaldı.

Babasının pek yakın bir zamanda geleceğini öğrendi.

Çocuk yaşta ilim tahsiline başlayan Sakıb Dede, çevrede bulunan ilim adamlarından mükemmel bir tahsil gördü.

Kanunî devri idi.

Ordu Çerhin kalesine sefer başlattı.

 Uzun müddet kuşatmadan sonuç alınamadı.

Nihayet bir ikindi üzeri başkumandanın çadırına bir derviş girdi.

Kumandan ona çok saygı gösterdi.

Sohbet sırasında derviş:

 "Bu gece mana âleminde Mevtana Celaleddin-i Rumî Hazretleri'nin bütün halifeleri ve talebeleri gelip, kalenin karşısında murakabe halinde olduklarını gördüm.

 İnşallah yarın ikindi üzeri kalenin alınması söz konusudur" dedi.

Komutan bu haberden rahatladı.

 Sakıb Dede, tahsilini daha da derinleştirmek için hayli yer dolaştı.

Bursa, Konya bu gezdiği yerlerin önemli merkezleridir.

Tasavvufta ilerlemek için Elmalılı Halil Efendi'nin sohbetlerine devam etti.

Halil Efendi'den hilafet aldıktan sonra İstanbul'a döndü.

Fatih Camii'nde vaaz ve irşada başladı.

Bir ara rahatsızlandığı için, kaplıca tedavisi görmek üzere Bolu'ya gitti.

Burada kaldığı müddetçe halka vaaz ve nasihatlerde bulundu.

Tedavi gördükten sonra yine İstanbul'a döndü.

Tasavvufta daha da ilerlemek için Edirne'ye gitti.

Orada bulunan Mevlevi Dergâhı şeyhi Siyahi Dede Hazretleri'ne intisapta bulundu.

Bir müddet bu zatın hizmetinde kalıp kendisinden hilafet aldı.

Matematik öğrenmek için Mı­sır'a gitti.

Geri dönüşünde Kütahya Mevlevihanesi şeyhliğine getirildi.

Hayatı­nın sonuna kadar burada taliplerinin irşadı ile meşgul oldu.

 1148 (m. 1735) yılında bu dergâhta vefat etti.

 Naaşı dergâhın bahçesine defnedildi.

 Sakıb Dede, her kimden gelirse gelsin, eza ve cefalara karşı şikâyette bulunmaz, onlarla güzel ve tatlı şekilde konuşarak, dost olmayanları da dost yapardı.

 Aleyhinde olanların bir kısmı onun bu halleri karşısında tevbe edip, ona talebe olurdu.

 Bir cuma günü İbrahim adında bir zat Aksu'ya giderken yolu Sakıb Dede'nin dergâhının yanından geçti.

 Dergâha girip:

 "Bana bir fırsat verseler bütün dedelerin ayaklarını kırardım" dedi.

Ayrılıp giderken, dergâha yakın bir yerde düştü ve ayağı kırıldı, ömrünün sonuna kadar bu derdi çekti.

Sakıb Dede'nin şiirlerinin toplandığı bir Divan’ı vardır.

Samimi ve bir coşku halinin terennümü niteliği taşıyan şiirlerinde lirik bir hava hâkimdir.

Yüce Allah sırrını Mukaddes ve Mübarek kılsın.

 

Geri Dön